Ölüm, ilahi bir kanundur ve bu kanun, her canlı için er ya da geç, zamanı gelince tecelli edecektir (7/34).

Biz, inanıyor ve şahidiz ki, her canlı için geçerli olan ve dünyada değişmeyen tek hakikat var, o da ölümdür. Bu, bilinmesine ve her gün çevrede birilerinin ölümü gerçekleşmesine rağmen yine de ölüm acıdır; ağızların tadını kaçıracak kadar üzücü ve hüzünlüdür. Bu nedenle ölümün, her zaman soğuk bir yüzü olmuştur.

Oysa ölüm de doğmak ve yaşamak gibi doğal bir hadisedir. Bu nedenledir ki, bu ilahi kanunun her iki yönüyle tecellisine yani hem doğum hem de ölüm olayına her gün olmasa da zaman zaman şahit olmaktayız.

Ölüm meleği/Meleku’l-Mevt (32/11) geldiği zaman, onu engellemek ya da vakti bir an/saniye, öne almak ya da geriye bırakmak da mümkün olmayacaktır (16/61; 7/34).

Ölüm, Hz. Peygamber’in (as) buyurduğu gibi “ağızlardaki lezzetleri kaçırır…” Tanıdık birilerinin ölümü, bizlerde bir acı, bir üzüntü meydana getirir.

Hz. Peygamber, vefat etmek üzere olan oğlu İbrahim’i kucağına almış, gözlerinden yaşlar boşalmaya başlamış ve: “Göz ağlar, kalp üzülür; biz, yüce Rabbimizin razı olacağı sözden başkasını söylemeyiz. Biz, sadece Allah’ın bize emrettiğini söyleriz: İnna Lillahi ve İnna İleyhi Raciun (Biz, şüphesiz Allah’a aidiz ve O’na döneceğiz)” buyurmuştur.

Muhiddin Hoca da bu kervana katıldı. Rabbim, rahmetiyle muamele etsin.

Uzun zamandan beri tanışırız Muhiddin Hoca ile… Tanıdığım günden bu yana naifliğinden, tevazuundan, nezaketinden bir eksilme, bir farklılaşma görmedim; esprileriyle, fıkralarıyla ve nasihatleriyle bildiğim, tanıdığım birisi idi.

“Filistin Dostları Platformu” döneminde ve daha sonra oluşturduğumuz “Müslümanlarla Dayanışma Platformu”nda, daima birlikte olduk. İslam dünyasında işlenen zulüm ve katliamlarla ilgili olarak birçok eylem, panel ve konferansı birlikte organize edip gerçekleştirdik. Katledilen Müslümanlar için gıyabi cenaze namazları kıldık. Ayda bir, Platformda bulunan vakıf ve derneklerin merkezlerinde bir araya geliyor ve değerlendirmelerde bulunuyorduk.

İslam dünyasındaki gelişmelere duyarlıydı.

En son bizim düzenlediğimiz iftar programında, sonrasında İlkav’ın iftar programında ve bir de düğünde karşılaştık; zayıflamış ama güler yüzlüğünden, esprilerinden hiçbir şey kaybetmemişti.

Zaman zaman hal hatır sormak için telefonla arardım, ağrıları olmasına rağmen metanetliydi ve umutluydu. En son bayramda aradığımda -zannediyorum- yenge hanım telefona baktı ve telefonla konuşamadığını, ağrılarının arttığını söyleyince, içimi bir hüzün kaplamıştı.

En son Genç Birikim’de iken Ziya Badur’la birlikte aradık, yine yenge hanım telefona baktı ve aynı şeyleri söyledi. Üzüldük ama duadan başka yapacak bir şeyimiz de yoktu.

Biz, biliyoruz ki hasta olan ya da cephede olan değil, eceli gelen vefat eder. Allah’ın bizim için yazdığından başkası bize isabet etmez (9/51). Buna inanıyor ve iman ediyoruz.

Eğer Allah takdir etmişse bunu engellemeye ya da geciktirmeye de hiç kimsenin gücü yetmez (7/34; 23/43; 56/60).

Güzel insanlar bir bir ayrılıp kendi asıl yurtlarına (Daru’l-Ahire’ye) gidiyorlar. Bizim de er ya da geç gideceğimiz yer orasıdır.

Rabbim, bizlere de bizlerden önce ayrılıp gidenlere de rahmet eylesin.

Rabbimden Muhiddin Hoca’ya rahmetiyle muamele etmesini, taksiratını affetmesini niyaz ediyorum.

Ailesine, Vahdet Vakfı camiasına, sevenlerine, dostlarına sabr-ı cemil diliyorum.

Rabbim, rahmet ve mağfiret etsin. 03.08.2022

Ali KAÇAR