• Cefai Demirel

    Nasıl Bir İmtihan İstersiniz?

    - 18 Ağustos 2013

İnsanlar, (sadece) “İman ettik” diyerek, sınanmadan bırakılacaklarını mı sandılar?(Ankebut Suresi,2)
Allah (cc.) “iman ettim” diyen kulunu dünya hayatında imtihan edeceğini bildirir. İnsanların yalnızca diliyle “ben inanıyorum” demesi yeterli değildir. Dünya imtihan mekânı olarak yaratılmıştır. Yaşadığımız olaylarla sınandığımız, imtihan olunduğumuz bir alandır. Zorluk yaşamadan ve o zorluk anlarında Rabbimize sadakatimizi, sabrımızı, tevekkül ve teslimiyetimizi göstermeden ebedi mutluluğa ulaşamayız. Dünya ebedi yaşamımıza geçiş aşamasıdır. Mü’minler ebedi yaşamda cennete taliptirler, peki cennete talip olurken nasıl bir imtihan isteriz.

“Yoksa sizden önce gelip geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda peygamber ve beraberindeki mü’minlerle “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyordu. Dikkat edin. Şüphesiz Allah’ın yardımı pek yakındır denildi.”(Bakara Suresi,214)
Allah(cc) kulunun karşısına sabır göstermesi gereken zorluklar çıkaracak ve göstereceği tepkilerle onu sınayacaktır. Mü’minleri biraz korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden eksiltmekle imtihan edeceğini bildirir. (Bakara Suresi,155) Kur’an’da haber verilmesine rağmen, iman eden insanın zorluklar karşısında şaşırması, neden benim başıma bunlar geliyor demesi doğru değildir. Bazen bu ayetlerin bizlere hatırlatılması gerekmektedir. Yaşanan zorluklar sıradan günlük sorunlar ya da büyük bir felaket gibi görünen olaylar olabilir. Biz mü’minlerin üzerine düşen görev, bunların bir imtihan olduğunun bilinciyle sabır göstermektir. İman sahiplerinin sınamalar karşısında gösterdikleri güzel ahlak, cesaret ve sabrın, onların ahiretteki derecelerini artıracak olmasıdır. “Yoksa siz, Allah(cc.) içinizden çaba harcayanları ve sabredenleri belirtip, ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?”(Al-i İmran Suresi,142)
Mü’min Sadece zorluklarla değil, dünya hayatındaki nimetlerle de imtihan edilir. Allah (cc.) verdiği her nimetle beraber insanın Kendisi’ne şükredici olup olmadığını ve bu nimetlerin hakkını verip vermediğine bakar. Şüphesiz nimetle imtihan, yoklukla imtihandan daha zordur. Mescit kuşu Salebe’nin durumunu hepimiz biliriz. “Mallarınız ve çocuklarınız ancak birer imtihandır; Allah katında ise büyük bir mükâfat vardır.” (Tegâbün,15)

Hz. Peygamber’in vefatından sonra bir gün Medine’de bir heyecan ve kalabalık meydana gelmişti. Bunun sebebini soran Hz. Âise (r.a)’ya Abdurrahman b. Avf’ın (r.a) kervanının şehre yaklaştığı söylenince Hz. Âişe (r.a) şöyle demişti, Rasûlullah (s.a.s.) şöyle buyurmuştu: “Abdurrahman sırattan geçerken düşer gibi oldu ama düşmedi.” Hz. Âise’nin (r.a) bu sözlerini haber alan Abdurrahman bin avf (r.a) beş yüz deve olduğu söylenen bu kervanını sırtındaki yüklerle birlikte tamamen Allah rızası için bağışlamıştı. Develerin sırtındaki malların develerden çok daha değerli olduğu kaydedilmektedir. Ashabın en cömertlerinden biri olduğu bilinen Abdurrahman bin Avf’ın (r.a) birçok gazvede ve özellikle Tebük gazvesinde Allah yolunda büyük infaklarda bulunduğu bilinmektedir. (Ahmet AĞIRAKÇA) Mü’minler olarak yoklukla, hastalıkla, imtihana razı değiliz varlıkla imtihanı kolay mı? Zannediyoruz. Bu imtihandan kaç yiğit galip çıkabilmiş? O mübarek sahabe bile sıratta tökezlemişken, kim Abdurrahman bin Avf (r.a) olabilir?

“O, amel(davranış ve eylem) bakımından hanginizin daha iyi ve güzel olacağını denemek için ölümü ve hayatı yarattı.” (Mülk Suresi,2) Allah (cc.) bu ayetle insanın yaratılışındaki gayeyi açıklamıştır. Dünya bir imtihan yeridir ve geçicidir. İnsanlar kendilerine verilen kısa ömrü, Allah’ın(c.c) belirlediği ve Kur’an’da kendilerine bildirilen sınırlara göre yaşamakla yükümlüdürler. Burada yaptıklarının karşılığını ise ahirette ebedi bir cennet olarak bulacaklardır. “Hayır, siz dünya hayatını seçip üstün tutuyorsunuz. Ahiret ise daha hayırlı ve daha süreklidir. “ (A’la Suresi,16-17)

Sahabelerden Sa’d (r.a) rivayet ediyor: Dedim ki: ‘Ya Rasulallah, insanların belâsı, imtihanı en çetin olanı kimdir? Buyurdu ki: “Peygamberler ve sonra da derece derece mü’minlerdir. Kişi, dini oranında belâ görür, imtihan edilir. Dini kuvvetli ve sağlam ise imtihanı ağır olur. Dininde zayıflık söz konusu ise, dini kadar imtihana tâbi tutulur. Belâ insanın yakasına öylesine yapışır ki, günahsız gezene kadar peşini bırakmaz.” (Tirmizî, c. 7, s. 78-79; Süyûtî, Câmiu’s-Sağîr, c. 1, s. 136; Ahmed bin Hanbel) Bela ve musibetler ne kadar büyükse bizim imanımızın büyüklüğüne delildir. Asıl korkmamız gereken imtihan edilmediğimiz zaman olmalıdır. Doktorlar ümitsiz vakanın canını yakmazlar. Gönlünce yesin içsin gezsin derler. Allah (cc.) bizi imtihan ediyor canımızı acıtıyorsa ne mutlu bize. Hâlâ bizde ümit var demektir. İmtihan edildiğimiz duruma sabır göstermeliyiz. İmtihan edildiğimiz durumdan şikâyetçi isek kendimize bir soralım biz nasıl bir imtihan istiyoruz. Diğer imtihanlar daha mı kolay?

“Sevabın çokluğu, belânın büyüklüğüyle beraberdir. Allah, bir toplumu sevdiği zaman şüphesiz onları sıkıntı, musibet ve belâlarla imtihan eder. Artık kim imtihan edildiği belâ ve musibetlere rıza gösterirse, Allah’ın rızası ve sevabı o kimseyedir. Kim de imtihan edildiği belâ ve musibetlere öfkelenir ilâhî hükme rıza göstermez ise, Allah’ın gazabı ve azabı o kimseyedir.” İbn Mâce, Fiten 23, hadis no: 4034. Mü’minler olarak bilmeliyiz ki bela ve musibetler bizlerin mertebesinin yükselmesi içindir. Büyük bela ve musibetlere uğrayanlar peygamberlerdir. Öyleyse bizler de belaların bizlere mertebemizin yükselmesi için gönderildiğini bilerek sabredeceğiz. “Bugün ben, gerçekten onların sabretmelerinin karşılığını verdim. Şüphesiz onlar, ‘kurtuluşa ve mutluluğa’ erenlerdir.”(Mü’minun Suresi,111)
Asker eve dönmektedir, yolda ailesini arar ve “anne baba eve dönüyorum. Yanımda bir arkadaşım var, mayına bastı bir eliyle bir ayağını kaybetti. Gidecek hiçbir yeri yok, onun bizimle kalmasını istiyorum.” dedi. Ailesi, “bunu duyduğumuza üzüldük, fakat bizimle kalamaz, belki onun başka bir yer bulmasını sağlarız.” Asker, “hayır anne baba onun bizimle yaşamasını istiyorum. Ailesi, “onun gibi özürlü biri bize korkunç yük olur. Bizim kendi hayatımız var, onun hayatımıza engel olmasına izin veremeyiz, bizce o arkadaşını bırakıp eve dönmelisin, O kendi başının çaresine bakacaktır.” Oğlu o anda telefonu kapatmıştır. Bir süre ondan bir haber alamadılar. Birkaç gün sonra polisten bir telefon gelir. Oğullarının yüksek bir binadan düşerek öldüğünü öğrendiler. Polis olayın intihar olduğunu söylüyordu. Anne ve baba oğullarının cesedini teşhis için şehir morguna gittiler. Onu tanıdılar ama bilmedikleri bir gerçeği de orada öğrendiler. Dehşete düşmüşlerdi, oğullarının bir eliyle bir ayağı yoktu.

Kendi imtihanımızın ağır olduğunu mu düşünüyoruz? Diğer imtihanların kolay olduğunu mu düşünüyoruz? Hiç zannetmeyelim. İnsanoğlu olarak, güzel olanla, iyi olanla, akıllı olanla, uyumlu olanla, yardımcı olanla beraber olmayı seviyoruz. Fakat yardıma muhtaç olanla, bize yük olacakla beraber olmayı sevmiyoruz. Zor olanla imtihan edilmeyi sevmiyoruz. Zor olandan kaçıyoruz. Ne güzel ki, bizler ne kadar hatalı, kusurlu, özürlü olsak da bizleri bırakmayan bir Allah (cc.) var. Bizler ne kadar suçlu da olsak o affetmeye hazır, dualarımıza icabet eden bir Allah (cc) var. Dua edelim, ondan imtihanlarımız için yardım dileyelim. O yardıma muhtaç olanlara hiçbir zaman sırtını dönmez.
“Andolsun ki sizi biraz korku ve açlıkla, bir de mallar, canlar ve ürünlerden eksilterek deneriz. Sabredenleri müjdele.” (Bakara,155) Mü’minler olarak mutlaka imtihan olacağız. Bazı kardeşlerim yoksulluktan, bazılarımız sağlıktan şikâyetçi olabiliriz. Kendimize bir soralım nasıl olsa imtihan olacağım, neyle imtihan olmak isterim? Evlatla imtihan edilmek daha mı kolay? Canla imtihan edilmek daha mı kolay? Gelen musibete sabır göstermeliyiz. Mevla’m daha büyük bela ile belamızı unutturmasın.

İmam-ı Gazali hazretleri buyuruyor ki: “Firavun 400 yıl yaşamıştı. Bir kere başı ağrımamış, ateşi olmamıştı. Bir kere başı ağrısaydı, herkesin kendine tapınmasını istemesi hatırına gelmezdi.” (Kimyayı Saadet.) Allah (cc.) Buyurur ki “İnkâr edenler sanmasınlar ki, kendilerine süre vermemiz kendileri için hayırlıdır. Sadece günahlarını artırmaları için onlara mühlet veriyoruz. Ve onlar için alçaltıcı azap vardır.”(Ali İmran,178) Başımıza bela gelmiyorsa bilinmelidir ki bu bizim hayrımıza bir durum değildir. Bazı kimselerin sağlıklı, hali vakti yerinde, işlerinin yolunda olması bizleri aldatmamalıdır. Allah’ın (cc.) onlara sadece mühlet vermesinden dolayıdır.

İmtihan kuralı herkes için geçerlidir. Yani, bütün insanlar imtihan edilmektedir. İnsanın imtihana tâbi tutulması Allah’ın bir sünnetidir. Peygamberler bile imtihan edildiler. Meselâ Hz. Zekeriya ve Yahya canları ile imtihan oldular. Hz. İbrahim, oğlunu kurban etmesi için emredildiği rüyayla imtihan edildi. Hz. Yusuf Züleyha ile imtihan edildi. Hz. Eyyüb hastalıkla imtihan edildi. İmtihanı başaranların imanı daha da güçlenir, başaramayanlar ise sapkınlıklarında daha da ileri giderler.

Horasan valisi Abdullah bin Tahir, çok âdil biriydi. Jandarmaları birkaç hırsız yakalamış, valiye bildirmişlerdi. Getirilirken hırsızlardan birisi kaçtı. O sırada Hiratlı bir demirci, Nişabur’a gitmişti. Demirciyi, gece eve giderken, jandarmalar yakaladılar ve diğer zanlılarla beraber valiye çıkardılar. Vali dedi ki. Hepsini hapsedin! Bir suçu olmayan demirci, hapishanede hemen abdest alıp, namaz kıldı. Ellerini uzatıp, ”Ya Rabbi! Bir suçum olmadığını ancak sen biliyorsun. Beni bu zindandan ancak sen kurtarırsın!” diye dua etti. Vali uyurken rüyasında dört kuvvetli kimse gelip, tahtını ters çevirecekleri zaman uykudan uyandı. Hemen kalkıp, abdest aldı, iki rekât namaz kıldı. Tekrar uyudu. Tekrar o dört kimsenin tahtını yıkmak üzere olduğunu gördü ve uyandı. Kendisinde bir mazlumun ahı olduğunu anladı. Vali hemen hapishane müdürünü çağırtıp sordu. Acaba bu gece hapishanede mazlum birisi kalmış mı?
Müdür dedi ki, Bunu bilemem efendim. Yalnız biri namaz kılıyor, çok dua ediyor gözyaşları döküyor. Hemen adamı buraya getiriniz. Demirciyi valinin yanına getirdiler. Vali hâlini sorup, durumu anladı ve dedi ki; Sizden özür diliyorum. Hakkını helâl et ve şu bin gümüş hediyemi kabul et. Herhangi bir arzun olunca bana gel! Demirci de cevabında dedi ki, Ben hakkımı helâl ettim. Verdiğiniz hediyeyi kabul ettim. Fakat işimi, dileğimi senden istemeye gelemem. Neden gelemezsiniz?

Çünkü benim gibi bir fakir için, senin gibi bir sultanın tahtını birkaç defa tersine çevirten sahibimi bırakıp da, dileklerimi başkasına söylemek kulluğa yakışır mı? Namazlardan sonra ettiğim dualarla beni nice sıkıntılardan kurtardı. Pek çok muradıma kavuşturdu. Nasıl olur da başkasına sığınırım? Rabbim, nihayeti olmayan rahmet hazinesinin kapısını, ihsan sofrasını herkese açmış iken, başkasına nasıl giderim? Kim istedi de vermedi? Kim geldi de, boş döndü? İstemesini bilmezsen, alamazsın. Huzuruna edeple çıkmazsan rahmetine kavuşamazsın! Dedi.

Bir imtihan dünyasında olan bizlerde sıkıntılarımızda, dertlerimizde, geçim sıkıntısı bizleri bunalttığında, evlatlarımızla sorunlarımızda, eşlerimizle sorunlarımızda, sağlık şikâyetlerimiz varsa, neden bunlar benim başıma geliyor dediğimizde, isteklerimizi dileklerimizi dinleyen bir sahibimiz var.

Biz istemeyi bilelim, sabretmeyi bilelim. Dua ediyorum ama kabul olmuyor diyorsak, henüz vaktinin gelmediğini bilelim veya bizim için hayırlı olmadığını bilelim, bunun imtihan vesilesi olduğunu bilelim ve ona günahsız ağızlarla dua edelim.

İmtihanlarımıza sabretmek, Allah (cc)’tan dua ile yardım istemek ve sonucun hayırla bitmesi temennisiyle esen kalın.

NOT: BU YAZI GENÇ BİRİKİM DERGİSİNİN AĞUSTOS 2013 SAYISINDA YAYINLANMIŞTIR.