happy-muslim-family

Selamun aleyküm. Öncelikle bizleri yönlendiren, yüreklendiren saygıdeğer Fatih Hocam’a (Pala) sonsuz teşekkürlerimi sunuyorum.

Artık günümüz öyle hale geldi ki, “çağdaş olacağız” diye maalesef iyice bozulmuş durumdayız. Öyle ki yapılan evliliklerin değil de ne yazık ki boşanmaların arttığı bir devri yaşıyoruz. Modern köleliğin altında yatan ekonomik özgürlük, biten evliliklerin başlıca nedenleri arasında. Hâlbuki bizler, Müslümanız elhamdulillah. O halde hayatımızı Kur’an ve Sünnet ışığında yönlendirmemiz gerekmiyor mu?

Biten evliliklerin çağında kadınlarımız çalışıyor(!) Kendi ayakları üzerinde durmalı ya(!) Kendi parasını kendi kazanmalı ya(!) Kimseye muhtaç olmamalı ya(!) En ufak bir tartışmada kariyerini kullanıp boşanmaya götüren kadınlarımız(!) var. Durum içler acısı…

Oysaki Rabbimiz, Ahzab Suresi’nin 33. ayetinde ne buyuruyor: “Evlerinizde oturun ve daha önce cahiliye döneminde olduğu gibi açılıp saçılmayın. Namazı güzelce kılın, zekâtı verin. Allah’a ve Rasulü’ne itaat edin. Ey Peygamber ailesi! Allah’ın istediği, sizden kirliliği gidermek, sizi tertemiz kılmaktan ibarettir.” Bakınız, Rabbimiz kadına ne kadar da değer veriyor. Bu ayeti, her okuduğumda narin bir kelebek, kırılgan bir gelincikmişim gibi hissederim kendimi. ‘Evlerinizde oturun; evler ki en emniyetli barınaklardır.’ Bizler ise tam tersini yapıyoruz. Yani sıcacık yuvalarımızı değil de kariyer uğruna, ekonomik özgürlük uğruna, duraklarda otobüs beklemeyi, soğukta tir tir titremeyi seçiyoruz.

Eşine su getirmek bile ibadet iken, bu kariyer hırsı neden?

İşte ne yazık ki Müslüman olup da ayete ters düşen işler yapıyoruz. Bizler, Kur’an-ı Kerim’in keremiyle keremlenip, Peygamber Efendimiz ve ashabını örnek almanız gerekirken; Batıya benzeyeceğiz diye İslam cahili oluverdik. Allah’ın emrini görmezden gelip, yaşadığımız hayatı benimsiyoruz. Dini dar kalıplara sığdırıyoruz. Hâlbuki nefsi doyurmaktan başka bir şey yapmıyoruz. Maalesef ki dizileri ve filmleri örnek alıyoruz. Onları yaşantımıza sokuyoruz. Dünyalık şeyleri tercih ediyoruz; hiç ölmeyecekmişiz gibi. Bu dünyada bulunmamızın gayesinden çıkıyoruz. Nasıl ki yazın kışı, gündüzün gecesi varsa bu hayatın da bir sonu var.

Bu yüzden ilk hedefimiz, ahireti kazanmak olmalı. Yaptığımız evlilikleri de dinimiz çerçevesinde yapmalıyız. Eş adayı seçerken, o kişinin edebine, takvasına, haram ve helaldeki hassasiyetine yani kısaca İslam’ı tam anlamıyla yaşıyor mu, yaşamıyor mu buna bakmamız gerekirken; maalesef görsellik ve maddiyatı ön planda tutuyoruz.

Ki o evlilik, ne kadar sağlıklı olabilir?

İşte Âdem Saraç, yazdığı “Ayrıldıkça Kavuşanlar” kitabında da tam olarak bundan bahsediyor.

Doğru yapılması gereken evliliği, Peygamber Efendimiz ve ashabını nasıl örnek almamız gerektiğini örneklendirerek anlatıyor.

Kesinlikle herkesin okuması gereken bir kitap. Mademki bu dini yaşıyoruz; Allah’ın (cc) hoşnut olacağı, ahirette de devam edecek ilişkiler kurmamız lazım.

Kitapta; Peygamber Efendimiz ve hanımları, Peygamberimizin kızları ve damatları başta olmak üzere sahabelerin aile hayatlarından yapılan alıntılar, evli bir çift üzerinden anlatılmıştır. Yani yaşadığımız hayatı değil de yaşamamız gereken hayatın romanlaştırılmış hali diyelim.

Bir idealizmin romanı…

Kitabı daha iyi anlamak için biraz inceleyelim:

“Mümin, fena halde yorulmuş bir şekilde evinin yolunu tutmuştu. Merdivenleri bir hırsız edasıyla sessizce çıktı. Aynı sessizlik içinde anahtarı ile açtı kapıyı. Kapıyı açar açmaz çoğunlukla olduğu gibi, yine Nur’u hazır buldu karşısında. Üç yıllık evliydiler Nur ile Mümin. Mümin, bir lisede öğretmendi. Nur, ev hanımı, en hanımefendisiydi.

– Selamun aleyküm.

– Ve aleyküm selam, hoş geldin efendim.

– Hoş bulduk canım.

İçeri girdi Mümin. Terlikleri verdi Nur. Ardından paltosunu çıkarmaya yardım etti. Mümin, bu mübarek hanımdan çok memnundu.

‘Bismillah’ ile bir kenara oturan Mümin, abdest hazırlığına başladı. Bir yandan da hal hatır soruyordu hanımına. Nur’un gözü de nurluydu; öyle güzel gülümsüyordu ki bütün yorgunluğu gitmişti Mümin öğretmenin. Her şeyi ile çok hoş bir hanımdı Nur.

Kollarını sıvayıp lavobaya girdi. ‘Nur, bana Allah’ın hediyesi.’ diye düşündü. Dua etti Nur için. Şükretti Allah’a. Salâvat getirdi Peygamber’e. Abdestini alıp çıkınca Nur’u elinde havlu ile bekler buldu.

– Yapma Nur’um, mahcup ediyorsun beni.

– Sana hizmet etmekten büyük zevk alıyorum ben.

– Allah senden razı olsun. Üç yıldır evliyiz, üç saat bile yanlış yapmamaya çalıştın, başardın da.

– Ya sen; sen de Peygamber Efendimiz ve ashabı gibi hareket ettin hep.

– Peygamber ve ashabına can kurban!

– Can kurban!”

Evet, şimdi içimizden geçebilir: Okuyucu erkekse “Nerede öyle bir kız?” Okuyucu bayanca “Nerede öyle bir erkek?” diyecek. İşte böyle bir arayışa girmemeliyiz. Herkes önce kendisini sorgulamalı. Erkeklerin “Mümin” gibi olma arzusu, bayanların da “Nur” gibi olma ideali çabası içinde bulunmaları lazım.

Kitaba biraz daha bakalım:

“Mümkün olduğunda her akşam, değilse iki akşamda bir, akşam namazlarından sonra hadis-i şerif dersi yaparlardı. Hem öyle ki Peygamber Efendimizin mübarek ağzından yeni çıkmış, sahabe-i kiram tarafından yeni rivayet edilmiş gibi sıcak ve canlı okurlar; adeta o döneme giderler ve o ânı yaşarlardı. Birbirlerini çok iyi anlayan bu örnek çift, aynı zamanda; aynı derdi, aynı çileyi, aynı davayı paylaşıyorlardı. Hadislerin ışığında Müslümanların bugünkü durumunu konuştular. Biri bitiriyor, diğeri başlıyordu. Karşılıklı oturmuşlardı. Birbirlerini yıllarca görmemiş iki âşık gibiydiler. Hadis derslerini de bu aşkla yaptılar.

Yatsı vakti yaklaşınca paltoyu getirdi Nur. Mümin biraz yorgun görünüyordu. Nur, uyardı onu:

– Hadi bakalım, doğru camiye. Özellikle yatsı ile sabah namazlarını camide kılmak çok önemli biliyorsun. Tembellik yok. Hadi canım!

– Sende bu tatlı dil var ya, taşları bile eritir inan.

Mümin Hoca’yı camiye uğurlayınca, acele ile bulaşıkları yıkadı. Abdestini tazeledi. Ezan okununca namazını kıldı. ‘Amenerrasulü’ diye bilinen Bakara Suresi’nin son ayetlerini okudu.

***

Yine mümkün olduğu kadarıyla her akşam, değilse fırsat buldukça Peygamber Efendimiz ve bir sahabe ışığında bir konu üzerinde çalışırlardı. Bazen konu bitmez, bir iki hafta sürerdi. Her ikisi de konuya hazırlık yapar, beraber işlerlerdi. Mümkün mertebe her akşam bir konu görüşmeden yatmazlardı. Özellikle Peygamber Efendimiz ve sahabe-i kiram üzerinde çok dururlar, onların örnek hayatlarını Kur’an ve Sünnet çerçevesi dâhilinde inceleyip örnek almaya çalışırlardı.

***

Mümkün mertebe erken yatarlardı Nur ile Mümin. Erken yatarlardı ki erken kalkabilsinler. Yatmadan önce abdestlerini tazelediler yine. Her zaman olduğu gibi ikişer rekât namaz kılıp Mülk Suresi’ni okudular. Sonra da lambayı kapatarak yatağa oturup gece lambası ışığı altında ellerini açarak birleştirip bir Fatiha-ı şerife, bir Ayete’l-Kürsi, bir İnşirah, bir Kevser, bir Nasr, üç İhlâs ve birer Felak-Nas Surelerini okudular. Seyyidü’l-İstiğfar duası ile Rasulullah Efendimizin (sav) yatarken okuduğu dualardan birini okuduktan sonra, ellerini üfleyip önce yüzlerine, sonra da bütün bedenlerine sürerek yattılar.

Gece yarısını geçe, seher vakti uyandı Nur. Sessizce kalktı. Abdest alarak Teheccüt Namazını kıldı, dualar etti. Kendisi için, Mümin için, bütün dünya Müslümanları için… Sonra da seher vakti yapacağı dersini yaptı.”

Ve sözün bittiği yer… İşte İslam’ı yaşamak bu!

Kur’an ve Sünnet bu! Allah ve Rasulü’ne olan sonsuz muhabbet!

Sahabeyi günümüze taşıma çabası!

İşte İslam’ın ne kadar huzur sunduğunu, insana ne kadar değer verdiğini, insanı ne kadar yüce bir seviyeye getirdiğini görmüş olduk.

Örnekleri, nasıl örnek almamız gerektiğini de görmüş olduk.

Mümin ile Nur gibi olma ideali içinde olmamız ve olmanız dileği ile.

Dua ile…

HİLAL SARIDOĞAN

İHL 11. Sınıf Öğrencisi