Üçüncü gün Şam Kapısından girerek Eski Kudüs Şehri, Müslüman, Hristiyan, Yahudi mahalleleri ve çarşıları ile çile yolunun sonundaki kıyamet kilisesini gezdik. Ayrıca Mescidi Aksa çevresindeki tarihi yapıları da ziyaret ettik.

kudus_iv_1

Şam kapısı aynı zamanda Müslüman mahallesine giriş kapısını da oluşturuyor. Müslüman, Hristiyan ve Yahudi mahalleleri arasında yapılar, satılan ürünler ve davranış kalıpları açısından belirgin farklar var. Müslüman çarşılarını gezerken belli bir yerden sonra birden Yahudilerin dükkânları başlıyor.

Çile Yolu ve Kıyame Kilisesi

Hristiyanlar Hz. İsa’nın çarmıha gerildiğine inanıyorlar. Hâlbuki  Kuranı Kerimde, Nisa Suresi 156. ve 157. Ayetlerde şu şekilde buyurulmaktadır: “Bir de inkârlarından ve Meryem’e büyük bir iftira atmalarından ve “Biz Allah’ın peygamberi Meryem oğlu İsa Mesih’i öldürdük” demelerinden dolayı kalplerini mühürledik. Oysa onu öldürmediler ve asmadılar. Fakat onlara öyle gibi gösterildi. Onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, bu konuda kesin bir şüphe içindedirler. O hususta hiçbir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Onu kesin olarak öldürmediler”.

Hepimizin bildiği gibi o zamanki Yahudiler yine her zaman yaptıkları gibi, kendilerine Allah’u Teâla tarafından gönderilen peygamberleri inkâr edip öldürmeye çalıştıkları gibi, Hz. İsa’yı da o zamanki Roma yönetimine şikâyet ederek öldürtmeye çalışmışlar. Allah tarafından Hz. İsa’ya benzeyen bir kişi Romalılar tarafından çarmıha gerilerek öldürülmüş, Hz. İsa da Allah tarafından göğe yükseltilmiş.

kudus_iv_2

Buna rağmen Hristiyanlar Hz. İsa’nın çarmıha gerildiğine inandıkları için, Onun sözde sırtına çarmıh yüklendiği yerden çarmıha gerilip ruhunu teslim ettikten sonra göğe yükseldiğine inandıkları yer olan Kıyame kilisesine kadar devam eden geçiş yoluna meşakkat yolu demişler ve sırtındaki haçla durduğu her yere kilise yapmışlar. Kıyame kilisesi Hristiyanların Hz. İsa’nın mezarından kalktığına inandıkları yerdir. Kıyam ismi de muhtemelen buradan gelmektedir. Kıyame kilisesi Katolik ve Ortadoks Hristiyan dünyası tarafından paylaşılamayan bir yerdir. Bu kilisenin paylaşımı ve kilisenin hangi bölümlerine kimin hizmet edeceği ile ilgili tarihte birçok kavgalar olmuş, en son Osmanlı bir ferman yayınlayarak durumu belirlemiş. Ayrıca bu kilisenin anahtarı Müslüman bir ailede olup, sabah kilise bu aile tarafından açılmakta ve akşamda yine bu aile tarafından kapatılmaktadır. Tüm Katolik ve Hristiyan mezhep ve kiliseleri de bu uygulamayı kabul etmişlerdir.

Kıyamet Kilisesinin yanında Hz. Ömer Camii bulunmakta. Cami Selahaddin Eyyübi tarafından yaptırılmış, kendi karargâhını da hemen kilisenin yanına yaptırmış. Hristiyanlara adeta “Ben sizin yakınınızdayım ve her an sizi izliyorum, sakın yanlış bir şey yapmayın” mesajı vermeye çalışmış. Daha önce söylediğimiz gibi, Selahaddin Eyyubi sadece surları aşıp Kudüs’ü fethetmekle kalmamış, ileri görüşlü bir strateji ile surların içini de yaptığı eserlerle, oluşturduğu geleneklerle ve verdiği mesajlarla sağlama almış, güven ve huzuru tesis etmiş.

Hz Davud Aleyhisselamın Kabri

Daha sonra Mescidi Aksa’ya yakın bir yerde olan Hz. Davud Aleyhisselamın kabrini ziyaret ediyoruz. Erkekler ve bayanlar ayrı yerlerde ibadet ediyor ve ziyaret gerçekleştirebiliyorlar. Kabrin başındaki Yahudiler tahrif edilmiş kitaplarından sallanarak bir şeyler okuyor ve etrafında el ele tutuşarak ve dönerek şarkılar söylüyorlar. Hz Davud Aleyhisselamın Kabri de maalesef Yahudiler tarafından resmen ve fiilen ele geçirilmiş durumda.

kudus_iv_3

Yahudiler Hz. Davud vasıtasıyla kendilerine gönderilen Zebur’u tahrif etmişler, kendi yaşantılarına uydurmuşlar, kabrini hukuksuz bir şekilde ele geçirmişler. Siyonistler Filistinlilerin sadece topraklarını, evlerini, bahçelerini, tarlalarını işgal edip el koymadılar, tarihi yapı ve eserlerini de işgal edip, onları kendilerince içselleştirdiler, kendilerine göre hikâyeler uydurup bu eserleri yine kendilerine malettiler. Yahudiler türbe içerisindeki tarihi çinileri kırmışlar, parçalamışlar, türbenin çehresini tamamen değiştirmişler, türbe içerisinde namaz kılınan yeri kaldırıp, namaz kılmayı yasaklamışlar ve türbenin yanındaki mescidin de içini boşaltıp, kapatmışlar. Sözde bunlar tarihe ve bilime saygılı insanlar. Oysa gerçekte kendileri dışındaki her şeye karşılar. Filistin’de hem insanları hem de tarihi katletmediler mi? Hala katletmiyorlar mı? Çoluk çocuğun üzerine Gazze’de bomba yağdırmadılar mı? İşgal askerleri çocukları otomatik silahlarıyla katletmedi mi? Hala katletmiyor mu?

kudus_iv_4

 

Hz. Davud (AS)’ın kabrini gördükten sonra Burak Duvarına ilerlerken El Halil Kapısını ve kapının üzerindeki kitabede, Kanuni Sultan Süleyman tarafından yazdırılmış “Lailaheillallah İbrahim Halilullah” yazısını gördük.

kudus_iv_5Bu arada Osmanlı döneminde Yafa’daki saat kulesinin bir eşi olan ve Abdulhamid Han tarafından Kudüs’te de inşaa edilmiş olan bir saat kulesinin, İngiliz işgali sırasında restore ediliyor bahanesiyle ortadan kaybedildiğini üzüntüyle öğrendik.

Burak/Ağlama Duvarı

Yahudiler Kanuni Sultan Süleyman dönemine kadar şehre yaklaşamıyorlar, ibadetlerini şehrin dışında Zeytin Dağında yapıyorlardı. Yahudilerin mezarları da buradaydı ve onlar için Zeytin Dağı çok kutsaldı, çünkü Mesihin buradan şehre gireceğine, mahşerin burada kurulacağına, insanların ilk burada dirileceklerine inanıyorlar. Kanuni Sultan Süleyman tarafından kendilerine Burak Duvarının dış tarafı tahsis edildi. Yahudiler daha sonra bu duvarı “Ağlama Duvarı” olarak isimlendirdiler. Buraya Müslümanların Burak Duvarı demeleri Burak Mescidinden kaynaklanıyor. Peygamber Efendimiz Mescidi Aksa’ya Burak ile buradan girdiği için Müslümanlar daha sonra buraya Burak Mescidi inşaa etmişler. Bu duvar, aynı zamanda Burak Mescidinin dış duvarı olduğu için de Müslümanlar buraya “Burak Duvarı” diyorlar.

kudus_iv_6

Mescidi Aksanın İçindeki Diğer Tarihi Yapılar (Kütüphane, Mervan Mescidi, İslami Eserler Müzesi)

Kütüphanenin de bulunduğu yeraltı mescidinde zeytinyağlarının biriktirildiği bir kuyu bulunmaktadır. Peygamber Efendimizin (SA) Beyt-i Makdisle ilgili olarak; “Oraya gidiniz ve orada namaz kılınız, eğer oraya gidemez ve orada namaz kılamazsanız, kandillerin­de yakılmak üzere zeytinyağı gönderiniz” tavsiyesi nedeniyle  bu kuyuya Müslümanlar yakın zamana kadar zeytinyağı getirip dökerlermiş. Kuyunun zemininde hala zeytinyağı görülebiliyor.

Mescidi Aksa’nın içindeki bir diğer mescid olan Yeraltı Mervan Mescidi aslında tevafukan bulunmuş ve temizlenmiş. ABD Başkanı Clintın’ın “Mescidi Aksa’nın altı Yahudilerin, Üstü Müslümanların” şeklinde demeç vermesi üzerine Müslümanlar, toprakla kaplı yeraltı mescidini el birliği ile temizlemişler ve kullanıma uygun hale getirmişler. Mescidden çıkan topraklar hala Mescidi Aksa’da duruyor, çünkü Siyonist İsrail mescidden çıkan bu toprakların dışarı çıkartılmasına izin vermemiş. Yeraltı mescidinin kullanılmasını sağlamak amacıyla da Mescidin İmamı “Cuma günleri yeraltı Mervan Mescidi dolmadan Mescidi Aksa’da namaz kılınmaz” şeklinde fetva vermiş.

kudus_iv_7

Mescidi Aksa’nın içerisinde İslami Eserler Müzesi de bulunmakta. Mescidi Aksa’nın ilk dönemlerinden itibaren kullanılmış eşyalar, tarihi el yazma eserler ve daha bir çok kıymetli İslami eserler Müzede özenle sergilenmekte. Buralara gelen Müslümanların mutlaka görmeleri gereken eserler mevcut müzede.

Mescid-i Aksa Yahudi ve Hristiyanlarca da kutsal kabul edildiği için devamlı bir mücadele alanı olmuştur. Yahudiler Hz Süleyman’ın Tapınağının kalıntıları olduğu iddiası ile Mescid-i Aksa’nın altında, tapınağın kalıntılarını bulmayı amaçlayan sözde arkeolojik kazılara girişmişler. Mescidi Aksa Camisinin altı toprak olduğu ve Mescidin yıkılması daha kolay olduğu için, surların Mescidi Aksa tarafından Mescidi aksanın altını oyuyorlar. Yani Kubbetül Sahranın altı kayalık olduğu için buranın altından değil de, Mescidin altından tüneller açmışlar. Yahudiler iddia ettikleri kalıntıları da bulamamışlardır. Çünkü böyle bir kalıntı zaten söz konusu değildir. İşgalcilerin asıl amacı Mescidi Aksa’yı yıkıp yerine Süleyman Mabedini inşaa etmektir. Mescidi Aksa defalarca Yahudilerin çirkin fiili saldırılarına da maruz kalmıştır.

Sadece Mescidi Aksaya değil çevresindeki tarihi yapılara, mezarlıklara, Filistinlilerin mülklerine de zarar veriyorlar, tahrip ediyorlar, yıkıyorlar. Siyonistler sadece fiziki yapılara değil Müslümanların tüm değerlerine ve kazanımlarına saldırı halindeler. Çevreye de zarar veriyorlar, işgalci Yahudilerin Mescidi Aksa içindeki ağaçların köklerine kimyasal maddeler dökerek ağaçları kuruttuklarını da öğreniyoruz.

Siyonistler Mescidi Aksa ve İbrahim Camii dâhil kutsal mekânları çiğniyorlar, yakıyorlar, Filistin halkını, kadın, yaşlı, çocuk demeden katlediyorlar, liderlerini füzelerle şehid ediyorlar.

kudus_iv_8

Kudüs’ten dönüşte, otobandan Yahudi İrgun ve Lehi Terör Örgütlerinin, 9 Nisan 1948’de gerçekleştirdikleri katliamı yaşayan Deir Yassin köyünün kalıntıları gözüküyor. Şaron’un bir sözü aklıma geliyor; “Biz Deir Yassin katliamını gerçekleştirmeseydik, Filistin’de başarılı olamazdık” .

Havaalanına dönüşte, Osmanlı’dan kalma Hicaz Demiryolunun Kudüs Tren İstasyonu binasını uzaktan hüzünle seyrettik.

Havaalanı yolunda Samuel peygamberin kabrini ve camisini de ziyaret ettik.

kudus_iv_9

Caminin altında Samuel Peygamberin kabri var. Burası da Siyonist Yahudilerin işgaline uğramış. Caminin çevresinde kazı çalışması! yapılıyor. Kabre iniyorsunuz, kabri ikiye bölmüşler, erkekler ayrı bayanlar ayrı yerlere inerek ziyaret gerçekleştirebiliyorlar.

kudus_iv_10

Kabrin üstünde cami kısmı var, alttaki gerçek kabrin üstüne ayrı bir kabir yapılmış. Burası Müslümanlara ait, bir de Filistinli görevli bulunuyor. Fakat burası Müslümanlar tarafından pek bilinmediği için Müslüman ziyaretçi sayısının çok az olduğunu öğreniyoruz.

Bu Caminin, Kudüs’ün ve Filistin’in tüm değerleriyle işgal ve kuşatılmış halinin üzüntüsüyle ve kutsal topraklardan ayrılmanın getirdiği hüzünle Havaalanına doğru hareket ediyoruz.

Uçağın kalkış saatinden en az 3 saat öncesinde havaalanında olmamız gerekiyormuş. 3 saat önce havaalanında olursak uçağa mutlaka yetişiyormuşuz. 2 saat önce gelenlerden uçağı kaçıranlar olmuş. Bizi sırada fuzuli ve keyfi olarak bekletiyorlar. Başka yolcular, beklemeden güvenlik noktasından rahatlıkla geçiyorlar. Devlet görevlilerinin bu ayrımcılık hakkında neden bir aksiyon almadıklarını merak ediyoruz!

 Kudüs için ne yapabiliriz

kudus_iv_11

Kudüs’ün 7 Haziran 1967’de işgalinden günümüze kadar Mescidi Aksa’ya Siyonist işgalciler tarafından yüzlerce saldırı ve baskınlar gerçekleştirilmiştir. Yahudiler tarafından Aksa’ya patlayıcılar konulmuş, Mescid ateşe verilmiş, cemaatin üzerine ateş açılmış, yüzlerce Müslüman hayatını kaybetmiş ve Mescidde ciddi hasarlar meydana gelmiştir. Mescidin altından tüneller açılarak Mescid yıkılmaya çalışılmış olup, halen de bu saldırılar devam etmektedir. Bunun dışında işgal yönetimi hukuksuz bir şekilde Mescide girişi zaman zaman ya tamamen engellemekte ya da yaş ve süre kısıtlamaları koymaktadır.

İşgal devleti kendi içerisindeki birliklerini muhafaza etmek için bilinçli olarak devamlı kriz çıkarmakta ve çatışma ortamını devam ettirmeye özen göstermektedir. Bu nedenle Siyonist İşgal Devleti ile ateşkes yapmak ve bunu sürdürmek mümkün değildir. Zaten İşgal devletinin hukuk dışı ve oldu-bitti ile kurulduğu 1948 yılından beri yaşananlar Siyonistlerle ateşkes veya barış yapmanın mümkün olmadığını göstermektedir. Siyonistler arz-ı mevud olarak kabul ettikleri topraklara ulaşma gayreti içerisinde oldukları sürece de bu mümkün olmayacaktır. Müslümanlar açısından da, İşgal devletini tanımak ve işgali meşrulaştırmak anlamına geleceği için, Siyonistlerle barış yapmak mümkün bulunmamaktadır.

İslam topraklarının işgal altında, kan ve gözyaşı içerisinde bulunmasında asıl sorumluluğu kendimizde aramamız gerekiyor. Allah rızasına uygun, Müslümanların birlikte ve birbirine karşı duyarlı olduğu bir hayat aslında Allah’ın yardımına mazhar olmayı sağlayacak başarının da anahtarıdır kanaatimizce. Filistinliler canla başla mücadele etmektedirler ancak asıl sorumluluk biz Müslümanlardadır. Müslümanlar birleşip tek vücut halinde olsa idi, Siyonistlerin bu kadar mesafe katetmesi mümkün olamazdı.

Sadece Mescidi Aksa’nın ve Kudüs’ün değil bütün Filistin’in işgal altında olduğunun bilincinde olmak ve bu Kutsal toprakların kurtarılması sorumluluğunun sadece Filistinlilerde değil tüm Müslümanlarda olduğunu anlamak gerekmektedir. Bu davanın tüm Müslümanların davası olduğu bilinciyle ve “ben Kudüs için ne yapabilirim?”  anlayışıyla Mescidi Aksa’ya minber yapan Halepli Marangoz gibi hareket etmek ve Selahaddin Eyyubi gibi de bu davayı dert edinmek asıl gayemiz olmalıdır.

Mescidi Aksa’yı ve Filistin’i sürekli olarak ziyaret ederek buraların sahipsiz olmadığını göstermek, Filistinli Müslümanlara destek olmak, buraların işgal altında olduğunu sürekli düşünerek bu sorumluluğu çevremize ve çocuklarımıza taşımak, kendi çapımızda elimizden ne geliyorsa bunun uğraşısı içerisinde olmak gerekmektedir.

Rabbimiz Kudüs dâhil tüm Filistin topraklarının kurtarıldığı günleri bize bir an önce göstersin.