Kavramlar, bir düşüncenin, bir inancın ve herhangi bir konunun anlaşılması noktasında anahtar mâhiyetinde kelimelerdir. Bir meseleye ilişkin kavramların eksik veya yanlış anlaşılması, bizatihi o meselenin bütününün eksik veya yanlış anlaşılması sonucunu doğurur. Bir düşünceyi, bir inancı veya herhangi bir konuyu doğru anlamak istiyorsak, anlamak istediğimiz konuyu ilgilendiren kavramları doğru bilmek ve anlamak zorundayız.

Müslüman’ın çok şeyinin gasp edildiği gibi kavramları da tâğûtî güçler tarafından çalınıp İslâmî anlamından içi boşaltıldıktan sonra câhiliyyenin istediği şekilde tahrif edilip değişik ve çarpık muhteva ile Kur’an’dan uzaklaştırılan insanlara sunulmaktadır. Bu konuda örnekler sayılamayacak kadar çoktur. Din kavramından şehidlik kavramına, adâlet ve zulüm anlayışından İslâm, Kur’an ve sünnet anlayışına kadar yüzlerce kavramın başına gelen budur.[1]

‘Zikir’ kavramı da, bundan yeterli payını almış garip, mahzun ve sahiplerinden şikâyetçi kavramlarımızdan. Tâbir-i câizse yanlış anlaşılmaya kurban edilen kavramlardandır; Zikir. Yanlışlara kurban giden, Kur’an ve sünnete göre anlaşılmayan bir önemli kavram. Ya da Kur’an ve sünnete göre anlaşılmaması için önüne engeller yığılan  mümtaz bir kelime, önemli bir ibadet: Zikir. Hem de yanlış anlayan, yanlış yerde kullananların yüzünden, dinde samimi olanlar tarafından ihmal edilen bir kulluk belgesi, bir iman ispatı: Zikir.

Zikir denilince hemen şu sorular gündeme gelmekte: Hangi sözler, hangi ritüeller, hangi hareketler zikir sayılmaktadır?; Zikrin özel bir şekli var mıdır?; Zikir, ‘gizli (hafî) mi- açık (cehrî) mı’, ‘toplu mu – tek başına  mı’ yapılmalı?; Rasûlullah  sallallâhu aleyhi ve sellem ve O’nun sahabelerinin hayatında, kol kola verilmiş bir şekilde, yatarak- kalkarak, bağırıp çağırarak, kendinden geçerek, vücuduna bir şeyler saplayarak, cezbe dedikleri trans haline gelerek  bir zikir yapma şekli var mıdır?; Zikir, bir köşeye çekilip sadece zikir/tesbih sözlerini her gün belli bir miktarda tekrar etmek midir? Zikir bir üstadın/şeyhin/vekilin gözetiminde mi yapılmalı? Zikir ibadeti görevini illa bu sıfatları taşıyanlardan mı almalı?

Ümmü’l Mü’minîn Âişe radıyallâhu anhâ’nın şâhitliği üzere: “Rasûlullah  sallallâhu aleyhi ve sellem zamanlarının hepsinde Allah’ı zikrederdi.”[2] Bu sebeple yazı dizimizin adını “Mekrûh Vakti Olmayan İbâdet: Zikir” olarak belirledik. Zikir kavramını sadece kendini tasavvuf yoluna nispet eden sûfilere ait bir kavram olarak görenlerin varlığı mâlumdur. Bu yanlışlığı düzeltmek ve zikir kavramını lâyıkıyla anlatabilmek için Kur’an ve Sünnet-i Seniyye’yi temel ölçü alarak ‘Zikir’ ana konulu bu yazı dizimizi hazırlamaya gayret ettik. Gayret bizden, Tevfik yüce Allah’tandır.

   

   A) ZİKRİN SÖZLÜK VE ISTILAH ANLAMI:

Zikir, sözlükte “anmak, hatırlamak, şân, şeref, öğüt, ses, namaz, duâ, övgü” anlamlarına gelir. Unutmanın zıddı olan zikir ayrıca “telaffuz etmek, bir şeyi ezberlemek, unutulan bir şeyi dil ve kalp ile hatırlamak, zorunlu olsun veya olmasın bir işte bulunan düzen, insanın bildiği bir şeye sahip olması ve onu koruması” anlamlarına gelir.[3]

 

Râgıb el-İsfehânî, biri dille, diğeri kalp ile olmak üzere zikrin iki çeşidinin olduğunu söyler. Kalp ile zikir bir şeyi hatırlamak ve akla getirmek; dil ile zikir ise onu telaffuz etmektir. Râgıb el-İsfehânî, aynı zamanda iki türlü hatırlamaktan bahseder. Bunlardan birincisi unutulan bir şeyi hatırlamak, ikincisi ise diliyle andığı şeyi hiç unutmamaktır.[4]

 

Zikir kelimesi İslâmî terminolojide şu anlamlarda kullanılır: “Kur’ân-ı Kerîm, Kur’ân-ı Kerîm       tilâveti, hadis okumak, ilim tahsil etmek, nâfile ibadet yapmak, bir şeyin kalbe ve dile getirilmesi; sınırlandırılmış çeşitli ibareleri usûlüne göre tekrar etmek suretiyle Allah’ı yüceltmek; kulun rûhen ve bedenen tekrar ederek Tevhîd akîdesini her an içinde yaşaması; Allah’ın varlığını ve birliğini her türlü noksanlıktan, beşerî sıfatlardan münezzeh bulunduğunu kalpten dile aktarmak, kalp ile dili birleştirmek, Allah’ın yüce varlığını, sıfatlarını, güzel isimlerini anmak ve tekrarlamak suretiyle yapılan ibadetler” demektir.[5]

 

İmam Kuşeyrî:  “Allah’a giden yolda kuvvetli bir esas, hatta bu yolda temel şarttır. Devamlı zikir müstesnâ, Allah’a başka hiç bir şekilde ulaşılmaz. Zikir iki çeşittir: Dilin zikri, kalbin zikri. Kalbin daimî zikir mertebesine, kul lisan zikri ile vasıl olur. Tesirli olan kalp zikridir. Kul, hem dille hem kalple zikir halinde olursa sülûk halindeki vasfı itibariyle kemâle ulaşmış olur. Allah’ı kalp ile zikretmek müridlerin kılıcıdır. Onlar düşmanlarına karşı bu kılıç ile savaşırlar, kendilerine gelen âfet ve musîbetleri bununla defederler. Belâ ve musibet yaklaştığı zaman, kul kalbi ile Allah’a sığınırsa hoşlanmadığı şeyleri derhal kendinden savmış olur, kendisine yönelen âfet yolunu değiştirir. Hakikî mânasıyla Allah’ı zikreden zâkir, O’nun zikri yanında her şeyi unutur, Allah onu her şeyden korur. Kul için Allah her şeye bedel olur. Kul bütün vakitlerde zikretmekle memurdur. Zikrin yapılmadığı bir zaman yoktur. Namaz bütün ibâdetlerin en şereflisi iken bazı vakitlerde kılınması câiz değildir. Hâlbuki kalp ile zikre her hâlükârda devam edilir.”[6]

     a) Zikir Kavramının Kur’an-ı Kerimdeki Kullanımı: Zikir, Kur’ân’da sözlük ve terim anlamlarıyla sıkça kullanılan kelimelerden olup “zkr” kökünden gelen ve çeşitli kalıpları bulunan kelimeler yaklaşık olarak 292 âyette geçmektedir.[7] Sadece “zikr” kelimesi ise, 76 yerde zikredilir. Sadece emir halinde 37 yerde geçer.  Bu kavramın Kur’an’daki anlamlarını şöyle sıralayabiliriz[8]:

1- Tevhid (Allah’ın bir tek oluşu): Meselâ, “Onlar (kâfirler) Rahman’ın zikrini inkâr ederler.” (Enbiyâ,36) âyetinde geçen zikir bu anlamdadır. “Rahman’ın zikrini inkâr”; Allah’ın bir tek oluşunu kabul etmemek, inkâr etmektir.

2- Vahiy: Meselâ, “(Semud halkı), zikir aramızdan ona mı (Sâlih’e mi) verildi? Hayır, O, yalancı küstahın biridir (dediler)” (Kamer, 25) âyetinde geçen zikir bu anlamdadır.

3- Kur’an: Meselâ, “Bu, O’na (Muhammed’e) indirdiğimiz mübarek bir zikirdir….” (Enbiyâ, 50),  “Zikri, biz indirdik ve onu koruyacak olan da biziz.” (Hicr, 9), “Ey kendisine zikir indirilen! Sen delisin.” (Hicr, 6)  âyetlerinde geçen zikir, bu anlamdadır. Zikir kavramı, Kur’an’da birçok yerde bu anlamda kullanılmıştır.

4- Tevrat, İncil ve Diğer Kutsal Kitaplar: Meselâ, “Bilmiyorsanız zikir ehline sorunuz.” (Nahl, 43) âyetinde geçen zikir kavramı, Allah’ın Hz. Mûsâ ve Hz. Îsâ’ya indirdiği Tevrat ve İncil’dir.

5- Duâ Etmek: Meselâ; “Ey müminler! Bir toplulukla karşılaşırsanız sebat edin ve Allah’ı çok zikredin ta ki kurtuluşa eresiniz (başarı elde edersiniz)” (Enfâl, 45), “Rabbini gönülden ve korkarak, içinden hafif bir sesle sabah akşam an (duâ et), gâfillerden olma” (A’râf, 205) âyetlerinde geçen zikir bu anlamdadır.

6- Öğüt, Nasihat. Meselâ,  “O (Kur’an), ancak âlemler icin bir zikirdir” (Tekvir, 27) âyetinde gecen zikir kelimesi bu anlamdadır. Zikir kavramı, Kur’an’da bu anlamda da çok kullanılmıştır.

7- Şeref: Meselâ,  “(Ey peygamberim!) O (doğru yol İslâm) senin ve kavmin icin bir zikirdir…” (Zuhruf, 44), “Yemin olsun ki size bir kitap indirdik ki onda zikriniz vardır…” (Enbiyâ, 10) âyetlerinde geçen zikir kelimesi bu anlamdadır.

8- İman ve İtaat, Sevap ve Nimet, Mağfiret ve Rahmet: Meselâ, “Beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim…” (Bakara, 152) âyeti, “bana iman edip itaat edin ki ben de size sevap ve nimet vereyim” demektir.

9- Allah’tan Korkmak, Allah’ın Sevap, Azap ve Mağfiretini Hatırlamak, Yaptığına Pişman Olmak: Meselâ, “(Muhsinler) o kimselerdir ki çirkin bir fiil işledikleri zaman hemen Allah’ı(n azabını) hatırlarlar, korkup pişman olurlar …” (Âl-i İmrân, 135) âyetinde geçen zikir bu anlamdadır.

10- Söz Etmek, Bahsetmek, Anlatmak: Meselâ, “(Yûsuf), iki kişiden, kurtulacağını sandığı kimseye, ‘efendine benden söz et (uzkurnî)’…” (Yusuf, 42) âyetinde gecen zikir bu anlamdadır.

11- Haber: Meselâ, “(Ey Peygamberim!) Sana Zulkarneyn’den soruyorlar. De ki: ‘Size onun haberini (zikrini) okuyacağım / bildireceğim.” (Kehf, 83) âyetindeki zikir bu anlamdadır.

12- Korumak (hıfz): Meselâ, “(Ey Yahudiler!) Bir zaman da sizin sözünüzü (ahdinizi) almıştık, üzerinize dağı kaldırmıştık. (Öyle ise) size verdiğimizi kuvvetle tutun ve içinde olanı muhafaza edin (vezkurû) ta ki (azabımızdan) korunasınız” (Bakara, 63) âyetinde geçen zikir bu anlamdadır.

13- Beyân, Açıklama: Meselâ, “Sâd. Beyân sahibi (zi’zzikri) Kur’an’a yemin ederim.”(Sâd, 1) âyetindeki zikir bu anlamdadır. Bu ayetteki zikir, şeref anlamına da gelebilir.

14- Beş Vakit Namaz: Meselâ, “Ey mü’minler! Mallarınız ve çocuklarınız sizi Allah’ı zikirden alıkoymasın…” (Tahrim, 9), “…Güvene erdiğiniz zaman bilmediklerinizi (Peygamberin) size öğrettiği gibi namazı kılın (fezkurullâhe)” (Bakara, 239) âyetlerindeki Allah’ı zikirden maksat, beş vakit namaz ve diğer ibâdetlerdir.

15- Cuma Namazı: “Ey müminler! Cuma günü ezan okunarak namaza çağrıldığınız zaman hemen Allah’ın zikrine koşun” (Cuma, 9) âyetindeki Allah’ı zikirden maksat cuma namazıdır.

16- İkindi Namazı: “(Süleyman) ben dedi, mal sevgisini Rabbimi zikirden ötürü tercih ettim. Nihayet atlar perdenin arkasına gizlendi” (Sâd, 32) âyetinde geçen Allah’ı zikirden maksat ikindi namazıdır.

17- Ayıplamak, Eleştirmek: “(Ey Peygamberim!) Kâfirler, seni gördükleri zaman; sizin ilâhınızı eleştiren / diline dolayan bu mu? diyerek seni alaya alırlar…” (Enbiyâ, 36) âyetindeki zikir kelimesi bu anlamdadır.

18- Allah’ı Övmek: Meselâ, “Onlar (azgınlar), yapmadıkları şeyi söylerler. Ancak iman edenler ve sâlih amel işleyenler, Allah’ı çok zikredenler ve zulme uğradıktan sonra yardımlaşanlar böyle değildir…” (Şuarâ, 226-227) ve “Namazı bitirdiğiniz zaman; ayakta, oturarak ve yanlarınız üzerinde (uzanarak) Allah’ı zikredin….” (Nisâ,103) âyetlerindeki zikir bu anlamdadır. Bu anlamda Allah’ı zikir; Allah’ın varlığını, birliğini, yüceliğini, gücünü; yaratan ve nimet veren olduğunu, ortağı, eşi ve benzeri bulunmadığını ifade eden tekbir, tehlil, tesbih, tahmid ve takdis cümlelerini dil ile söylemektir.

19- İkaz, Uyarı, Hatırlatma: Meselâ “…Yahut Kur’an onlara bir hatırlatma (zikir) yapsın” (Tâhâ, 113),“Rablerinden gelen yeni bir zikri (uyarıyı/ikazı) eğlenerek dinlerler” (Enbiyâ, 2) âyetlerinde geçen zikir, bu anlamdadır.

20- İnsanın Unuttuğu Bir Görevini, Bir İşini, Bir Bilgiyi, Bir Anıyı, Bir Olayı Hatırlaması: Meselâ,“(Genç, Mûsâ’ya) gördün mü dedi, kayaya sığındığımız zaman balığı (orada) unuttum. Onu hatırla(yıp al)mamı (zikir) bana ancak Şeytan unutturdu…” (Kehf, 63) âyetindeki zikir kelimesi, bu anlamdadır.

21- Nimet Vereni Bilmek, Tanımak ve O’na Şükretmek: Meselâ, “Ey Müminler! Allah’ın size verdiği nimeti hatırlayın/anın /şükredin (uzkurû)….” (Mâide, 11) âyetinde zikir kavramı, bu anlamdadır. Nimeti anmak, onu vereni düşünüp sözlü ve fiilî olarak şükretmektir.

Görüldüğü üzere Kur’an’da zikir kavramı, geniş bir mânâ yüküne sahiptir. Zikir kökünden gelip duyuru / tebliğ (Müddessir, 31), anlama (Gâşiye, 23), hatırlama (En’âm, 68; Sâd, 49), öğüt (En’âm, 90), hatıra (Sâd, 43), ibret (Hûd,114;Kâf, 8; Zümer, 21) ve ihtar (Zuhruf, 45) anlamlarında zikra; öğüt,hatırlatma, ikaz (Tâhâ, 3; Hâkka, 48; Müzzemmil,19;  Muddessir, 54), ibret (Vâkıa,73) ve Kur’ an (Müddessir, 49) anlamlarında “tezkire kelimesi de kullanılmıştır. Öğüt veren Peygambere muzekkir (Gâşiye, 21), öğüt alana da muddekir (Kamer, 15, 17) denilmiştir.

Kur’an’da bu kadar farklı anlamlarda kullanılan, dolayısıyla çok boyutlu ve insan hayatının bütününü kuşatan zikir, aynı zamanda insanın farklı şekillerde icrâ edebileceği ibâdettir. Zikir, dille, kalple, düşünce ile ve bedenin diğer organları ile yerine getirilebilen bütüncül bir özelliktir. İnsanın sadece dil ile bazı kelimeleri tekrarlaması, filin sadece bir organını tutup onu o parça ile değerlendiren körün tutumuna benzer. Otuzdan fazla anlamından birini almak ve sadece dil ile bazı kelimeleri tekrar etmek zikir değil; zikirden sadece bir bölümdür. Bu parçacı anlayış, dinin tahrif edilmesi demek değilse, en azından gaflet ve cehâlet ürünüdür.
Zikir; sadece “Allah!” demek veya O’nu hatırlatan kelime veya cümleleri tekrarlamak değildir. Allah’ı, güzel isimlerini hatırlamak, anmak, O’na hamd ve şükürde bulunmak, O’nu tesbih etmek, tekbir ile ululamak, Kitâbullâh’ı okumak, duâ etmek; bütün bunlar zikrin yalnızca lisana ait olan bölümüdür. Allah’ın varlığına delâlet eden delilleri, O’nun sıfat ve isimlerini düşünmek, Allah’ın ahkâmını, emir ve yasaklarını, tekliflerini, vaadini ve vaîdini, O’na olan kulluk vazifelerini ve bunların hikmet ve delillerini düşünmek, enfüsî (öznel) ve âfâkî (nesnel) bütün yaratılmışları ve bunların yaratılış sırlarını düşünmek, varlığın her zerresinde mevcut ilâhî hikmetlerini görmek… Bu da kalbî ve fikrî zikirdir. Bedenin memur bulunduğu görevlerle meşgul ve dopdolu olması, kendilerine yasaklanan şeylerden uzak durması ise, fiilî ve bedenî bir zikirdir.

    (Devam Edecek)

DİPNOTLAR

[1] Kavramları Kur’an ve Sünnet perspektifinde anlama meyânında, Yusuf Kerimoğlu hocamızın ‘Kelimeler ve Kavramlar (İnkılâb Yayınları)’ ve Alaaddin Palevî’nin ‘İstismar Edilen Kavramlar (İtisam Yayınları)’ kitaplarının okunmasını tavsiye ediyorum.

[2] Müslim, Hayz, 117

[3] İbn Mânzûr, Lisânü’l-Arab, s. 447,  Beyrut, 1956; Râgıb el-İsfehânî, el-Müfredât Fî Garîbi’l-Kur’ân, s. 259-260, Beyrut, 1996 ; Tehânevî, Keşşâfü Istılâhâti’l-Fünûn, c.1, s.825, Beyrut, Süleyman Uludağ, Tasavvuf Terimleri Sözlüğü,  s.539, İstanbul, 1991.

[4] Râgıb el-İsfehânî, el-Müfredât, s. 259-260

[5] Türkiye Diyânet Vakfı İslâm Ansiklopedisi, ‘Zikir’ maddesi, c.44, s.409, İstanbul,2013; Cihad Tunç, ‘İslâm Dininde Zikir ve Duâ’, Erciyes Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, sy. 5, s. 37, Kayseri, 1988; Celal Yıldırım,  Kaynaklarıyla İslâm Fıkhı, s. 253. Uysal Kitabevi, Konya, 1998.

[6] Kuşeyrî, Kuşeyrî Risâlesi, (ter, Süleyman Uludağ), s. 301-304, İstanbul, 1981.

[7] Muhammed Fuâd Abdülbâkî, el-Mu’cemu’l-Müfehres li Elfâzi’l Kur’âni’l Kerîm, “zkr” md.

[8] Zikir kavramının Kur’an âyetlerindeki anlamları hakkında geniş bilgi için bakınız: Doç. Dr. İsmail Karagöz, Kur’an’da Zikir Kavramı ve Allah’ı Zikir,  s. 16-24, DİB Yayınları, Ankara, 2012