• Mehmet Şahin

    Müslümanlara da Sirayet Eden Sonuç Odaklı Okumalar…

    - 19 Mart 2015

Müslümanlar okumalarını (hayatı, çevreyi, sistemi, dünyayı vs) neye göre yapmalıdır.? Referansımız ve metodumuz ne olmalıdır? Metotlar, “değişen dünya değerleri!” diye tanımladığımız duruma göre değişiklik arz eder mi?

Konunun başlığına bu ismi verdim çünkü bu durum ağırlıklı olarak, bu güne kadar Gayri Müslim tarafında görülüyordu. Ancak geldiğimiz noktada dünyevileşen, aceleci davranan, yaptığı İslami çalışmalarda hemen sonuç almak isteyen, batılılaşan, dünyevi çıkarlar vs.vs. Müslümanlara da sirayet etmiş vaziyettedir…

kuraklik_ve_el

Sonuç odaklı okumalar savrulmalara sebep olmaktadır. Müslümanlardan Rabbimizin istediği sonuç odaklı değil emek odaklı hareket etmeleridir.Geçmiş kavimlerin hayatlarını ve peygamberlerin bu durum karşısındaki tutumlarını tahkik ettiğimizde bunu açık ve net bir biçimde görebiliriz. Mesela, bildiğimiz üzere Yunus as, “kavmi inkârda diretiyor diye bunalmış ve tamamen iyi niyeti ile yani İslam davasını anlayan bir toplum bulunur diye kavmini terk etmiştir”…Peki akıbeti ne olmuştur? Bu iyi niyet kendisini balığın karnında bulmasına mani olamamış… Balığın karnına düşmüş ve hakkı ile tövbe ettikten sonra -ki burası önemlidir- balık onu tabiri caizse çırılçıplak bir vaziyette karaya atmıştır;

‘’İşlediği hatâ yüzünden büyük bir balık tarafından yutulan ve üç gün boyunca balığın karnında kaldıktan sonra, lütfumuz sayesinde kurtulan Zünnûn yani Balık Sahibi adıyla meşhur Yunus’a da katımızdan ilim ve hikmet vermiştik. Hani Yunus, bütün öğüt ve uyarılara rağmen bir türlü doğru yola gelmeyen kavminin olabildiğince inkârcı ve alaycı tutumu karşısında öfkeye kapılarak, iznimizi almadan görev yerini terk edip gitmişti. Bu davranışından dolayı kendisini cezalandırıp sıkıntıya düşüreceğimizi hiç hesaba katmamıştı. Böylece, kasabadan ayrılıp deniz kenarına gitti. Bir yolcu gemisine binip denize açıldı. Fakat aniden gemi batma tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Bunu aralarında günahkâr bir kişinin bulunmasına bağlayan gemiciler, “Gelin aramızda kura çekelim de, bu felâketin kimin yüzünden geldiğini bulup onu gemiden atalım!” dediler. Çekilen kura sonucu Yunus denize atılıp da büyük bir balık tarafından yutulunca, karanlıklar içerisinde Rabb’ine el açıp şöyle yakardı: “Ey yüce Rabb’im; Senden başka ilâh yok! Acziyetimi itiraf ediyor ve senin sonsuz merhametine sığınıyorum! Sen, eksiklik ve noksanlık ifâde edebilecek bütün sıfatlardan uzaksın, insan hayalinin ulaşabileceği her türlü tasavvurun üstünde ve ötesindesin, yüceler yücesisin! Doğrusu ben, emrini göz ardı etmekle kendime zulmettim!” (Enbiya 87)

Yine Musa (as) da  firavunu İslam’a davet ederken Rabbimiz üslubuna varana kadar onu ikaz etmiştir, onunla ne şekilde ve nasıl konuşması gerektiği yönünde uyarılarda bulunmuştur;

“Onunla tatlı dille konuşun, hikmetle ve ibret verici güzel öğütlerle onu hakîkate dâvet edin. Tartışmak gerektiğinde, kaba ve kırıcı davranmadan, gönül incitmeden konuşarak ona ayetlerimi tebliğ edin ki, belki bu sayede öğüt alır; yâhut en azından ilâhî azaptan korkup zulüm ve haksızlık yapmaktan çekinir.” (Taha 44) 

Yani  Musa as’ a git kafana göre takıl, istediğin şekilde tebliğ yapabilirsin dememiştir…

Ve yine gözleri görmeyen bir sahabe Ümmü Mektum olayında Peygamberimizin (s.a.v.) Abese Suresindeki ilk ayetlerle nasıl ikaz edildiğine hepimiz şahidiz, bildiğimiz üzere Peygamberimiz; eğer ki Mekke’nin ileri gelenleri (müşrikler) Müslüman olursa… diye bir okuma yapmış ve Rabbimizin ikazı gecikmemiştir;

‘’Mekke’nin ileri gelen inkârcılarına büyük bir umut ve heyecanla İslâm’ı tebliğ etmekte olan Peygamber, gözleri görmeyen bir müminin, “Ey Allah’ın Elçisi! Allah’ın sana öğrettiklerinden bana da öğret!” diye seslendiğini duyunca, “yersiz ve zamansız” bulduğu bu müdâhaleden hoşlanmayarak suratını astı ve adamcağıza arkasını döndü! Neden mi? Cahiliye döneminin değer yargılarına göre hem bireysel hem de ekonomik ve sosyal açıdan zayıf kabul edilen, aynı zamanda gözleri görmeyen bir mümin, Peygamberin yanına gelerek, onun çok önemli gördüğü bu konuşmasını yarıda kesti ve kendi ölçülerine göre “ayak takımı” olarak bildikleri kimseleri meclislerinde görmek istemeyen müşrikleri tedirgin edip, onların dâvete kulak vermelerini engelledi diye.

“Hayır, bunu yapmamalıydın, ey Peygamber! Ne biliyorsun, belki de o kör adam, senin okuyacağın birkaç ayet sayesinde günah kirlerinden arınıp tertemiz bir kul olacak?

Ya da senin vereceğin öğüdü can kulağıyla dinleyecek de, bu öğüt ona fayda verecek? (Abese 1-4)

Daha nice peygamberlerin hayatları bunun gibi örneklerle doludur…Rabbimiz bu ayetlerle de göstermektedir ki; “Eğer bu davanın sahibi ben isem sadece benim metodum işler” mesajını vermektedir…”Eğer başka yollar başka metotlar ararsanız bu Benim razı olacağım ve sizi de doğruya ulaştıracak yol olmayacaktır” demektedir.Günümüzde bu dava için farklı metotları aramak ve bunu da İslam adına diye nitelendirmek safdillik olur.Bu aynı zamanda Musa as.’dan,Yunus as.’dan, Peygamberimizden daha iyi niyetli olduğu manasına gelir ve Sünnetullah gereği bu mümkün değildir.Farklı yollar aramak Rabbimizin razı olmayacağını beyan ettiği bir durumdur…Bu yüzden metodu iyi tahkik etmemiz gerekir.İslam davasını kestirmeden insanlara ulaştıracağız diye aradığımız farklı yollar,verdiğimiz tavizler, Rabbimizin çizdiği metoda yeni şeyler eklemlemek demektir.Unutmayalım ki ve ne kadar iyi niyetli olursak olalım bu manada attığımız her adım dünyevileşmeyi, sisteme entegreyi, demokratikleşmeyi, İslam dışı her türlü kavramları kabullenmeyi beraberinde getirir.İslam adına bizden götürdükleri de azımsanmayacak kadar çoktur…Bu bağlamda İslam davası için aradığımız her yol hüsranımız olabilir. Bize düşen şartlar ne olursa olsun, Bu davayı Rabbimizin istediği şekilde omuzlamaktır. İslam davasının metodu noktasında elçilerine dahi söz hakkı vermeyen Rabbimiz, günümüzdeki İslam davasını omuzladıklarını söyleyenlere söz hakkı vermesi, bu yolu kendiniz belirleyin demesi olacak şey değildir…Bu yüzden yaptığımız çalışmaları sonuç odaklı değil emek odaklı, mücadele, sabır odaklı yürütmemiz gerekir… Gayret bizden başarı Allah’tandır.

 

Kaynak: Mahmut Kısa – Kur’an-ı Kerim meali