• Necdet Yüksel

    Küresel Yegâne Güç, Emperyalistler Değil, İslam’dır.

    - 31 Ekim 2013

ABD yeni dünya düzeni projesini öngördüğü minvalde sürdürebilecek mi? Büyük Ortadoğu Planının geride kalan yıllarda hararette tartışıldığı, bölgesel denklemlere yeni yeni aktörlerin dahil edilip dışlandığı ve tüm bunların da süper gücü uluslararası düzlemde kabullenilmiş müstekbir ABD’nin hükümranlığının sınırlarını genişletmesi adına yaptığı da beyinlere adeta kazınmıştı. Öyle ki medya kanallarının hemen hemen tamamı -ister lehte isterse de aleyhte- bu zalimane evrensel operasyonu irdelemekteydiler. Acaba dönüştürülmesi düşünülen coğrafyalar şimdi ne haldeler. ABD ve materyalist işbirlikçi yandaşları umduklarına hangi ölçülerde ulaşabildiler?

 

Uluslararası ilişkilerde isimleri, çalışmalarıyla öne çıkmış batılı analistlere göre küresel yeniden yapılanmanın temelleri ikinci dünya savaşında gücün el değiştirmesiyle atılmıştı. ABD ikinci dünya savaşından her bakımdan kuvvetli, varlığını benimsetmiş ve tarumar olmuş Avrupa coğrafyasındaki keşmekeşi normalleştirebilecek başat bir siyaset donanımına sahip olduğunu gösterecek şekilde çıkmıştı. Sosyal, ekonomik ve değerlerine özgüvenini kaybetmiş bir Avrupa içine sürüklendiği kaostan uzun süre kurtulamadı. Sonrasındaysa ABD ve AB birbirlerini kollayan birer stratejik ortak oldular.

 

ABD üstünlüğü tekeline aldığından bu yana ise sömürgeleştirici zihniyetine endeksli ablukalarını da ambargolarını da işgal ve kapitalist menfaatleri için masum kitleleri hunharca katletmelerini de aralıksız olarak hem artırdı ve yaydı hem de sıradanlaştırdı. ABD önüne dikilen muhalif kitlelerle mücadelesinde asla insan haklarını da gözetmemekte. Dünya genelinde pazarladığı demokrasinin uygulanma standartlarına ters davranan rejimlerle ilişkilerinde önceliğini yönetim kadrolarının demokrasi kültürüne bağlılıkları üzerinden değil uşaklaştırılabilirlik derecelerine bakarak belirlemektedir.

 

Öncelikle ABD, akabinde de müşterek tarihi/dini/ gelecek vizyonuna haiz Avrupa Birliği ve bunları vaadedilmiş topraklarda büyük İsrail’i kurmak amaçlı kullanan siyonist rejim dünyanın her tarafında terör üretmektedirler. Yıllardır kirli emellerine adım adım yaklaştırıcı melun yol haritalarını yürürlüğe koyarken kendi kurulu çarklarının bekasından başka bir kaygıları da olmamıştır. İşlerine gelmediğinde kendi vatandaşlarına karşı biyolojik ve kimyasal silahlarla saldıran piyonlarının iğrenç eylemlerini görmezden gelirken yine işlerine geldiğindeyse kontrol edemedikleri ya da iradelerini kökten teslim alamadıkları yönetimleri tarihi eserleri/ormanları/ağaçları/halkların özgürlüklerini tahrip ettikleri gerekçesiyle köşeye sıkıştırmışlardır. Toplumların onur kırıcı dayatmalara, küçümseyici tavırlara modernize edilmiş köleleştirici oyunlara ilelebet tepkisiz kalması muhaldir.

 

Yaşanılan hayatın barındırdıkları da sürekli yenilenmektedir. Ortaya çıkan gelişmeler devletleri de kitleleri de fertleri de değişik çaplarda etkilemektedir. Büyük etkilenmeler büyük sorunların yanında büyük patlamaların doğumuna da neden olabilmektedirler. Hele bu olgu özellikle de iletişim teknolojisinin hızla ilerlediği ve ülke sınırlarını işlevsizleştirdiği bu çağda şaşırtıcı sonuçları da zuhur ettirebilmektedir. Uzay teknolojisi dünyayı gerçekten küçük bir bölge mesabesine indirirken insanlar arası bilgi/ilgi/sevgi/nefret/savaş çığırtkanlığının yanı sıra bir maksada matuf organize olabilme kabiliyetini de yükseltmiştir. ABD, AB, siyonist rejim hegemonik konumlarını ileri teknolojiye dayandırırken aslında bu argüman bir yerde de onların süratlerini kesmektedir. Bilinçlenen/çabucak kenetlenebilen halklar düşmanlarının zayıf ve kuvvetli cihetlerini ivedi tespitin ardından tarihsel direniş örneklerinden de yararlanarak özgürlük yolculuğuna çıkıyorlar. Yolculuğun içerebileceği tehlikeleri göze alabilenlere zafer yakındır…

 

“Arap baharı” esintisinin tesirine giren Arap ülkelerine nazar edildiğinde ABD ve militarist suç ortaklarının küreselleşme adına ciddi zemin/güvenilirlik kaybettikleri de görülecektir. İlgili çok netameli coğrafyaları nicedir yandaş diktatörler marifetiyle kâh içerden kâh uzaktan kumandayla yönetmişlerse de tarihi fay hatlarındaki hürriyete kavuşma gerilimi saltanatlarını sarsmıştır. Salt tek başına toplulukların gaddar iktidarlardan hesap sormak için yekvücut olarak günlerce meydanları/sokakları doldurması bile küresel hesaplarla yatıp kalkan kan emici odakları yüreklerinden vurmuştur. Vurdukları da kesindir. Böyle bir hal olmasaydı ABD, AB,  siyonist rejim Mısır’da demokratik seçimlerle iktidara gelen İhvan-ul Muslimin’in adayı Muhammed Mursi’yi askeri darbeyle indirmezlerdi. Yine böyle olmasaydı Tunus’ta halk ayaklanması sonunda iktidara getirilen en-Nahda Partisi’ne gözdağı vermez ve kazanımlarını koruma doğrultusunda bir sistemleşmeyi dikte etmezlerdi. Sübut bulan bir gerçek var; ABD artık dünyanın tek süper gücü değildir…

 

ABD ülkeler üzerindeki ağırlığını askeri işgallere dayandırmak yerine yeni biçimlendirdiği konsepte göre devasa gücünü ardına alıp korkutarak, antlaşmaya zorlayarak devam ettirmek istiyor. Çünkü fiili savaşlar hem süper güç olma vasfına hem ekonomik kalkınma hamlelerine ve hem de öldürülen askerlerin oluşturduğu hassasiyetler içe/dışa dönük makro politikalarına darbe vurmaktadır. Çin’in 2025 yılında ABD’nin önüne geçerek liderliği kapacağının dillendirmesiyse ABD’ye resmen fren yaptırmıştır. Dünya tek değil çok kutupluluğa doğru evrilmektedir. ABD, küreselleşme hayallerini daraltmakla karşı karşıya kalmıştır. Bundan böyle yönünü elindeki en ideal seçeneklerden Ortadoğu’ya ve Afrika’ya çevirmesi kuvvetle muhtemeldir. ABD küreselleşme hatırına mevcut nüfuz alanları da kaptırmak istemeyecektir! Çin, Rusya merkezli yeni siyasi blok ABD’yi ürkütmez mi.  Peki, Çini de, Rusya’yı da, ABD ve tüm laik mihrakları birleştirebilecek en büyük müşterek düşmanları kimdir. Küresel yegâne güç emperyalistler değil, İslam’dır. (selamun aleyküm)

NOT: Bu yazı Genç Birikim dergisinin 173.sayısında (Ekim-2013) yayımlanmıştır.