• Genç Birikim

    M. Beşir Eryarsoy Hocamız İle Eğitim Üzerine Röportaj

    - 17 Eylül 2014

besir_hoca_roportaj_2

Kıymetli ilim adamı, Medeniyet Vakfı başkanı M. Beşir Eryarsoy ile laik eğitim sistemi ve İslami eğitimin hedefleri üzerine Medeniyet Vakfı konuştu.

Mevcut eğitim sistemi, İslami hedeflerimizi gerçekleştirmek ve medeniyetimizi yeniden inşa ve ihya etmek için yeterli midir, yoksa alternatif programlara ihtiyacımız var mıdır?

Mevcut eğitim sistemi, herkesin malum olduğu üzere, laik bir eğitim sistemidir. Laik eğitimin de İslami eğitim ile çelişkisi laikliğin İslam ile çelişkisi kadardır. Dolayısıyla gerek üzerinde yaşadığımız coğrafyanın mevcut laik eğitim sisteminden gerekse dünyanın herhangi bir yerindeki laik eğitim sisteminden İslam medeniyetinin ihyası ve inşası için bir şeyler beklemek, başlı başına bir hatadır, bir yanlışlıktır. Bu, İslam eğitiminin hakikati ile laik eğitimin hedef ve maksatlarının örtüşmediğinden habersiz olmak demektir.

Alternatif eğitim programlarına ihtiyacımıza gelince; İslam ahlakında şöyle bir ilke vardır: “Takhliye tahliyeden önce gelir” Takhliye kelimesinde he harfi noktalı “hı” iledir, kelime olarak zemini veya mekânı boşaltmak demektir. Tahliye ise noktasız “ha” iledir. O da güzelleştirmek, süslemek, güzelliklerle bezemek demektir. Demek isteniyor ki; bir şeyi güzelleştirmeden önce o güzelliği dolduracağımız alanı boşaltmamız lazım. Güzelliğin de bir alana ihtiyacı vardır, iyiliğin de bir alana ihtiyacı vardır. Fakat alanımız birdir, o da insandır. Bu insana siz iki şey, hele birbirine zıt iki şey yükleyemezsiniz. O halde biz, eğitimden gerçek manada verim almak istiyorsak bunu yapmamız icap ediyor.

Nasrettin Hoca’ya iki öğrenci getirmişler ve demişler ki : “Hocam şu çocuk yarım yamalak Kur’an okumayı biliyor, diğer çocuk ise hiç bilmiyor. Şu ikisine de lütfen Kur’an öğretin.” Hoca, “Tamam, öğretiriz.” demiş. “Peki, bizden ne ücret alacaksın?” diye sorduklarında hoca “Şu hiç bir şey bilmiyor dediğiniz için bir akçe istiyorum, yarım yamalak biliyor dediğiniz için ise iki akçe istiyorum.” demiş. “Hocam nasıl olur, tersi olması gerekmiyor mu?” diye sorduklarında ise hoca: “Bir yanlışlık yok, şu bir şeyler biliyor dediğinize evvela bildiklerini unutturmak lazım. Ondan sonra ona doğruyu öğretmek lazım. Öbürü ise üzerinde yazı olmayan tahta gibidir, istediğimizi yazarız.” demiştir.

Bu misal, bugünkü laik eğitim sistemi ve onun yerine koymayı hedeflediğimiz İslam eğitiminin kendisi, özü mahiyeti örnektir.

Günümüz eğitim sistemini üreten olan laisizm, insan fıtratına aykırılığıyla, gaddarlığıyla, kan dökücülüğüyle, sömürüsüyle ve gayrî ahlakiliği ile insanımızı kuşatmış bulunuyor. O halde yapılacak ilk iş; evvela insanı laik eğitimin tasallutundan, baskısından, zulmünden kurtarmak olmalıdır.Ondan sonra eğitilmeye hazır olan insana, sağlıklı İslâmî eğitimi kazandırarak ahlak numunesi olan İslam insanını ortaya çıkarmak icap ediyor.

Hocam, “alan boşaltmak” ile kastettiğiniz çocuklarımızı hiç okula göndermeyelim mi demektir, yoksa bu sözünüz alternatifimiz olana kadar gönderelim, kontrol edelim, alternatifler oluşturalım manasına mı gelir?

Alternatifinizi üretmeden elinizdeki mevcudu tüketmeniz bir çeşit intihardır. İslam fıkhında hepimizin bildiği “zaruretler, mahzurları mübah kılar” kaidesi vardır. Normal şartlar altında bir insanın hiçbir gerekçe yok iken kendi iradesi ile evladını laik bir eğitimin eline teslim etmesi şer’an kabul edilebilir değildir. Fakat laik eğitim etkenken veinsanlar zarureten laik eğitim sisteminden çocuklarını geçirmek zorunda kalıyorken, biz İslami eğitimimizi istediğimiz düzeyde alternatif olarak takdim edemiyorsak ve dahası buna karşı yapabilecek şeylerimiz varken bunları yapmayıp ihmal ediyorsak, hiçbir şeye ilişmeyerek vakıaya seyirci kalıyorsak bu yaşananlardan mesulüz demektir.

Öncelikle, anne babaların ilkokuldan hatta ilkokul öncesinden itibarençocukları için zararı en az kurumları seçmeleri gerekir.Ondan sonra çocuklarını bu kurumlara göndermeden önce ruhi, İslami ve ahlaki alt yapılarının temel ve nirengi noktaları ile şekillendirmeye çalışmaları gerekir. Arkasından her gün olmasa bile annenin, babanın veya herhangi birisinin uygun bir şekilde çocuğun okulda öğrendikleri ve edindiği alışkanlıkları, kazandığı ahlaki davranışları yakından gözlemlemesi gerekir.Tashih edilmesi gereken yönleri-ki mutlaka bunlar olacaktır ve buluğ çağına yaklaştıkça sistemin izale edilmesi gereken olumsuz etkileri çoğalacaktır – izale etmenin yolları aranmalıdır.

Çocuk okula verilmeden önce çocuğun zihnî, ahlakî ve imanî alt yapısı İslam nokta-i nazarından gerektiği gibi yapılandırılmamışsa okula gittikten sonra “neler oluyor” deyip konuya müdahil olmak daha az faydalı olacaktır ya da yeterince faydalı olmayacaktır.
Benim söylediğim ya da söylemediğim bu paralelde hususlara dikkat edilecek olsa bile yine de sistemin vereceği bütün tahribatı, bütün zararları önlemek mümkün olmayabilir. Ama asgariye indirmeyi de önemli bir kazanç olarak değerlendirmek durumundayız.
Hocam, Bir sözünüzde “Yaratan Rabbinin adıyla oku eğitim, öğretimimizin başlangıç noktası, secde et ve /rabbine/ yaklaş emri de eğitimimizin nihai amacıdır.”demiştiniz. Bunu biraz açabilir misiniz? Yani İslami eğitimin başlangıç noktası ve hedefi nedir?
“Yaratan Rabbi’nin adıyla oku!” bilindiği gibi ilk vahiydir. Okumanın niteliği, esası, mahiyeti, okuma dinamiğinin ne olması gerektiği ifade ediliyor bu vahiyle. Ayrıca okumanın istikameti de çiziliyor. Yaratan Rabbinin adıyla okunacak.

Kur’an-ı Kerim’den anladığımız kadarıyla biz insanların önünde diğer bütün kitapların kendilerinden türediği ve aynı zamanda anlaşılmalarına hizmet etmeleri gereken iki kitap var. Birisi açık olan “kâinat kitabı”dır.Diğeri ise satır satır okumak, anlamak durumunda olduğumuz ve kainat kitabının da esasını, anahtarını bize teslim eden Allah’ın indirmiş olduğu “münzel kitabı” olan Kur’an’dır. Bu iki kitabı, Allah’ın göndermiş olduğu Kitabın istikametinde okuduğumuz ve doğru sonuçlar çıkararak o sonuçları hayatımıza doğru olarak aktardığımız takdirde hayatımızın istikameti şekillenmiş olur. Hayatımızın aldığı bu doğru yolun da bir hedefi vardır. Bu hedef, yine “Oku!” emrinin yer aldığı Alak suresinin son ayeti olan “Secde et ve /rabbine/ yaklaş” ayeti ile belirlenmiştir. Dolayısıyla “Yaratan Rabbinin adıyla oku!” emri ile başlayan sure “Secde et ve /Rabbine/ yaklaş!” emriyle nihayete ermektedir. O halde okumamızın hedefi Allahu Teâla’ya daha yakın olmaktır. Allahu Teala’ya daha yakın olmanın hayata yansıması nedir? Allah’a yakın olan insan evvela hayatında Allah’ın razı olmayacağı bir işi yapmama titizliğini gösterir. Dolayısıyla kâinata zarar vermez, çevresine zarar vermez, insana zarar vermez, diğer mahlûkata zarar vermez. Şefkat ve merhamet davranışlarının, yaklaşımlarının esasıdır.Kâinatı, Allah’a kendisini yakınlaştıracak şifreleri ihtiva eden Allah’ın açık kitabı olarak görür.

Bütün kitaplar bahsettiğimiz şekilde bu iki kitabın izahıdır. Fizik kitabı, kâinatın fizik kurallarının izah edildiği, kainatın anlaşılması için yazılan bir kitaptır. Astronomi üzerine, dinamik üzerine yazılan kitaplar da böyledir. Tefsir kitabı, hadis kitabı Kur’an’ın anlaşılmasına hizmet ettiği gibi bu tür kitaplar da aynı amaca hizmet eder. Peki, bütün bu kitaplar bizi neye yönlendirmesi gerekiyor veya bizi neyin üzerinde tutması gerekiyor? Bu kitaplar biziRabbimize yönlendirdiği ve Rabbimize yakınlaştıran yolüzerinde sağlıklı yürümemizi sağladığı için işimize yarıyor.

Biraz cevap almış oldum gibi ama yine de sormak istiyorum. “Allah’ın kitabı Kur’an ve Rasulullah’ın sünneti bize yeter” sözü üzerine bir değerlendirmede bulunur musunuz? Kur’ân ve sünnet okumaları sonucunda insanî ve sosyal bilimlere ihtiyacımız kalmaz diyebilir miyiz? Ya da İslamî ilimler ve sosyal ilimler diye bir sınıflandırma yapabilir miyiz?

Teorik olarak, Allah’ın kitabı Kur’an ve Rasulullah’ın sünnetimuhtevaları itibari ile bize yeter. Asıl sorgulanması gereken bu ilke değildir. Sorgulanması gereken bizim bunları ne kadar anladığımızdır. Anladığımızın da ne kadar doğru olduğudur. Bizim bunları anlayışımız ve yorumlayışımız doğru ve yeterli midir? Bunu doğru zemine oturtabildiğimiz oranda yeterlilik mevzu bahis olabilir.
Daha önce bahsettiğimiz şekilde Allahu Teala’nın bize verdiği iki tane kitabı var: Kainat kitabı ile indirilmiş olan münzel kitap. Bu iki kitabın bir maksadı vardır o da Allah’a yakınlaştırmaktır. Dolayısıyla Kur’an bize yeter, sosyal ve teknik ilimlerle ilgilenmeyeceğiz, anlamını çıkarmak başlı başına bir cehalettir. Asırlar önce bilinen bir vakıa vardır: Astronomi öğrenen bir grup öğrenciye o günlük fıkıh derslerini bitiren bir grup öğrenci “Ne yapıyorsunuz?” diye sorar. Onlar da “Bizler ‘Şüphesiz göklerin ve yerin yaratılmasında aklını kullananlar için ayetler vardır’ ayetinin tefsirini okuyoruz.” diye cevap verir.

Kainat kitabı ile münzel kitap arasını açtığımız ve ayırdığımız zaman laiklik ortaya çıkar. Bu iki kitabı aynı hedefin kılavuzları olarak okuyabildiğimiz zaman böyle bir ayırıma ihtiyaç olmaz. Hepsi aynı hakikatın ifade yerindeyse belirleyicileridir. Biz bunlarla, insanlığın hakikatten ne kadar uzaklaştığını tespit ve teşhis ederiz.Bu tespit ve teşhise göre yine bu kitaplardan hareketle çözümler üretiriz.

Son olarak hocam; Müslüman gençlere ilim tahsili noktasında tavsiyeleriniz nelerdir?

İlim tahsilinin birinci dinamiği, insanın her zaman için bildiklerinin bilmediklerine kıyasla çok cüz’î olduğunu bilmesi ve daha öğrenmesi gereken çok şeyler bulunduğunun şuuruna varmasıdır. Fakat bu bizi acıkmış olan bir insanın önüne gelen her şeyi rastgele yemesi şeklinde bir yanlışlığa itmemelidir. Her zaman için bünyemize en faydalı ve o esnadaki gıda ihtiyacımızı en verimli, en iyi karşılayacak gıdayı imkânlarımız ölçüsünde seçmenin yollarını aramaya çalışmalıyız. O zaman yediklerimiz bize sağlıklı bir şekilde fayda olarak döner, bizi rahatlatır ve bir daha acıkıncaya kadar ihtiyacımızı da karşılar.
İlim öğrenmek bizim esas hedefimiz değildir. Esas hedefimiz âlim olmak olmamalıdır. İlim bizi, Allah’a yakınlaştırmalı ve bizigüzel ahlak sahibi kılarak diğer insanlara faydalı olmaya götürmelidir. Böylelikle iyi insan kendisini aşarak iyiliklerini başkalarına taşıyan bir insan olur. İslam’ın istediği insan modeli budur. Allah’a daha çok yaklaşabilmenin yolu, doğru ilmi doğru zamanda öğrenmek ve bunu hayata doğru bir şekilde taşımaktan geçer.

Allah razı olsun hocam

Ecmâin..