halepte-cocuk

Ve derin hem de çok derin bir sessizlik kaplamıştı etrafı. Her dakika üzerine bombalar yağan şehir burası değildi sanki. Halid oldukça yorgun bir şekilde, yerde serili olan eski işlemeli, buram buram tarih kokan halının üzerine konulmuş olan minderin üstüne oturmuş, ayaklarını uzatmış dinleniyordu. Bugün Halep sokaklarında arkadaşlarıyla oynadıkları oyunlar Halid’i gerçekten fazlasıyla yormuştu. Bombalar engel değildi Halid ve arkadaşları için. Her gün öğle vaktinden sonra arkadaşlarıyla beraber eskiden Kur’an öğrenmek için gittikleri ancak şimdi rejimin bombalamaları sebebiyle yıkılmış olan camilerinin önünde buluşur daha sonra da oyunlar oynarlardı. Yıkık binalar arasında saklambaç, oynadıkları top büyüklüğünde, yıkılan binalardan saçılmış taşların arasında futbol ve daha bir sürü oyun.

Halid gün içerisindeki yorgunluğuyla beraber bir de acıkmıştı tabi ki. Annesinin, ahşabı çürümeye yüz tutmuş kapıyı açıp içeriye girmesiyle ayaklarını toplayan Halid’in yorgunluğunu belli eden yüzünde, annesinin elindeki içerisinde biraz peynir ve üç beş zeytinin bulunduğu yarım ekmeği görmesiyle adeta güller açıldı. Halid’in ekmeği hemen alması ve hızlı bir şekilde ‘Bismillah’ diyerek yemeye başlaması annesi Esma Hanımı güldürmüştü ama Halid’e kardeşi Halime ile beraber yemesi gerektiğini de söylemeden edemedi. Halime üç dört yaşlarında oldukça şirin bir kız çocuğuydu. Halid bir taraftan kendi ısırıyor bir taraftan da kardeşine yediriyordu. Esma Hanım karşılarına oturup çocuklarını seyrederken birden eskilere daldı ve eşi geldi aklına. Mücahidlerin saflarında yer alan eşini, arkadaşlarıyla beraberken içinde bulundukları araca yapılan saldırıcı sonucu bir yıl önce kaybetmişti. Eşi ve çocuklarıyla beraber geçirdiği güzel günler aklına geldikçe gözlerinden yaşlar damlamaya başlıyor, çocukları fark etmesin diye de aynı hızla siliyordu gözyaşlarını.

Bir anda başlayan karın ağrısı Esma Hanım’ı eski günlerden tekrar içinde bulundukları küçük ama huzurlu odaya getirmişti. Çocuklarına belli etmese de neredeyse iki gündür bir şey yememişti. Halep’e yapılan bombalamalar son üç dört gündür artmıştı. Dağıtılan ekmek sayısı da az olunca Esma Hanım diğer evlerdeki çocuklar aç kalmasın diye ‘Rabbim sabrını verir.’ diyerekten kendilerine verilen iki parça ekmekten yalnızca birisini alıyordu. İşte bu derece Rabbine bağlı bir insandı Esma Hanım.

Halid ve Halime annelerinin kendileri için hazırladığı ekmeği çoktan bitirmiş ve yatmak için hazırlanırken yine zalimlerin uçaklarından atılan bomba sesleriyle irkildiler. Halime bomba seslerine alışmasına rağmen son bomba sesiyle ağlamaya başlamıştı. Çünkü açığa çıkan sesten anlaşılıyordu ki bomba oldukça yakına düşmüştü. Esma Hanım hemen çocuklarının yanına gelip, onları kollarının arasına aldıktan sonra “De ki: Ey Kâfirler! Yenileceksiniz ve cehenneme sürüleceksiniz.” ayetini tekrar tekrar okumaya başladı. Ve bir anda kulakları sağır edercesine yüksek bir sesle beraber etraf kıpkırmızı kesilmişti. Bomba bulundukları binaya isabet etmiş her tarafı toz bulutu kaplamıştı. Halid yaklaşık bir dakika kadar sonra gözlerini açtı. Annesi karşısında yatıyordu. Onu hiç bu kadar güzel görmemişti. Yüzündeki tebessüm şehadetin belirtisiydi adeta. Halid annesinin yanına yaklaşıp başucunda durduktan sonra onu sarsmaya ve uyanması için ona seslenmeye başladı. Biraz sonra annesinden süzülen kanları ellerinde görünce her şeyi anlamıştı Halid. 12 yaşında olmasına rağmen çoğu şeyin farkında olan bir çocuktu. Ne de olsa her gün bombaların düştüğü bir şehirde yaşıyordu. Küçük yaşta oldukça büyümüştü.

Annesini orada bırakmak istemese de bir an önce binadan çıkmaları gerektiğini düşünüyordu Halid. Halime’yi kucağına aldı, kapıdan çıkarken, her türlü zorlukta kendileriyle ilgilenmiş, kendilerine tam manasıyla saliha Müslüman bir anne olmuş, annesine bakıp aynı zamanda hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Babasından sonra annesinin şehadeti onu oldukça üzmüştü. Sonra bir an babasının ölümünden sonra annesinin kendisine söylediği şu cümleleri tekrar annesinin sesinden işitir gibi oldu: “Oğlum baban inşaAllah şehid oldu, şehitlik Allah katında çok güzel bir mertebedir, Allah yüce kitabında şehidlerin ölmediğini söylüyor. Baban için üzülme inşaAllah o bizden çok daha güzel bir yerde.” Halid bir anda büyük bir adam edasıyla kendine geldi ve hızlı adımlarla kardeşiyle beraber binanın dışına çıktı.

Salih, şehid olan arkadaşının ailesinin evine doğru koşuyordu. Bir sokak ötede oturan Salih, Halid’in babasıyla beraber aylarca zalimlere karşı çatışmış, bombanın arkadaşının evine düştüğünü fark edince hemen koşup gelmişti. Kapının önünde Halid ve Halime’yi gören Salih arkadaşının eşinin de şehit olduğunu anlamış hiçbir şey sormadan hızla Halid ve Halime’yi alarak oradan uzaklaşmışlardı.

Yoğun bombardıman sonucu Halep’te neredeyse taş üstünde taş kalmamış, kendilerine en yakın olan güvenli bölgelere doğru göçler başlamıştı. Çocuklar ve kadınlar gönderilen araçlarla komşu ülkeye doğru tahliye ediliyorlardı. Tahliye edilen kişiler içerisinde Halid ve kardeşi de vardı. Salih amcalarını da kaybetmişler ve en yakında güvenli kampta yaşamlarını sürdürüyorlardı. Artık yeni bir ülkeye ayak basacaklardı arkalarında gözü yaşlı Halep’i bırakarak.

Sınırdan içeri girenleri önemli bazı bürokratlar karşılıyorlardı. Halep’te bir katliam yaşanmış, Müslüman ülkeler çok ama çok geç devreye girmişlerdi. Sınırı geçtikten sonra Halid, Halime’nin elinden tutmuş doğdukları şehri geride bırakmanın burukluğuyla yürüyorlardı. Bürokratlardan birisinin, arkasındaki alkışçıları ve kameralarla beraber kendilerine yaklaştıklarını fark etti Halid. Bürokrat Halime’nin başını okşadı ve “Sizler bizim kardeşlerimizsiniz” dedi. Ee tabi bu esnada kameralar da kayıttaydı. Bu söz üzerine Halid’in iki dudağının arasından şu cümle çıkıverdi: “Kardeşim diyorsunuz, acılarımıza da kardeş olur musunuz?”

Halep’e Selam Olsun…