• Fatih Pala

    Kurban, Hem Bir İbadet Hem De Yaşam Şeklidir

    - 25 Ağustos 2021

Yüce Rabbimizin mü’min kullarını sorumlu tuttuğu “Kurban” ibadetini, bilincini, yaşamını, hakkını vererek yerine getirmek için konunun ilmî yönünden haberdar olmak icap eder. Onun için de bulunulan hal’in ilmini bilmeye, “ilmîhâl” denilmiştir.

Tamamı; kurbana, kurban bilincine, kurban ibadetine ayrılmış bir eser var önümüzde; Hüseyin Aykan’ın “İbrahimî Eylem – Kurban ve Biz – Kurban Bilinci” isimli çalışması.

Bu kurban konulu/kokulu kitabında Hüseyin Aykan, kurban kavramının anlam dünyasından kurbanın tarihi arka planına, kurban oluş ve kurban veriş kıssalarından kurban sunmanın hükmüne kadar geniş bir çerçevede konuyu değerlendirmiş. Çalışmasında, en çok dikkatimizi çeken ve bizim de okuyucu nazarında dikkat çekmek istediğimiz bölüm/bölümler, Kur’an’ın bize bildirdiği, öğrettiği, tanıttığı kurban kıssalarıdır. Bunlar; Hz. Âdem’in (aleyhisselam) iki oğlu olan Habil ve Kabil’in sundukları kurban olayı, bir. Kurban olma, kurban olarak doğma bilincini bizlere aşılayan en büyük numune olan Hz. İbrahim’in (aleyhisselam) sevgili oğlu Hz. İsmail’in (aleyhisselam) kurban oluşu, iki. İmran’ın hanımı Hanne’nin, biricik ve nazenin evladı Hz. Meryem annemizi daha doğmadan evvel Rabbine adaması, kurban sunması, üç. Ve dördüncü olarak da Hz. Musa (aleyhisselam) kavminin, sığır kurbanı kesme olayıyla sınanması. Evet, dört başı ma’mur, dört kurban olayı bizlerde derin bir etki ile kurban şuuru oluşturuyor. Bunların içinden elbette ki bizi, en fazla sarsan Hz. İsmail’in kurban sunulmuş olmasıyla birlikte, Hanne annemizin canından çok sevdiği yavrusu Meryem’i adayışı, kurban vermesi, üzerinde durulması gereken cinstendir.

Kurban sunan ve adayan bir anne; kurban sunulan ve adanan bir kız çocuğu. Ne diyordu Hanne validemiz: “Rabbim! Karnımda olanı ‘her türlü bağımlılıktan özgürlüğe kavuşturulmuş olarak’ Sana adadım, benden kabul buyur.” Sonra yavrusu kendisine kız olarak hediye edildiğinde, Rabbi bildiği halde şöyle uzatıyor ellerini O’na: “Rabbim! Doğrusu bir kız çocuğu dünyaya getirdim. Kız, erkek gibi değildir. Ona ‘Meryem’ adını verdim.” Yani yaratanına nezrolunan, adanan, vakfedilen…

Hangi kadının harcıdır bu? Bırakalım kadınları, hangi erkeğin işidir? Daha doğmadan çocukları için iş-güç telaşına düşen ebeveynlere ne büyük dersler içeriyor Hanne-Meryem kıssası. Canından bir can, kanından bir kan ve belki ömründen bir ömür olan süt kokulu yavrucağızını Rabbinin yoluna, Rabbinin adına, Rabbinin aşkına feda eden, kurban veren bir ana, bir yürek, bir iman sahibi kadın… Bütün dünya kadınlarına, bütün Müslüman ana-babalara şunu haykırıyordu bu yiğit kadın: “Evlat, eğer Yaratana kurban edilecekse/ediliyorsa evlattır, değerlidir, sevimlidir, kıymetlidir. Burada asıl düşündürücü nokta; evladını adamadan önce, kendini yüce Rabbine adayan yürek olmak gerçeğidir. Adanmayan, nasıl adasın ki!

Öyle bir adayıştır ki bu, meyvesi Hz. İsa (aleyhisselam) oluyor. Murat yüce olunca, tohum sağlam ekilince, ürün de o denli taze, büyük ve verimli oluyor işte. Adamadan önce adanan ve ömrünü başından sonuna değin adanma yoluna vakfeden müminlerin öğretmenliğini yapmıştır Hanne validemiz. Kerim Kitabımız Kur’an’da, bir adanmışlar ailesini bize sunan yüce Rabbimiz, her mümin ve Müslüman aileye, aslında bu manada kendilerine çeki-düzen vermeleri gerektiğini hatırlatıyor, öğretiyordu bu kıssayla.

Yazar Hüseyin Aykan, bu adanış numunesini okuyucularına aktarırken, aslında “Onların ne etleri ne de kanları; sadece ve sadece takvaları Allah’a ulaşır” (Hacc, 37) ayetini hatırlatarak gerçek kurban sunuşu ve kurban oluşu anlatıyor. Hayat, eğer bir değer ve bir ilke uğruna adanılmışsa hayattır. Kullar, eğer Rablerinin yüce davasına canlarını, mallarını ve bütün varlıklarını feda etmişlerse gerçek kul olurlar. Dün olduğu gibi, bugün de yeryüzü zalimlerini, kâfirlerini ve tağutlarını korkutanlar; hep ama hep kendilerini şanı pek yüce olan Allah’a adayanlar olmuştur. Nemelazımcı, kaygısız, gelişigüzel yaşayanlar -tabi buna yaşamak denirse-, kendi nefsi yerine tüm varlığıyla varlıklar âleminin Sahibini ve O’nun aziz dinini tercih edenleri, asla anlayamazlar ve hiçbir zaman anlayamadılar da.

İbrahimî Eylem – Kurban ve Biz – Kurban Bilinci” ismindeki bu kitap çalışmasında, kurban ve adanma adına bulacağımız çok şey var. Tavsiye ediyor ve kurban iklimine daha donanımlı girmek için okuma eylemini güncel tutmak gerektiğini hatırlara getirmek istiyoruz.

Bu eser vesilesiyle Kurban’ı hem bir ibadet olarak içselleştirme ve hem de ulvi bir yaşam şekline çevirme temennisini kurbiyyet sevdalısı yüreğimizden, bu derdi taşıyan her bir yürek erbabına kaygıyla sunarak deriz ki: Allahu ekber, Allahu ekber. La ilahe illallahu vallahu ekber, Allahu ekber ve lillahil hamd/Allah en büyüktür, Allah en büyüktür. Ondan başka kulluk/ibadet edilmeye, yardım istenmeye, otorite olmaya, haram ve helali belirlemeye layık hiçbir ilah yoktur ve O, en büyüktür. En büyük olan Allah’tır ve hamd de O’na yapılır.

Fatih PALA

fatihpalafatih@gmail.com