İslam dininin vecibeleri arasında önemli bir yere sahiptir kurban. Sadece İslam açısından değil, diğer pek çok din için de kurban, kişi ile kutsal saydığı otorite arasında bir bağ kuran, dinî yönleri ağır basan önemli bir ibadet, ritüeldir. Tarih boyunca kurban ritüeline sığınan kavimlerle ve onların inançlarıyla karşılaşmak mümkün. Bu konuda epey bir kaynak, delil bulmak mümkün.

Peki, kurban, birilerinin iddia ettiği gibi gerçekten de hayvan hakları düzleminde incelenmesi gereken bir konu mudur yoksa sadece dinî yönleri ağır basan, insanı arındıran, hastalıklardan kurtaran, ona insani özellikler kazandıran bir ibadet midir?

Kurbanın hangi hastalıklara iyi geldiği, insana hangi hasletleri kazandırdığı konusunda pek çok araştırmacı tarafından araştırmalar yapılmış ve bu konuları açıklayan onlarca, belki de yüzlerce makale yazılmıştır. Bu kaynaklarda insanın kurbanla olan münasebetinin hangi boyutlarda olduğunu gözlemleyebiliriz.

Bir de kurbanın neden kesilmemesi gerektiğini, bunun bir hayvan katliamı olduğunu söyleyenlerin, neden böyle söylediklerine bir bakalım. Gerçekten de İslam dininin önemli ibadetleri arasında yer alan kurban, onların dedikleri gibi bir katliam mıdır?

En büyük uluslararası hayvan hakları örgütü PETA adlı kuruluşun bünyesinde yazılar yazan ve İslami vejetaryenliği savunan Müslümanlar da var. En çok üzerinde durdukları noktalardan biri, hac farizası esnasında Mekke’de kesilen milyonlarca hayvanın kesilme şartları ve kesildikten sonra etlerinin ne olduğudur. Hac esnasında iki milyon civarında hayvanın kesildiği biliniyor. PETA’nın iddiasına göre; Suudi Arabistan’ın her yıl bu kadar hayvanı yetiştirecek kapasitesi yok. Dolayısıyla bu hayvanlar, Avustralya ve Yeni Zelanda’dan getirtiliyor. Bu hayvanların Arabistan’a nakilleri gemiler vasıtasıyla oluyor ve balık istifiyle gemilere bindiriliyor. Yolculuk esnasında binlerce hayvan; sıcaktan, hastalıktan veya ezilmeden dolayı ölüyor. Karaya ulaştırılabilen hayvanlar da birbirilerinin gözleri önünde kesiliyor. İddia o ki hayvanlara bu kadar eziyet edilmesi, İslam’ın ruhuna aykırı, dolayısıyla kesilen kurbanlar hiçbir şekilde amaca hizmet etmiyor. Yani bir ibadet olmanın ötesine geçiyor, hayvana eziyet oluyor. Yine başka bir iddia… Bu coğrafyada hac ibadetinin bir gereği olarak kesilen hayvanların yalnızca altı yüz bin tanesinin eti ihtiyaç sahiplerine ulaştırılıyor, diğerleri çöpe atılıyor. Bu durum da büyük bir israfın yaşandığını gözler önüne seriyor. Bu gerekçelerden hareketle Kurban Bayramı’nda hayvanların kurban edilmemesi, bunun bir katliam olduğu sonucuna varıyorlar.

Kurban, hayvan hakları kuruluşlarının baktığı açıdan mı değerlendirilmelidir yoksa farklı yönleri de var mıdır? Elbette ki sadece bu noktaya odaklanmak, gerçekleri görmeye büyük bir engel teşkil edecektir. Suimisal misal olmaz, herhangi bir bölgede yapılan bir yanlış uygulama, dinin veya toplumun tamamını kapsayacak bir biçimde genelleştirilemez. Çünkü hayvan hakları derneklerinin iddia ettiği gibi hayvanlara eziyet etmek, onları birbirilerinin gözü önünde kesmek söz konusu değildir. Genelin izlediği yol, hayvana eziyet etmeden kesilmesi şeklindedir.

Kurban kesmenin gerekli olmadığı iddialarını desteklemek için olaya başka bir açıdan yaklaşanlar da var. Bunlar, insanın yaratılışının etobur bir yapıda olmadığını iddia ediyorlar. İnsanın silahları olmadan bir hayvanı avlayacak pençelerinin, yakalanan hayvanı parçalayacak keskinlikte dişlerinin ve yine bu hayvanı çiğ olarak sindirecek bir sindirim sisteminin olmadığını söylüyorlar. Dolayısıyla insanın sonraki dönemlerde etobur olduğunu, asıl yapısının otobur olduğunu dile getiriyorlar. Bu gerekçeler dolayısıyla insanın kurban kesmemesi gerektiği sonucuna varıyorlar.

Yani insanların yaratılışlarının et için uygun olmadığını, sonradan kazanılan bu beslenme şeklinin terk edilmesi gerektiğinin altını çiziyorlar. Aslında dinî gerekçeler yanında böyle bir iddianın ne kadar zayıf kaldığını söylemek yanlış olmaz. Çünkü bu düşünceye göre insanın zamanla kazandığı bir özelliği terk etmesi gerekir; bu, insani bir özellik değildir. İnsan, böyle bir özelliği zamanla kazanmış ve bu zamana kadar sürdürmüş ise bunun insani olmadığını söylemek pek de isabetli bir söylem olmuyor hâliyle. İnsan yapısına uygun olmayan bir özelliğin, insan tarafından kazanılmasının mümkün olmaması gerekiyordu. Ama mademki böyle bir özelliği kazanmış, demek ki yapısına uygun bir özelliktir.

“Gelsinler ki, kendilerine ait birtakım menfaatlere şahit olsunlar ve Allah’ın kendilerine rızık olarak verdiği (kurbanlık) hayvanlar üzerine belli günlerde (onları kurban ederken) Allah’ın adını ansınlar. Artık onlardan siz de yiyin, yoksula fakire de yedirin” (Hac 28). Dinî, sosyal yönü ağır basan insan için kurbana yaklaşım da yine dinî olacaktır, onun toplum üzerindeki etkileri olacaktır. Kurbanın kesilmesi, ondan yenmesi ve fakirlere de dağıtılması gerektiği Kur’an-ı Kerim’de açıkça beyan edilmişken bu tarz zorlama yaklaşımlar ve yorumlar ile insanın bu ibadetten uzaklaştırılması söz konusu olamayacaktır. İnsanı, manevi olarak farklı bir iklime taşıyan bu ibadetin toplumsal yönü ise pek çok manevi hastalığın önüne geçmektir.

TAŞKIN ÖNEL

BOLU