Hamd, âlemlerin Rabbine, salât ve selam bize rahmet için gönderilen Muhammed aleyhisselam’a olsun.

Kur’an ki rahmet kaynağı, hayatın her birimine ve tüm hayatlara. Rahmetini yayabilmesinin şartı ona yaklaşma şeklidir, kimine azap, kimine özgürlüğünü kısıtlayan engel, kimine de darda kaldığında başvuracağı ihtiyaç gidericidir. Aslında gönderiliş gayesi, ölmüş kalplerin dirilmesiyle fertler, aileler toplumun insanlığın kurtuluş reçetesi olmasıdır. Dünyevi reçeteler gibi karşılığında maddi bir kazanım olmayan tek kazanım; sevgiyle, alakayla yaratılmış olan sen ve ben, İNSAN.

Örnek nedir? İbret nedir?

 ÖRNEK: Benzeri yapılacak olan benzetilmek istenen şey, model.

İBRET ise kötü bir olaydan alınması gereken ders. Kur’an-ı Kerim bize içerisinde uymamız gereken binlerce örnek barındırırken, kaçınmamız gereken binlerce ibret kıssalarda sunar.

Aile; neseb veya evlilikle bir araya gelmiş, ana baba ve çocuklardan oluşan topluluk. Büyük baba, nine, torunlarda aile tanımı içine girdiğinden, onlarda ailenin bir parçasıdırlar.

Allah’ın, Bizlere Kur’an’da Örnek Gösterdiği Ailelerden Örnekler

İlk aileyi Âdem (aleyhisselam) ile Havva anamız kurmuştur. Onlardan sonra her peygamber döneminde gelişen ve olgunlaşan aile müessesesi, son peygamber Muhammed aleyhisselam’ın şeriatında mükemmel İslam toplumunun en önemli faktörü olmuştur. Aile, İslami toplum düzenine girişin ilk basamağıdır. Bu kıymetli ailelerden hayatımıza alacağımız ve bize ışık tutacak nice örnekler vardır.

İlk aile olan Âdem babamız; düşünün ilk insanlığın babasısınız ve evladınız kâfir oluyor, Allah’ın emrine karşı geliyor ve bununla da kalmayıp kardeşini öldürerek insanlığa ilk cinayeti öğretiyor ve o da kâfirlerin babası oluyor.

Âdem aleyhisselam, baba olarak hiçbir zaman; ne yapayım benim çocuğum, onu terk etmemeliyim, kâfir de olsa yalnız bırakamam, demiyor. “Git artık sen, sen hiçbir zaman korkutulmaktan uzak kalmayacak, gördüğün hiçbir kimseden de, güvenlikte ve selamette olmayacaksın” diyerek onu kovuyor.

Şimdi Allah’ın rızasını çiğneyen evlatlarımızın eğitimlerinde, evliliklerinde, ticaretlerinde veya onların “ben laikim”, “demokratım” (demokrasi ve laiklik, İslam’ı reddeder) gibi hayat görüşlerinde “ne yapayım evladım atamam ki” deyip onlara destek olarak, müminmiş gibi bağırlarına basanlara örnek olsun diye bu büyük insanların kıssalarıyla bizi uyarıyor Rabbimiz.

Ayrıca Nuh aleyhisselam’a bakıyoruz, tufan anında oğluna kendi yanına gelmesini, kurtulmasını tembihledi. Oğlu, dağın onu koruyacağını kurtulacağını söyledi ve dalgalar onu içine aldı. Nuh aleyhisselam, oğlunun kurtulması için Allah’a yalvarınca Rabbimiz; Ey Nuh! O katiyen senin ailenden değildir O kâfirlerden oldu” (Hud, 46). Böylece Nuh aleyhisselam’ın, kurtulmasını istediği evladı için yaptığı duasının reddedilişi bize gösteriyor ki; Allah’ın izin verdiği ölçüde onlar bizim için önemli olabilir. Onların, sizin evladınız olmasının önemi, Rabbinin rızasına göre yaşamasındadır. Ailemizden olanların bizden olup kabul görmesi için Allah’ın istediği gibi iman etmesi gerekiyor.

Bu kıssalarla Rabbimiz, ana babalardan örnek almamızı ve olması gereken aileyi bize öğretiyor. Bir aile ev reisi; Halilullah (Allah’tan daha çok kimseyi sevmeyen) İbrahim aleyhisselam, hayatı Kur’an’a konu olmuş evladını, Allah’a bağışlamış karısını ve çocuğunu bırakılması gereken yere bırakıp onlardan ayrılmıştır. Kalbi yansa da Âlemlerin Rabbine, sevgilerin en kutsalına feda edilmiş evlat ve eş sevgisi… Rabbimiz, (Saffat, 100-113) bu kıssayı anlatmıştır.

Hacer; İbrahim aleyhisselam’ın zevcesi, İsmail aleyhisselam’ın annesi, Rabbine tevekkülde değer kazanmış, onun evinin yanına Beytullah’ı yaptırmış, (o yarım ay şeklindeki “Hicir” denilen yer, Hacer annemizin evidir) Rabbimiz, Safa ve Merve’de Hacer annemizin çocuğu için koşmasını, hac ve umrenin vaciplerinden kılmıştır. İbrahim aleyhisselam’ın evlatları, aile silsilesi devam ediyor.

İsmail, İshak, Lut aleyhisselam; İbrahim aleyhisselam’ın yeğeni, karısı bir hain, kızları ve kendisi mümin bir aile. Düşünebiliyor musunuz kardeşler? Annemiz, babamızın arkasından iş çeviriyor (namuslu ama hain) kâfirlerden taraf oluyor, babamıza hainlik yapıyor. Allah’tan haber geliyor ve Lut kavmi helak edilecek. Lut aleyhisselam ve kızları, sabahın fecrinde çıkacaklar beldelerinden ve anneleri arkalarında kalacak, bu kızlar ve eşi, dönüp arkalarına bile bakmayacaklar. Bakmaları bile yasak zaten. Taptıkları Allah yasaklamıştı. Bize de haramlara bakmayı, Allah’a hainlik edenlere sevgiyle bakmayı yasaklamıştı taptığımızı zannettiğimiz âlemlerin Rabbi. Canımız gibi sevdiklerimiz, nikâhla helal olmamışlara bakmamız bile yasaktı… Allahuekber!

Ne muhterem aileler ümmete, kıyamete kadar örneklik teşkil edecek hayat tarzlarına sahip. İbrahim, İsmail, İshak, Lut ve Yakup (Allah’ın rahmeti hepsinin üzerine olsun).

Yakup aleyhisselam; Yusuf ve Bünyamin’in annelerini kaybetmiş, çok çocuklu bir baba. Büyük çocuklarının küçük çocuğunu kıskanmaları sonucu onun öldürülme teşebbüslerini, Allah’a tevekkül ederek, onlara nasihat ederek doğruya yönlendiriyor. Daha sonra onları hep doğruda tutmaya çalışıyor ve başarıyor, doğruyu görüp tevbe ediyorlar. Bir babanın sabrıyla nasıl selamete çıktığını görüyoruz bu güzel insanda, Allah ona rahmet etsin.

İffetin örnekliğini kıyamete kadar bütün insanlığa taşıyacak olan güzel insan Hz. Yusuf, Allah’ın selamı üzerine olsun. Bir erkekte iffetin en az kadındaki kadar mükemmel duruşunu hayatından öğrendiğimiz numune Yakub aleyhisselam’ın evladı.

Kur’an’da, bize eşinin vefasıyla ışık tutan bir aile; Eyyüb aleyhisselam. “Biz Nuh’a ve ondan sonra gelen peygamberlere vahyettiğimiz gibi sana da vahyettik. Ve torunlarına, İsa’ya, Eyyüb’e, Yunus’a, Harun’a, Süleyman’a vahyettik. Davud’a da Zebur verdik” (Nisa, 163).

Çok malla, evlatla desteklenmiş bir nebiydi Eyyüb aleyhisselam. Konuksuz gecelemez, yoksul bulmadıkça yemek yemez, açların karınlarınlarını doyurmadıkça kendi karnını doyurmaz, çıplakları giydirmedikçe kendisi giyinmezdi (Taberi Tefsiri). Bütün evlatları ölür, malları telef olur, ne serveti varsa gider. Kapısından binlerce beslenen insan, akrabaları ve bütün halk onları tecrit ederler. Onun hastalığı da ayrı bir imtihan olarak iner, çok şiddetli hastalığa duçar olur, on sekiz yıl Rabbi tarafından imtihan içinde tutulur, bir tek ona sırtını dönmeyen, bütün hanımlara, eşlere vefayı öğreten annemiz onu terk etmez, yanında ona destek verir sevgiyle. “Hakikat, şeytan, beni, yorgunluğa (meşakkate) ve azaba (hastalığa) uğrattı!” diyerek Rabbi’nden niyaz etti. Yüce Allah, onu, kabul buyurdu. (Enbiya, 83). “Sen esirgeyicilerin esirgeyicisisin”.

Yüce Allah; Eyyüb aleyhisselam’dan, böylece o zararı gidermiş (Enbiya-85) Allah tarafından bir rahmet (Enbiya-85), ibadet edenler için bir hatırlama (Sad-43), temiz akıl sahipleri için de bir ibret (Sad-43) olmak üzere, hem ailesini, hem onlarla birlikte bir mislini daha ona bağışlamış.

Eyüp aleyhisselam’ın ailesinden bize ışık tutacak noktalar; Hanımı ve kendisi tüm çocuklarını ve bütün mallarını kaybettiler, dermansız hastalığa duçar oldu Eyüp aleyhisselam. Öyle fakirleştiler ki bir parça ekmeğe muhtaç kaldılar. Onların kapısından beslenenler onlara bir parça ekmek vermeyip, o beldeden kovdular. Ama eşi, o muhterem anamız sadık eş; kocasını her ne yaşarsa yaşasın bırakmadı, en sonunda Allah onları kudretiyle yarattığı suda yıkayıp gençliklerine ve eski refah hallerine döndürdü. Bize düşen ise her ne yaşarsak yaşayalım sabır ve Allah’ın rızasını güden eşlerimize tam destek vererek Allah’ın onları bizimle nimetlendirmesini onlara göstermektir.

Bugün kocası kör olan veya karısı felç olan nice eşler var. Onların anneleri, çocuğuna bakar gibi onları koruyor ve onlara sahip çıkıyor ama niceleri de var ki “ben özgürüm, onun başını bekleyip gençliğimi ve güzelliğimi heder edemem” deyip kocasını veya karısını terk ediyor, boşanıyor. Her ne yaşarsak yaşayalım, bu ailelerden alacağımız çok örnekler var hayatımızı güzelleştirecek.

Yüce Allah; Şuayb aleyhisselam’ı, hem kendi kavmi olan Medyen kavmine, hem de Ashab-ı Eyke’ye nebi olarak göndermişti. Azgın bir kavimdi kavmi, onların içinde kendisiyle birlikte yaşayan iki genç kızından bahseder. Kur’an ve onların şahsında da bize kadında bulunması gereken edebi öğretir. Yaşlı babaları ve erkek kardeşleri olmayan genç kızlar hayvanlarını sulamak için, bulundukları yerin hayvanlarının çobanları ya da sahipleri tarafından sulanıp götürülmesini beklerken belli bir edeple o beldeye gelen Musa aleyhisselam, bunların vakur duruşlarından anlayarak, “siz, bana bırakın” der ve onların hayvanlarını sulayıp onlara teslim eder. Şuayb aleyhisselam’ın kızları, eve gidip hayvanlarını sulama sırasında kendilerine yardım eden saygın bir insandan bahsederler. Ve babaları, onu çağırmalarını ister, belki ücretle işçi olarak tutabileceğini düşünür ve çağırması için kızlarından birini ona gönderir.

“O sırada kadınlardan biri utana utana ona geldi. Babam, sana sulama ücretini ödemek için çağırıyor” (Kasas, 25). Daha sonra bu işte ücretli çalışmayı kabul eder Musa aleyhisselam ve Şuayb aleyhisselam, onu kızlarından biriyle evlendirir. Sekiz sene yanında durur ve sonra Mısır’a dönmeye karar verir. Yolda, Tur-i Sina’da Allah, ona nebilik ünvanını bahşeder. Sonra Firavun’la hak batıl davası başlar, her çağda ve her düzende olduğu gibi. Hiçbir zaman imtihanlar bitmez, zamanları ve yerleri değişir, her asrın İbrahim’leri, Musa’ları vardır, onların sadık eşleri, iffetli kızları gibi mü’mineler de, inşaallah biz de onların takipçileriyiz.

Lokman aleyhisselam’da, babaların alacağı çok büyük örnekler vardır. Evladına çok güzel nasihatte bulunuyor, hatta hitap dili çok özeldir: “Oğulcuğum”, “Hani, Lokman, oğluna öğüt verirken (şöyle) demişti; Oğulcağızım! Allah’a ortak koşma! Çünkü şirk büyük bir zulümdür, haksızlıktır” (Lokman, 12-13-16-19). Lokman aleyhisselam’ın çocuğuna verdiği İslami terbiyeyi an. “Oğulcağızım, namazını dosdoğru kıl, iyiliği emret! Kötülükten, vazgeçirmeye çalış! Sana, (bu emir ve nehiy yüzünden) isabet edecek her şeye katlan! Çünkü bunlar, kat’i surette farz kılınan emirlerdendir. İnsanlardan kibirlenip yüzünü çevirme. Yeryüzünde şımararak yürüme! Çünkü Allah, her kibir taslayanı, kendini, beğenip övüneni sevmez. Yürüyüşünde, mutedil ol! Sesini alçalt. Seslerin en çirkini, eşeklerin anırışıdır” (Lokman-16-19).

Bugünkü babalar ve annelerden, çok şuurlu kardeşlerimiz de var, ihtiras yarışında çocuklarını koşturan da. O dershane senin bu dershane benim, evlatlarını yarış atı gibi koşturan, “En çok puanı sen almalısın, tıp fakültesini tutturmalısın, çok kazanmalısın, saygın olmalısın, hiç kimseye muhtaç olmamalısın vs” diyen anne babalar da var maalesef. Aman Allah’ım, dur biraz kardeşim! Bir nefes alın, diyoruz! Bu çocuğun bir yaratıcısı olduğunu unuttunuz galiba, asıl istikbalin ahiret” olduğunu nasıl unuttunuz ve unutturdunuz bu yavrulara.

İşte gördünüz mü? Baba, Lokman aleyhisselam, öyle bir terbiyeyle başlıyor ki şirki önceliyor, Rabbine şirk koşmanın, onun hakkını yemeyenin, ana babasının toplumun hakkını yemeyeceğini bildiği için bu kadar kapsamlı terbiyeye ilk başlarken Allah’ın hakkıyla başlıyor”, bu eğitimle yaklaşıyor evladına, gözünün nuruna. Bütün gönderilen nebiler ve resuller yeryüzüne rahmet olsunlar, karanlık yüreklere ışık tutsunlar diye Rabbimizden bize rahmettir. Bu kısacık değindiğimiz Kur’ani kıssalarda o kadar alınması gereken ince noktalar var ki, eğer almayı bilirsek.

Evet, değerli kardeşlerim!

İnsanlığın atası Âdem aleyhisselam’dan geldik, son nebi ve resul olan Muhammed aleyhisselam’a; aile mefhumunu en kâmil olarak yaşamış olan bizim peygamberimizdir. Yani bazısı baba olmuş, bazısı olmamış, bazısı damat olmuş, bazısı lider olamamış, bazısı devlet idare etmiş, bazısı hayır. Anne baba görmediği halde amcası Ebu Talib’in eşine “Annemden sonra annemdir” diyerek kıymetini bilmesi ne kadar önemli. Bugün amcasının hanımı ya da abisinin hanımının yetiştirdikleri büyüyünce, hemen iyilikleri emekleri bir çırpıda bir kenara konabiliyor. Belki selam vermiyorlar. Vefa, ne güzel bir şey. “Vefa, imandandır.” İmanla alakalanan her şey nasıl da güzelleşip sağlamlaşıyor, bütün insani ilişkilerde olduğu gibi.

Baba olarak Efendimiz’in -sallallahu aleyhi ve sellem- şu tavrı ne kadar önemlidir: Birgün Fatıma anamız daha dokuz on yaşlarında, o zaman, koşarak geliyor babasına büyük bir korku ve telaşla:

– Babacım! Kâfirlerin yanından geçerken duydum, diyorlardı ki Muhammedi öldüreceğiz çok korktum. Efendimiz, “tut elimi ya Fatma” diyerek onun elinden tutup toplanmış oturan kâfirlerin önünden yürüyerek geçer ve kızına şu güzel itikadı yerleştirir:

– Bak kızım, Muhammed’in ömrü elinde olana yemin ederim ki Allah dilemedikçe onların istemesi beni öldürmeye yetmez korkma ve bunu böyle bil.

Torunlarını sırtına bindirir evin içinde gezdirirdi. Bugünkü dedelerin şımarır diye yüzüne gülmedikleri evlatları var, değil torunları.

Eşlerinden birisini götürürdü Efendimiz savaşa giderken ordu ilerleyince:

– Hadi ya Aişe yarışalım, demiştir.

Onlarla şakalaşır, dertlerini dinler, istişare eder, sözlerini tutardı. Hiç düşünmezdi, bunları yapmak erkekliğime zeval getirir ya da kılıbık olurum (hâşâ). Her şeyin en güzelini bilen âlemlerin Rabbinin terbiyesinden geçmiş bir insan, elbette bunları düşünmekten uzaktır, temizdir. Ne güzel aile reisiydin ya Rasulullah -aleyhisselam-.

Efendimiz’e nübüvvet gelmeden önce iki kızı, Ebu Leheb’in (ateşi bol olsun) oğullarıyla nişanlıydı. Efendimiz’i üzsün, incitsin diye oğullarına, “Muhammed’in kızlarını bırakın, nişanı bozun” diye emir verdi, bıraktırdı. Hz. Rukayya ve Hz. Ümmügülsüm analarımız, -Allahın rahmeti üzerlerine olsun-. Allah, onları Hz. Osman gibi Zunnireyn (iki nur) nadide insanla evlendirdi, kızlarından birisi vefat edince tekrar öbürünü de Hz. Osman’la evlendirdi. İkisi de genç öldüler.

Ne güzel baba, böyle bir ailede hiç insan üzülür, kendini kaybeder mi? Anne Hz. Hatice kocasına destek, evlatlarına kanat germiş, Efendimiz, Hira mağarasına gittiği zaman hamile, ona erzak hazırlıyor, yolculuyor. Güven vermiş, kocası ki hiç düşünmüyor nereye gidiyor diye, çünkü tamamen sadık ve vefalı dürüst bir koca ve eşi de öyle. “Neden sürekli gidiyorsun” diyerek onun onları ihmal ettiğini bütün âleme duyurmuyor. Ah biz kadınlar! Ne çok almamız gereken örnekler var. Bu yüzden Rabbimiz buyuruyor ki: “Bu Kur’an ki doğruyu bulmak isteyenlere en doğruya ulaştırandır” Tabi ki Rasulullah’ın rehberliğinde.

Rabbimiz buyuruyor ki “And olsun ki Allah’ın Resulünde sizin için, Allah’ı ve ahiret gününü (onlara kavuşmayı) isteyip-umanlar ve Allah’ı çokça zikredenler için güzel bir örnek vardır” (Ahzab, 21).

En Emin’e emanet olun.

Sümeyye Demirci