• Nuray Bigili

    Kitap Tanıtımı: Çocukluk Sırrı

    - 30 Ocak 2014

cocukluk-sırrı-KAPAK

Kitap Tanıtımı

Anne baba demek, çocuk rehberi demektir. Çocuğu tanımadan, çocuğun dünyasını anlamadan çocuk terbiyesine soyunmak, çocuk rehberliği yapmaya çalışmak sonu hüsran olan bir çabadır.

Çocuklarımız bize Allah’ın emaneti. Acaba biz gerçekten emanet bilinciyle mi yaklaşıyoruz yoksa onların bütün haklarını kendimize mal edip ‘benim çocuğum değil mi ne yaparsam yaparım?’ rahatlığında mıyız? Biz gerçekten çocuğumuza nasıl davranmamız gerektiğini biliyor muyuz? Yoksa çocuk yetiştirme konusunda da başka konularda yaptığımız gibi atalarımızı bulduğumuz yol üzerineyiz? Evimizde beslediğimiz balığın bile ırkını, cinsini, ne yediğini ne yemediğini, yaşayacağı suyun sıcaklığını, hoşlandığı yaşam alanını araştırıp, evimizde misafir ettiğimiz bu hayvanın bile hakkına girmemeye özen gösteren biz, acaba bize emanet edilen çocuklarımızın ruh dünyaları hakkında da gerekli bilgiye sahip miyiz?

Bugünün hayırsız evlatlarının, dünün vicdansız anne babalarının elinden çıkmış olabileceğini hiç düşünmüş müydünüz? İnsan doğduğu andan itibaren kendisine yapılan hiçbir muameleyi unutmuyor maalesef. Belli bir yaştan sonrasını zihni olarak hatırlarken, anne karnından itibaren yaşadıklarını ise his/duygu olarak hatırlıyor. Bizim çocuğa olan bütün yaklaşımımız, onun şahit olduğu bütün hal ve hareketlerimiz onun kişiliğinin ve karakterinin şekillenmesini sağlıyor. Tam da bu konuya gelmişken size bir kitaptan bahsetmek istiyorum; “Çocukluk Sırrı”.

Uzman pedagog Âdem Güneş tarafından kaleme alınan bu kitap, yazarın kendi kurduğu “Anadolu Pedagojisi” akımını genel hatlarıyla okuyucuya sunuyor. Anadolu Pedagojisi bu toprakların yüzlerce yıllık bir geçmişe sahip olan çocuk yetiştirme metodunun, Resulullah’ın (sav) çocuğa yaklaşımındaki sünnetiyle çerçevesi çizilmiş bir pedagoji ekolü. Bu ekol “göz aydınlığı” çocuklara sahip olmak isteyen biz Müslümanların kolayca özümseyip içimize sindirebileceğimiz yöntemlerden bahsediyor. Aslında daha çok neler yapmamamız gerektiğinden…Çocuk yetiştirme konusunda kaynak ararken çok dikkatli davranmamız gerekiyor.Biz bize uygun olan yol ve yöntemlerle çocuklarımızı yetiştirmeliyiz. Çocuğun ruhunda travma geçirtir derecede, çocuğun duygu dünyasını hasara uğratan sözüm ona “çocuk terbiyesi” öğreten batı kaynaklı ve bizim kültürümüzle olan doku uyuşmazlığı alenen belli olan bir metodun asık suratlı bir dadı(!) tarafından televizyonda milyonlarca insana enjekte edilmeye çalışılması gerçekten tüyler ürperten bir olay.

Bu kitabı, etraftan “aman ne akıllı, uslu” diye bahsedilen çocukların içlerinde kopan fırtınalardan ve nasıl kişiliksizleştiğinden, “kendine güvenen, cesur, güçlü” görünen çocuğun aslında nasıl bir savunma mekanizması geliştirerek duyarsızlaşmaya doğru gittiğinden, ceza ve ödül ile davranış kazandırılan çocukları ve ailelerini nasıl bir sonun beklediğinden, anne babasına aşırı sevgi gösterilerinde bulunan çocuğun bunu aslında anne babasının ona vereceği zarardan korunmak için yaptığından ve buna benzer birçok örneği belki kendi çocukluğunuza ait örneklerin zihninizde canlanmasıyla duygusal bir atmosfer içinde okuyacaksınız.

Kitaptan bazı notlar:

  • Çocuğun ruhundaki gizemli sır, çocuğun olduğu gibi kabul edilmesiyle ortaya çıkacaktır.
  • Kendisini içindeki coşku dolu ruh ile ortaya koyamayan çocuk, bir süre sonra kişiliğinin ne olduğunu unutacaktır.
  • Çocuk bir kere içinde farklı, dışında farklı olmayı becerirse, onun kime, ne zaman, ne yapacağını kimse kestiremez!
  • Çocuk kendi sırını bırakıp, anne babasının zorlaması ile arzu etmediği bir yöne doğru sürüklenmeye başlamışsa kişiliksizleşme süreci de başlamış demektir.
  • Sevgi koşula bağlanmışsa, çocuk, anne baba sevgisini alabilmek için kendi dünyasını yaşamak yerine, onların istediği gibi olmak zorunda kalır.
  • İnsan ruhu kendini ezene karşı bir eziklik, kendini dışlayana karşı bir dışlama hisseder.
  • Çocuk duygu dünyasında hangi acıları yaşıyorsa, bir süre sonra ya anne babasına ya da kendi çocuklarına aynı acıları yaşatır.
  • Çocuk güven ortamı olmadan kendi kişiliğini ortaya koymaz!
  • Baskı ile davranış öğrenen çocuklar, yetişkinlik yıllarında hep bir sıkıntı, hep bir huzursuzluk, hep bir bunalım içindedir.
  • Birçok anne baba kendi altında ezdiği ve artık kendini savunamaz hale gelen çocuklara, “Akıllı-uslu oldu” diyerek, kendisini avutuyor.
  • Anne babanın çocuk üzerindeki baskısı, sevgisizlik ve ilgisizlik çocuğun sızlanmasına neden olur.
  • İnsan benliğinin eziliyor olmasına verdiği tepki kadar hiçbir duruma tepki vermez.
  • İnsan başıboş olarak dünyaya gönderilmediği gibi, çocuk da başıboş olarak anne babaya teslim edilmemiştir.
  • Çocukluk sırrı içinde yer alan buyurucu iç kılavuz, anne babalar tarafından bilinmediği ve ‘hissedilmediği’ için çocuklar, anne babaların elinde varoluş mücadelesi vermektedir.
  • Çocuk ancak kendi içindeki merak duygusundan kaynaklanan bir ‘öğrenme isteği’  ile öğrenmeye yönelirse, ‘kalıcı’ bir öğrenme gerçekleşir.
  • Hiçbir yetişkin, bugüne kadar çocuğu ile girdiği mücadeleden kazançlı çıkmamıştır.
  • Çocuk yardım almaya yöneldiğinde, ‘ezici’ ve ‘incitici’ bir tutumla karşılaşırsa, kendisini ezen kişinin rehberliğini artık istemeyecek ve tepki gösterecektir.
  • Çocuğa teklif edilen yardım, minnet duygusu oluşturulmadan sunulmalıdır.
  • Minnet öyle bir duygudur ki, kim kimin minneti altında kalmışsa, ona karşı kendini ezik, mecbur ve çaresiz hisseder.
  • Çocuğun anne babasına karşı gerçek muhabbeti ve itaati, ancak onlara güven duyabilmesiyle mümkündür.
  • Kişiliksizleşen çocuk, sadece minnet duygusuyla değil, aynı zamanda baskı ve zorlamalarla da kendisini anne babasına itaate mecbur hisseder.
  • Yapacağı şeyler karşısında hep engellemeler, kırıcılıklar ve baskılar ile karşılaşan çocuk, yaşama sevincini kaybeder.
  • Edilgen hale getirilmiş ve itaate mecbur bırakılmış bir çocuğun kendini mutlu hissettiği anlar, ancak anne babasının istediği gibi davrandığı anlar kadardır.
  • Anne babası tarafından ruhu teslim alınan bir çocuk, yaptığı her işte onların onayını almazsa, başarı elde edemeyeceğini düşünür.
  • Bir yetişkinin çocuğun masum duygularını kendi amaçları doğrultusunda kullanmasına, çocuk suiistimali denir.
  • Zoraki kişilik oluşumları esnasında duygu dünyasını kaybetmiş kişiler, çok hırslıdırlar; yenilgilere öfke ile tepki verirler.
  • Bir çocuk yalan söylüyor veya gerçekleri inkâr ediyorsa, onun üzerinde baskı vardır.
  • Çocuk ilk 4 yaşında, sadece kişiliğinin zeminini oluşturmakta, duygu dünyasını kullanmayı öğrenmektedir.

NOT: Bu Yazı Genç Birikim Dergisinin 176.sayısında (Ocak-2014) Yayınlanmıştır.