KİTAP TANITIMI: MALCOLM X

Kitabın Orjinal Adı: The Autobiography Of Malcolm X

Yazarı: Alex Haley

Türü: Otobiyografi, Sosyoloji, Tarih, Düşünce

Türkçeye Çeviren: Yaşar Kaplan

Yayınevi: İnsan Yayınları

Baskı: 8.Baskı, 2016

Sayfa Sayısı: 733

 

Kitabı çok önceden almıştım. Meşhur bir kitap olduğunu biliyordum. Etrafımda çokça tavsiye edenler olmuştu. Malcolm X’i tabi ki daha önceden tanıyordum, biyografisini okumuştum. Afro-Amerikalı Siyahî bir Müslüman, mücadele adamıydı… Büyük bir insan hakları savunucusuydu… Bir konferansı sırasında şehit edilmişti… Hapis yatmıştı… Sonra Müslüman olmuştu… İnternetteki konuşmaları, konferansları, demeçleri, sosyal medyada dolaşan veciz sözleri vs…

Malcolm hakkında bilinenler/bildiklerimiz genelde bunlardır. Herkes O’nu bu şekilde tanır ama O’nun nasıl buralara geldiği(yaşam hikâyesi) pek bilinmez.

Malcolm, dünyanın en büyük üniversitelerinde konferanslar vermiş, tartışma formları düzenlemiş, on binlerce insana hitap etmiş, o zamanda bütün ülkenin gündemine oturmuş ve gittiği her ülkede devlet başkanlarının özel konuğu olarak ağırlanmış “akademisyen olmayan” birisi. Malcolm’un ünvanı zaten onu özetliyor: “Amerika’da bir siyah isyanı başlatabilecek ya da bastırabilecek tek kişi”. Sizce bu basit bir iş mi? Ve işin ilginç yanı (aslında ilginç olmasa da) Malcolm, üniversite mezunu değil, hatta bir lise kaçkını.

Bu kitabı okumadan önceki Malcolm X’imizle okuduktan sonraki Malcolm X’imiz kesinlikle aynı olmayacak. Bu kitap bir otobiyografiden çok öte.

Önceleri kitabın hacminden korkarak kitaba başlayamamıştım. Böyle hacimli kitapları okumak cesaret ister, malumdur. Ancak kitaba başladığımızda bir serüvenin içinde buluyoruz kendimizi. Bir bakıma Malcolm ile o yılları yaşıyoruz. O kenar mahallelerde Malcolm’la geziyoruz sanki. Ve kitabın akıcı üslubu, sayfalarını teker teker devirmemize yardımcı oluyor.

Malcolm, yine kendisi gibi Afro-Amerikalı Siyahî olan gazeteci yazar Alex Haley’e anlatıyor yaşam hikâyesini. Haley’de kitap haline getiriyor. Kitabın önsöz bölümünde(yaklaşık 123 sayfa) kitabın yazılış serüveni anlatılıyor,  Haley’in dilinden. Malcolm ile tanışması ve kendisiyle aralarında geçen diyaloglar, tartışmalar, sonrasında Malcolm’un kendisine itimat etmesi, konferanslarına katılması, otobiyografisini yazma aşamaları vs… En sonunda da şehit edilişine tanık olması…

Malcolm, hiç de dışarıdan görüldüğü gibi, sadece bir “insan hakları savunucusu” değil. Hayatına girmemiz, O’nu kendi dilinden tanımamız gerekir. Hiçbir belgeselde, filmde, konferansta, sempozyumda ya da biyografide buradaki kadar iyi tanıyamayız O’nu.

Çocukluğundan alıp ta o zamanına kadar hayatının her aşamasını eleştirel, sosyolojik, psikolojik ve reel bir zeminde dile getiren Malcolm, bizlere müthiş bir yaşam perspektifi çiziyor. Mahallenin en ücra köşelerinden gelmesinin, hayatın her alanında etkin olmasının ve yaşadığı tecrübelerin ona çok şey öğrettiğini, kendisi bile daha sonra farkına varacaktır.

Kitabın neredeyse yarısına kadar, Malcolm’un bize çizdiği portrede kendisi adeta bir serseri, kaçak, mafya, kirli işler peşinde koşan, kendi literatürlerinde “dümenci” olan, okul kaçkını ve Beyaz düşmanı birisi. Ve hapis hayatı… Müslüman olması… Davasının hamisi, elçisinin sözcüsü, önderinin sesi, soluğu, eli her şeyi… Gözünü budaktan esirgemeyen bir dava eri. Hidayetine vesile olan “İslam Ulusu” adındaki Müslümanların reisi olan Elijah Muhammed’in(Afro-Amerikalı Siyahi sahte peygamberin) ölümüne takipçisi ve davasının fedaisi(Malcolm’u şehit edenler bunlardır). Ve bu sahte peygamberle ayrışmaları, guruptan ihraç edilmesi, sonrasında mukaddes topraklara yolculuğu ve gerçek İslam ile tanışması. Irkçılık düşüncesinden dönüşü ve bu ırkçılığa karşı savaş açması… Kardeşliğin savunucusu…

Malcolm, ailesinden her vesileyle bahseder ve toplumun o varoş kesiminin aile yapısını da gözler önüne serer. Esasen kitabı okurken şunları da düşünüyoruz: Hiçbir şey bize gösterildiği gibi değil. Filmlerde, dizilerde, belgesellerde, medyada bize sunulan Amerika’nın aslında hiç de öyle olmadığını gözler önüne seriyor bu kitap. Çok değil bundan 50 sene öncelerini anlatıyor kitap. Bu vesileyle de Amerika ve Avrupa’nın da gerçek kimliğini ortaya çıkarmış oluyor.

Kitapta bizi asıl etkileyecek olansa, Malcolm’un kişiliğidir. Zaten onu düşmanları nezdinde dahi bu denli çekici kılan da budur. Nasıl oluyor da öyle bir hayattan böyle bir hayata geçiyor? İşte bunun hikâyesini bulacağız bu kitapta, hem de kendi dilinden.

Beyaz-Siyah kavgasını tüm çıplaklığıyla gözler önüne seriyor bu kitap. Köle ticareti, sömürgeleştirme, asimile etme, ayrımcılık, itibarsızlaştırma… Egemen Beyazın, tasallutu altındaki Siyahlara reva gördüğü psikolojik ve sosyolojik ötekileştirme politikaları. Aşağılanmışlık, ezilmişlik ve ikinci sınıf insan muamelesi… Bugün sözde demokrasi ve insan hakları satan Amerika’nın aslında kendisinin “demokrasi ve insan hakları canisi” olduğunu anlayacağız.

Hiçbir şeyin gördüğü gibi olmadığını, kenar mahallelerinde nelerin döndüğünden çok az haberimizin olduğunu göreceğiz. Hayatın hep iyi günlerini yaşadığımızı, şu yaşadığımız toplumda dahi, iyi bir çevrenin içinde(Müslüman bir çevre) kendimizi muhafaza ettiğimizin farkında olmadığımızı anlayacağız. Tahmin bile edemediğimiz olayların etrafımızda döndüğünü, bizim ise bunun farkında olmadan güllük gülistanlıkmış gibi yaşamaya, tatlı hülyalara dalmaya devam ettiğimizi.

Benliğimizi korumanın ne kadar önemli olduğunu, nerden gelip nereye gittiğimizin hesabını yapmamız/sorgulamamız gerektiğini öğütlüyor bize. Düşüncelerimize gem vurulamayacağını, sindirilmiş olmamamız gerektiğini bize hatırlatıyor. Konuşacak, savunacak, haykıracak bir şeylerimizin mutlaka olması gerektiğini, büyük çarkların içinde küçük bir solucan gibi ezilmekten kurtulmamızı ve bu çarklara meydan okumamız gerektiğini yaşayarak anlatıyor bize.

İnsanların aslında, kendi selim akılları üzerine bırakılsalar, problemlerin çözüleceğini; ancak bunun arka planında bir takım küresel güçlerin olduğunu ve asla insanları kendi başlarına bırakmadıklarını, bu çatışmalardan, kavgalardan, ırkçılıktan, pislikten, mafyadan, savaştan, sürgünden, sömürmekten ve halkların sefilliğinden(kısacası kapitalizm, emperyalizm ve diğer tüm “izm”lerden) nemalandıklarını gözler önüne seriyor.

Ne zaman ki ayağa kalksak, söyleyecek bir sözümüz olsa, bu şer sistemine dur demeye kalksak muhakkak bu sistemin sahipleri bizi ekarte etmek için bizi sindirmeye, söndürmeye çalışacaktır. İşte Malcolm bunu görüyor ve buna sessiz kalmayıp savaş açıyor. O’nun şikâyetçi olduğu kesimlerden biri de “bunu görüp de sessiz kalanlar” zaten. İnsanların buna nasıl sessiz kalabildiklerini bir türlü anlamlandıramıyor.

O’nun beyazlara karşı mücadelesi bir ırk mücadelesinden(Siyah-Beyaz mücadelesinden) bir ideoloji mücadelesine(ırkçılık karşıtı mücadeleye) dönüşüyor. O Beyazların ırkına değil, bir ırkın bir ırka tahakkümüne karşı savaşıyor. Ötekileştirmeye, köleleştirmeye ve çifte standarda karşı savaşıyor.

Malcolm X’teki X’in nereden geldiği de ilginçtir mesela. Okuduğumuzda bunu göreceğiz. Ben X’in soyadı olduğunu sanırdım.

İnsan davasına inandı mı onun uğruna gecesini gündüzüne katar. Gözüne uyku girmez. 24 saat onun için 48 saat olur. Ve şöyle deriz: “Bu adam bunca işi nasıl, ne zaman yaptı?” İşte Malcolm’da aynen bunu diyeceğiz.

Mal, mülk ve maddi imkanların insana pranga/idol olamayacağını(daha doğrusu olmaması gerektiğini) da göreceğiz. Karşımıza hiçbir zaman zengin bir Malcolm çıkmayacak. Hatta eline geçen büyük meblağlara rağmen, paranın kölesi olmayan biriyle karşılaşacağız.

Hayatın alışılagelmiş sahte düzenlerine karşı çıkabilmeyi ve düşünmeyi, dolayısıyla da şuurlu(bilinçli) olmayı bize öğretecek. Bize aşılanan bazı ötekileştirme ayraçlarının, turnosolların aslında bir hiç olduğunun farkına varmamızı istiyor. “Böyle gelmiş böyle gitmeyecek!” diyor. “Uyanın. Farkına varın. Siz kimsiniz? Nesiniz? Nerelisiniz? Niçin yaşıyorsun? Bir hayvan gibi güdülmekten niçin muzdarip değilsiniz? Üzerine kaynar su döküldüğünde niçin tepki vermiyor cesedin?” kabilinden sorular yöneltiyor sürekli. Soruları Siyah ırkdaşlarına yönelik olmasına rağmen, onların nezdinde aslında bize de sesleniyor. Dünyadaki adaletsiz sistemi eleştiriyor, bu sisteme karşı mücadele veriyor.

Aklımızı ve düşüncemizi kiraya vermemeyi, körü körüne tabi olmamayı öğretiyor bize. Kim olursa olsun la yüs’el(sorgulanamaz) olamayacağını, eleştirel düşünmeyi öğretiyor. İdealleri uğruna korkmadan haykırmayı ve küllerinden doğarak tekrar ayağa kalkmayı sürekli olarak işliyor.

Bir şeylere dur diyebilmemiz için profesör, âlim veya devlet başkanı olmamızın gerekmediğini, içimizde acısını hissediyorsak bir şeyler mutlaka yapabileceğimizi bize gösteriyor ve bunu bil fiil O’nun hayatında görüyoruz.

Kitabı konu konu anlatmak, özetlemek istemiyorum zira hem heyecanı kalmaz hem de kitap oldukça hacimli. Ama sanırım genel bir perspektif çizebilmişimdir kitap hakkında. Tabi ki okuduğumuzda bundan çok daha fazlasını göreceğimizden eminim.

Son olarak şunu söylemek istiyorum: Hani bazı filmler vardır. Uzundur, sıkıcı sanırız. Bu izlenmez, deriz. Ama bir vesileyle başlarız filme. İzlerken bitmesin deriz. Bitince de “vay be… neymiş yaa” deriz. Şöyle bir soluklanırız. İşte bu öyle bir kitap… Hacminden ürkmeden kesinlikle okunmalı. Hayatın farklı yüzlerini göreceğiz ve sıra dışı bir kişiyle, kişilikle, Müslümanla tanışacağız…

10.02.2017