kuran_ve_tesbih

KUR’AN’DA TEŞBİH SANATINA GENEL BİR BAKIŞ

Teşbih, sözlükte “bir şeyi başka bir şeye benzetmek”[1] manasındadır. Terim olarak ise; teşbih belirli bir maksat için, bir edat ile aralarındaki ortak nitelikten dolayı bir şeyi başka bir şeye benzetmektir. Başka bir ifadeyle ise bir veya birkaç şeyin bir veya daha fazla vasıfta ortak olduklarını açıklamaktır.[2]

Teşbih Kur’an üslubunda kullanılır ve Kur’an üslubunun en güçlü anlatım aracıdır. Kur’an zihnî manayı, psikolojik durumu, görülen sahneyi, insan örneğini ve beşeri tabiatı hissedilir ve hayal edilir şekilde tablolaştırır. İnsan bir bakar ki anlatılan o zihni manâ, psikolojik durum, insan örneği; bir realite, somut cisim halini almıştır. Sanki tasvir olayları, sahneleri, kıssaları ve görüntüleri birden bunları, içinde hayat ve hareket olan zihinde canlanan belirgin varlıklara çevirmiştir.[3]

Teşbih ile anlatmak konuyu doğrudan anlatmaya oranla muhatap üzerinde daha büyük yankı uyandırır. Kur’an da en derin mevzuları en güzel teşbihlerle anlatır. Örneğin; Allah’a ortak koşan kimsenin içinde durumun vehametini: “Kim Allah’a ortak koşarsa o, sanki gökten düşmüş de kendisini kuşların kapıştığı veya rüzgârın onu uzak bir yere sürüklediği nesne gibidir.”[4] diyerek anlatır. Bir başka yerde ise inkâr edenlerin amellerinin işe yaramayacağını şu ifadelerle anlatır: “Onların amelleri, fırtınalı bir günde rüzgârın şiddetle savurduğu küle benzer. (Dünyada) kazandıkları hiçbir şeyin faydasını (ahirette) görmezler.”[5] Kur’an’daki teşbihlerin mükemmelliğini anlatmak için bu iki örnek bile fazlasıyla yeterlidir. Bu teşbih ve tasvirleri okuyan kişi adeta bunun bir örnek olduğunu unutup bizzat şahit olduğu bir hadise gibi gözünde canlandırır. Öyle ki kişi sanki tasvir edilen şahıslardan biriymişçesine bu sahneden etkilenir ve bu duygularını jest ve mimikleriyle açığa vurur.[6]

            Kur’an’da ehli kitabın, kâfirlerin, münafıkların ve müşriklerin davranışları, onların fikri alt yapıları, içine düştükleri komik ve acınası durumları anlatılırken yapılan hayvan teşbihleri de edebi üslubunun en güzel örneklerindendir. İkinci bölümde bu konu ayrıntısıyla incelenecektir.

KUR’AN’DA HAYVANLARLA YAPILAN TEŞBİH

1. HAYVAN CİNSİNE YAPILAN BENZETMELER

Aslandan Kaçan Yaban Eşekleri

“Böyle iken onlara ne oluyor ki, adeta aslandan ürküp kaçan yaban eşekleri gibi (hâlâ) öğütten yüz çeviriyorlar.”[7]

Ayet; hakikatten kaçma, kendinden kaçma, dahası Allah’tan kaçma çabasının sembolik anlatımıdır. Allah Teâlâ Kur’an’dan nefret edenleri, ondan yüz çevirenleri, hakkın sesine kulak vermeyip, üstelik bu sesten kaçan kâfirleri yaban eşeklerine benzetmektedir.[8] Eşek benzetmesini cehaletlerini ispat etmek için yapmıştır çünkü eşek hayvanları en cahillerindendir.[9]

“ ‘Aslandan kaçan yaban eşeği’ Arapça bir deyimdir. Yabani eşeklerin özelliklerinden biri de bir tehlike hissettikleri zaman korkup kaçmalarıdır. Öyle bir kaçarlar ki başka bir hayvan böyle kaçamaz. Bu yüzden Araplar çok korkarak aklı başından gitmişçesine kaçan bir kimseyi aslan ya da avcı görmüş yaban eşeğinin kaçışına benzetmektedirler.”[10]

“Kasvera” hakkında avcı bir grup veya aslan manası verilmiştir. Aslan manasına geldiğini söyleyenler kahretme ezme manasına gelen “kasr” kelimesinin diğer vahşi hayvanları da hâkimiyeti altına aldığı için aslan şeklinde isimlendirmişlerdir.[11] İbn Abbas (ö.68/687) şöyle der: Yabani eşekler, aslanı gördüklerinde alabildiğine kaçarlar. İşte aynen onlar gibi, bu müşrikler, tıpkı o eşeklerin aslanlardan kaçışı gibi Hz. Muhammed (s.a.v.)’i gördüklerinde ondan kaçıyorlardı.[12]

İşte Kur’an ile verilen Allah’ın öğüdünden kaçan, onu dinlemek istemeyen aptallar öyle ürküp kaçıyorlar. Oysa o zavallı vahşi eşeklerin kaçmaları bir çaresizlik olmakla beraber yine de tehlikeden kaçmaktır. Onda belki bir kurtuluş, bir ümit, bir fayda düşünülebilir. Ama ya öğütten kaçanlar, onlar tehlikeden değil, kurtuluştan, kurtarıcıdan kaçıyor, faydalarını bırakıp yok oluşa, helake, azaba kaçıyorlar.[13] Bu yüzden ayet “Onlara ne oluyor da hakikatten yüz çeviriyorlar?” sorusunu sorarak başlıyor. Öğütten yüz çevirmekle o kötü sondan kurulacaklarını mı zannediyorlar?

Seslerin En Çirkini: Eşek Sesi

“Yürüyüşünde tabiî ol. Sesini alçalt. Çünkü seslerin en çirkini, şüphesiz eşeklerin sesidir!”[14]

Allah-u Teala bu ayette insanlar arasındaki ilişkileri düzenleyecek önemli prensiplerden birini çarpıcı bir şekilde dile getirmektedir. “Konuşurken sesini alçalt”. Yani sesini yükseltme, yüksekliğini kıs, sesini yükseltmek için kendini zorlama ve ihtiyacın kadar sesini yükselt. Çünkü seslerin en çirkini, en hoşa gitmeyeni, en kötüsü eşeklerin sesidir. Eşek ileri derecede yermek ve hakaret maksadıyla kullanılan bir örnektir. Onun anırması da bu şekildedir.[15]

Bu ayet sadece sesi yükseltmeyi çirkin görüp yüksek sesle konuşmayı yasaklamaz. Nitekim bazı durumlar oluşur da insanın sesini yükseltmesi gerekir. Bu nedenle “انكر” kelimesi “ef’ale” vezninde olup ism-i meful manasına gelir ve yadırganan, yadırganmış olan manasındadır. Kelime bu manada kullanıldığında ayette şöyle bir incelik meydana gelir: Her canlının sesinden onun ya yorgunluktan ya da yükünün ağırlığından dolayı bağırdığı anlaşılır. Ama eşek yükünün ağırlığı altında ölüp gitse veya öldürülse asla ses çıkarmaz. Ancak, hiç gerekli olmayan bir zamanda, bağırır ve anırır. İşte bu durumda onun sesi yadırganır.[16] Yani seslerinizi eşekler gibi olmadık yerlerde yükseltip, yükseltilmesi gereken yerlerde de kısmayın. Tepkileriniz içinde bulunduğunuz halin gereğine uygun olsun demektedir.

Bu ayet hakkında M. İslamoğlu da şu açıklamayı yapmıştır: “Sesini yükseltme, sözünün kalitesini yükselt! Söz etkisini sesin yüksekliğinden değil, taşıdığı hakikatin gücünden alır. Gücün sözüne değil, sözün gücüne itibar et! Sözün kerameti sesin yüksekliğinden kaynaklansaydı, eşeğin anırışı sözlerin en etkilisi olurdu. Oysaki durum tamamen bunun aksinedir. Söz gücünü taşıdığı hakikatten alır. Ve hak sözün gücü, çağlar geçse de baki kalır.”[17]

 Kitap Yüklü Eşek

“Tevrat’la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerle kitap taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah’ın ayetlerini inkâr eden topluluğun hâli ne kötüdür! Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez.”[18]

Bu ayet özelde Yahudilerin genelde ise ellerindeki ilimle amel etmeyen bütün insanların durumunu anlatan son derece çarpıcı örneklerden bir tanesidir.

Kendilerine Tevrat verilen ve onunla amel etmekle mükellef kılınan, sonra da onunla amel etmeyip hidayetten uzak düşen Yahudilerin durumu faydalı büyük kitap taşıyan eşeğin durumuna benzer.[19] Nitekim eşekler hikmetli kitap taşıdıklarının farkında değillerdir. Hikmet yüklü kitap taşımasıyla diğer yükleri taşıması onun için fark etmez. Eşek, boş yere ağır yük taşımaktan başka bir şey elde edemez. Onları taşırken yorulur fakat içindekilerden faydalanamaz.[20]

Eşek kelimesiyle cehalet ifade edilir. Yahudilerin eşeğe benzetilmesi onlara ağır bir hakaret, ihanet, alay ve kafasızlıkla itham edip azarlamadır.[21] Çünkü Yahudiler sanki bir eşek gibi kitabı yüklenmişler ve o kitabın kendilerine ne tür sorumluluklar getirdiğini düşünmemişlerdir. Onlar lafza önem verip ruhunu kavrayamamışlar üstüne bir de tahrif ederek kitaba uymaya değil, işleri kitabına uydurmaya kalkmışlardır.

Bu misal genel olarak şeriat emanetini yüklenip sonra taşıyamayanların misalidir. Emaneti taşımak önce anlayıp öğrenmek idrak etmekle başlar sonra gereklerini hem ruhlarda, hem de realiteler dünyasında tahakkuk ettirici işler yapmakla son bulur. Bugün Müslüman adını taşıyan fakat bildiği halde Müslümanların yapması gerekenleri yapmayan birçok kişiler de bu durumdadır. Mesele kitap taşımak veya sadece okumak değildir. Mesele bilmek ve kitapta olanları yaşamaktır.[22]lar lafza önem verip rruhunu kavrayamamışlar bir de tahrif ederek kitabaafasızlıkla itham edip phidayetten uzak düşen Yahudiler

Dilini Çıkarıp Soluyan Köpek

“Kendisine ayetlerimizi verdiğimiz, fakat onları bir kenara atan, bu yüzden şeytanın peşine düştüğü, nihayet azgınlardan olan kişinin haberini onlara anlat. Eğer biz dileseydik o kişiyi ayetlerimizle yüceltirdik. Fakat o dünyaya saptı, hevesinin peşine düştü. İşte böylesinin hali kovsan da bıraksan da hep dilini çıkarıp soluyan köpeğin haline benzer. Ayetlerimizi yalan sayan topluluğun hali işte böyledir. Şimdi sen bu kıssayı anlat, umulur ki iyice düşünürler.”[23]

Bu örnek Allah’ın verdiği bilgi ve ayetlerden faydalanmasını bilmeyen ve iman yoluna girip ilerlemeyen herkes için geçerlidir. Şeytanın peşine takılıp onun kölesi olan neticede şekil değiştirip hayvanların seviyesine düşen bir insanın durumunu bildirir.[24]

Kötü örnek olarak gösterilen bu kişi, hem Allah’ın varlığı hakkında malumatı vardı hem de hakikati bizzat tanıyordu. Bundan dolayı sahip olduğu bilginin onu batıl yollardan koruması ve hak yola sevk etmesi bekleniyordu. Allah da bunun karşılığında onu üstün insan mertebesine çıkaracaktı. Fakat o dünya menfaatlerine, hırs ve rahatına yönelip çeşitli günahlara kapılarak bu arzularına öyle yenik düştü ki, sonunda bütün yüce değerleri bir kenara iterek tüm akli ve ahlaki yetilerini boşa harcadı. Böylece bütün sınırları aştı.[25]

Allah Teala, arzu ve eğilimlerinin kölesi haline gelen, maddi hazlara dalan kimseyi, yiyecek ve içecek peşinde koşup solumaktan bıkmayan köpeğe benzetmiştir.[26] Köpekler, dışarıya sarkan dilleri ve akan salyasıyla, doymak bilmeyen bir oburluğu temsil ederler. Köpekler kendilerine bir taş atıldığında bile yeri koklayarak o yöne doğru giderler ve yiyecek bir şey bulmayı ümit ederler. Birkaç köpek aynı yiyeceği paylaşmak durumunda kaldıklarında, her biri güçlü bir sahip olma hırsıyla, diğerlerine bir şey kaptırmak istemez. Köpeğin her koşulda dilini sarkıtarak dolaşması, inkârcıların içlerinde taşıdıkları bitmez tükenmez dünya hırsına benzetilmiştir.[27]

Köpekler ister azarlanmak ve kovulmak için üzerlerine varılsın, ister terk edilip kendilerine ilişilmesin hep solur. Çünkü köpekler neredeyse yok denecek kadar az ter bezleriyle yaratılmışlardır. Yüreklerinin zayıflığı ve kalplerinin yetmezliği sebebiyle de diğer hayvanların aksine kolayca sıcak havayı çıkarmaya soğuk havayı almaya güçleri yetmez.[28] Bu yüzden nasıl köpek devamlı soluk alma ve sıkışık durumda ise, kâfir de aynı bunun gibidir. Onu azarlasan da öğüt versen de, ne azardan anlar, ne de öğüt dinler. Kendi başına bıraktığında ne halini düzeltmeye çalışır, ne de aklını kullanır.[29] O sonu gelmez bir rezillik ve alçaklığa doğru gider. (Devam Edecek)

 

 

[1] İbn Manzur, Ebu’l-Fazl Cemalüddin el-Ensari, Lisanü’l-Arab, (thk. Abdullah Ali el-Kebir, Haşim Muhammed eş-Şazeli), I-VI, Dâru’l-Maârif, Kahire ty ., III, 2190

[2] Bolelli, Nesrettin, Belağat, MÜİF Yay., İstanbul 2013, s. 34-35.

[3] Kutub, Seyyid, Kur’an’da Edebi Tasvir, (trc. İsmail Aslan), Ravza Yay., İstanbul 1999, s. 53.

[4] Hac 22/31.

[5] İbrahim 14/18.

[6] Kutub, Kur’an’da Edebi Tasvir, s. 54.

[7] Müddesir 74/49-51.

[8] İbn Kesir, Ebu’l Fida İsmail, Tefsiru’l-Kur’ani’l-Azim, (thk. Sami b. Muhammed Selame), I-XV, Daru’t-Taybe,  y.y., 1999, VIII, 273.

[9] Seâlibi, Ebu Zeyd, Cevahirü’l-Hisan fi Tefsiri’l-Kuran, I-V, Dar’u İhyai Türasil Arabi, Beyrut 1998, V, 74.

[10] Mevdudi Eb’ul A’lâ, Tefhîmu’l-Kur’an, (trc. Muhammed Han Kayani vd.), I-VII, İnsan Yay., İstanbul 1986, VI, 478.

[11] Zemahşerî, Mahmud b. Ömer, elKeşşâf an Hakâiki Gavamidı’tTenzîl, (thk. Adil Ahmed

Abdulmuvahhid,  Ali  Muhammed  Mu’avvıd), I-VI,  Mektebetü’l‐‘Ubeykan,  Riyad  1998, VI, 262.

[12] Razi, Fahruddin, Tefsîr-i Kebîr  Mefatihu’l-Ğayb, (trc. Suat Yıldırım vd.), I-XXIII, Akçağ Yay., Ankara 1990, XXII, 276.

[13]Yazır, Muhammed Hamdi, Hak Dini Kur’an Dili. I-X, Azim Yay., İstanbul t.y., VIII, 430.

[14] Lokman  31/19.

[15] Kurtubi, Ebu Abdullah, Muhammed b. Ahmed el-Ensarî, el-Camiu li-Ahkamil-Kur’an, (trc. M. Beşir Eryarsoy), I-XIX,  Buruc Yay., İstanbul  2002, XIII, 544.

[16] Razî, a.g.e., XVIII, 162.

[17] İslamoğlu, Mustafa, Hayat Kitabı Kur’an Gerekçeli Meal Tefsir, Düşün Yay., İstanbul  2009, s. 811.

[18] Cuma 62/5.

[19] Sabuni, Muhammed Ali, Safvetü’t-Tefasir, (trc. Sadrettin Gümüs vd.), I-VII, İz Yay., İstanbul  2003, VI, 395.

[20] Kurtubi, a.g.e., XVII, 324.

[21] Bursevi, İsmail Hakkı, Rûhu’l-Beyan, (trc. Ömer Çelik vd.), I-X, Damla Yay., İstanbul 1996, VI, 67.

[22] Kutub, Seyyid, Fi Zılâl-il-Kur’an, (trc. M. Emin Saraç vd.),I-XVI, Hikmet Yay., İstanbul 1968,  XIV, 477.

[23] Araf 7/175-176.

[24] Kutub, Fi Zılâl, VI, 319.

[25] Mevdudi, a.g.e., II, 109.

[26] Derveze, İzzet, et-Tefsirü’l-Hadis, (trc. Ahmet Çelen vd.), I-VII, Düşün Yay., İstanbul  2014, I, 546.

[27] Mevdudi, a.g.e., II, 109.

[28] Bursevi, a.g.e., II  , 270.

[29] İbnü’l-Cevzî, Ebu’l-Ferec Cemalüddin, Zâdü’l-Mesir fi İlmi’t-Tefsîr, (trc. Abdülvehhab Öztürk), I-VI, Kahraman Yay., İstanbul 2009, II, 413.