Cenâb-ı Hak, elbise giyme ve güzel giyinmeyle ilgili meâlen şöyle buyurmaktadır: “Ey Âdemoğulları! Size çirkin yerlerinizi örtecek giysi, süslenecek elbiseler indirdik. Takva elbisesi ise daha hayırlıdır. İşte bunlar Allah’ın ayetlerindendir. Belki düşünüp öğüt alırlar “ (A’râf sûresi/26)

 

Tesettür: Örtünme, setr etme, İslam dininde günlük hayatta ve özellikle ibadetlerin ifasında erkek ve kadının belli yerlerini örtmesi, gizleme, saklama manalarına gelmektedir. Günümüz İslami çevrelerince sıkça gündeme getirilen tesettür konusu genellikle Müslüman kadının tesettürü üzerinde yoğunlaşmaktadır. Onların örtülerinin rengi, modası, vücut hatlarını göstermemesi üzerinden devam etmektedir. Bu yorumlara katılmakla beraber, akla şu soru geliyor. Peki, Müslüman erkeğin tesettürü yok mudur? Müslüman erkeğin İslami giyim tarzı yok mudur? Bugün Müslüman erkeğin giyim tarzı, gayri Müslimlerin giyim tarzına benzemiyor mu?

 

“Kim bir kavme (topluluğa) benzemeye çalışırsa o, onlardandır.” ( Ebu Davud, libas 4.) bugün Müslüman erkekler kendilerine bir bakmalılar, bizler hangi topluluğa benziyoruz? İslam ümmetine mi? Yoksa Batılı gayri Müslimlere mi?

 

Yazar M. Şevket EYGİ’nin dediği gibi: “Şu halimize bakınız. Avrupa ceketi, Avrupa pantolonu, Avrupa kostümü, Frenk gömleği, kravat, iskarpin, Soğuk günlerde palto, pardösü,  Maşallah hiçbir yerli ve milli giysimiz yok. İliklerimize kadar Frenkleşmişiz.”

 

Müslüman kadınlarımız tesettürlü olmalarından dolayı zorluklarla mücadele etmişler ve faturayı da kadınlar olarak ödemişlerdir.(Türbandan dolayı üniversitelerden atılmalar, işten uzaklaştırmalar) Müslüman erkekler ise, üzerlerinde İslami bir simge bulundurmadıklarından dolayı, kimliksiz, tarafsız bir bölgede durarak, her yerin, her şeklin insanı olabilmektedirler.  Müslüman erkekler, inandıklarını kimseden saklamadan, gizlenme ihtiyacı duymadan, insanların içinde dolaşarak, gelen tüm tepkilere göğüs germeleri gerekir. Her Müslüman’da bu cesaret olmalıdır. Erkeklerimiz, Üniversitelerde rahatça okudular, işyerlerinde (Namaz hariç) giyimden dolayı sorun yaşamadılar, her ortama rahatça girip çıkabildiler. Müslüman kadınlar tesettürlerinden dolayı fatura öderken, Müslüman erkekler giyimlerinde kaçak güreşerek, fatura ödemeye yanaşmadılar.

 

Küreselleşmenin günümüz insanlarına dikte ettiği giyim kuşam tarzı, bütün dünyada insanlar tarafından kabul görmüştür. Ne yazık ki Müslümanlar tarafından da kabul görüp beğeni toplamıştır.   Müslümanlar kimliksel ve kültürel bir işgalle karşı karşıya kalmışlardır.   Toplumsal manada bir çözülmenin, kimlik kaybının ve yabancılaşmanın eşiğindeyiz. Çözülme sadece tesettürlü bayanların giyim tarzında değil, Müslüman erkeklerin, giyim tarzlarında da kendini göstermektedir.

 

Müslümanların kılık kıyafet konusunda titizlik göstermeleri gereken husus başka dinlerin ve kültürlerin şiarı, işareti, sembolü haline gelmiş bulunan kılık ve kıyafetin kullanılmamasıdır. Mesela haç,  papaz kıyafeti,  haham kıyafeti, Yahudi takkesi, Bir zamanlar şapka böyle idi genelleşti ve özelliğini kaybetti. Bunlar din yönünden sakıncalıdır. Kravat, Frenk gömleği, pantolon, yüksek topuklu iskarpin, belli tıraş şekilleri, pipo ve benzerleri de Müslüman olmayan toplumların kültürlerine dahildir. Bunların da zaruri olmayanlarını kullanmamak milli kültür hassasiyeti bakımından gereklidir. Dışı başkalarına (yabancılara, gayrimüslimlere) benzeyen insanların giderek içi de ,inancı, dünya görüşü, ahlâkı, onlara benzeyebilir!.

(Prof. Dr. Hayrettin KARAMAN )

 

Bugün Müslümanlarımız Avrupai giyim tarzını benimsemiş durumdalar. Cami imamlarımız önceleri sakallı, kısa bıyıklı idiler. Şimdiki imamlarımız, sinekkaydı traşlı, bıyıksız, devlet memurları. Müslüman erkeğin giyim tarzında bir boşluk var ve bu boşluğu Avrupai giyim tarzı doldurmakta. Alman, İngiliz, Amerikalının  giyim tarzını belirleyen uluslararası markalar,( Defakto, L.C. Waikiki, v.b. gibi) Bugünün Müslümanlarının da giyim tarzını belirlemekte. Coni, Edvard, Hans ne giyiyorsa, Mehmet de aynısını giyiyor.

 

Müslüman erkeklerin, İslami giyim tarzına sahip olmaları dileğiyle.

NOT: Bu yazı Genç Birikim dergisinin Aralık-2013 Sayısında Yayınlanmıştır.