İslami hayat, kapalı devre çalışan bir Bâtıni örgüt ayini değildir. Her bir uygulaması somut, görünebilir, gözlenebilir şeffaflığa sahiptir. İslam, insanlara hayal dünyasında oyalanmayı emretmez, aksine gerçek hayata katılmayı, bir değer olmayı-oluşturmayı emreder. Durağan hayat, standartlaşan davranışlar, sosyal medya ile hipnoz edilmiş karanlık mecralara çekilmektedir. İslam’ın önemle üzerinde durduğu sosyal insan, kanlı-canlıdır. Sosyal hayattan sanal âleme dalış, cansız ve güdülmeye ayarlanmış gönüllü mahkûmiyettir. Elle tutulur bir çabanın mahsulüdür Müslüman. Ey o insan! Sen cidden Rabbına doğru çabalar da çabalar, nihâyet ona mülâkî olursun” (İnşikak-6).

Şeytan(lar), insanların apaçık düşmanıdır ve zaafının var olduğu her yerde aktif aldatıcıdır. Bundan dolayı sosyal medyadaki şeytani çabayı anlamak ve görmek gerekir. İnsan fıtratındaki sosyalleşme; iletişim, üretme, ibadet etme gibi doğal davranışlar, küresel şer sistemin Müslüman hayatına nüfuz etmesi ile soyut, sanal ve tam bir hayal dünyasına dönüştürülmüştür. Batılı zihniyetin zombi, dırakula, canavar, tanrılar, güçlü krallar, şehvet ve şiddet sarmalından kop(a)maması, ifsad olmuş hayal dünyalarını ve inançlarını kültür ihracı ile doğuya benimsetmişlerdir. Hâkimiyetlerini elde ettikleri devlet yönetimlerinin ve sosyal medya imkânlarının cazibesiyle, özelde Müslüman milletlere, genelde dünyanın her bir yerine dayatmış ve zamanla tüm insanlığa benimsetmiştir. Sosyolojide kural haline gelmiş olan, “başka milletlerin hâkimiyetine giren hızla yok olur” kuralı, bu yy.da sonuna kadar işletilmiştir.

Her toplum için cehalet, esarettir. Tarih boyu kazanılmış tüm kazanımların hatta kaybedişlerin, değer olarak bir milletin hanesine yazılması, o milletin medeniyetidir. Tevhidin gölgesinde yoğrulmuş, olgunlaşmış bu değerler, küresel sistemin “tek din”, “tek kültür” projesine bir engel olmaktaydı. Sosyal medya, oryantalizmin saptırıcı bilgisinin işgali altındadır. Bilgimizin kaynağı olan Kur’an ve sünnet, ehli olmayan ağızlardan telaffuz edilip babaları, dedeleri cahil bırakılmış, kendileri de onların izinden devam etmiş bir milletin dinden kopuşuna zemin hazırlamaktadır. Göklerden gelen ve eskimeyecek olan kural, Ey iman edenler! Eğer bir fâsık size haber getirirse onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa kötülük edersiniz de sonra yaptığınıza pişman olursunuz” (Hucurat -6). İslam toplumunun en çok önemsediği aile ve iffet, ilim ve ibadet, helal kazanç ve paylaşım vb. emirler, ilk elden yozlaştırılmış ve akabinde hayattan çıkarılmaya doğru ciddi ivme kazandırılmıştır. İlim bir dindir, dininizi kimden aldığınıza bakınız” (Müslim, Mukaddime).

Sosyal medyayı “illa ki kullanmalıyız” algısı, -üstad Cemil Meriç’in sözünü referans alarak şöyle diyebiliriz herhalde- “Sosyal medya, izmler gibi zihinlere giydirilmiş deli gömleğidir.” Sosyal medya fanatizmi, uyuşukluğu, yönlendirmesi, arzu ve hırs öğretisi, uzun yüzyıllar izmler ile dizayn edilen kitlelerin yeni baş belası olmuştur. İdeolojiler dönemi bitti; satanist, Mesihçi, Allah’a savaş açmış sapkın din dönemi başladı. Aslında, onca yıl yapılan tüm ifsad çalışmaları, bugünü ihya etmek içindi. Vücutlara enjekte etmeye devam ettikleri sıvılar ile finali oynamaya çalışanlar, insanlığa kurmuş oldukları büyük tuzak ile hâkimiyetlerini perçinlemek, tam kölelik dönemine geçiş yapma arefesindeler. Bu girdaptan çıkacak Müslümanların, çevresindeki, klavyesindeki küfrü görmesi gerekmektedir. Yoksa Allah’ın dininin şahidi olamaz: “İsa, (Yahudilerdeki) küfrü görünce havarilerine ‘Allah yolunda yardımcılarım kimlerdir’ dedi. Havariler: Allahın yardımcıları bizleriz, iman ettik, şahidiz ol, biz Müslümanlardanız” (Ali İmran-52).

Müslüman kişi için haram, şirk ve inkârdan sonra kaçınılması gereken en önemli şey, münkerlerdir. Sosyal medya, haramlar üzerine bina edilmiş bir uygulamadır, diyebiliriz. Mesela; dedikodu, gıybet, koğuculuk, iftira etmekten kaçmak, mahremiyete dikkat, riya içerikli söz ve görüntüden korkmak, sofrasını teşhir etmemek, fakir fukara veya “gözü olan olur” diye aldıklarını göstermemek gibi her Müslümanın bildiği haramlar… Sosyal medya ile bu haramlar “hayatın vazgeçilmez”i gibi algılanmaya başlandı. Bu temel sınırları ortadan kaldırdı ve her haram, sosyal medyanın temel uygulaması oldu. Haramlara düşenler bilmelidir ki ya kendisi ya da haram olana sebep olan kişi, sosyal medyanın ifsadının etkileşimlisidir. Şeytanın en önemli saptırma yöntemi, bu yy.da böyle maalesef.

Kur’an-ı Kerim, bizi her konu da eğitir. “Hayat, boşluk kabul etmez” kuralı gereği, önemli olan her konu işlenir. Ta ki evlere girişe kadar: “Ey iman edenler! Kendi evinizden başka evlere, geldiğinizi fark ettirip (izin alıp) ev halkına selâm vermedikçe girmeyin” (Nur-27). Öğretirken, “sosyal” denen medya, kuralsız ve neredeyse kontrolsüz olabilir. Bu durum, sosyal olmaktan çıkmış ifşaya dönüşmüştür. Sosyal medyanın kullanıcılarının en temel sorunlu davranışlarından biri de bilginin doğru veya yanlış olma durumuna dikkat etmemeleridir. Söz veya olay naklederken dikkatli olmamızı öğütleyen önemli bir hadiste Hz. Peygamber: Kişiye, her duyduğunu söylemesi günah olarak yeter” (Ebu Davut-Edep) diye buyurmaktadır.

Sosyal medyanın en büyük yıkımı, mahremiyette kendini gösterdi. Namus kavramı yerle bir edildi. İbadet, eşler, çocuklar, yemek, uyumak gibi “her özel” kıymetten düşürüldü, kimliğini bile bilmediğimiz insanların göz zevkine(!) teslim edildi. Müslümanlar, kendi mahremiyetlerini, umursamaz oldular. Sosyal medya, sihir gibi kişilerin inancına gem vurmuş, gözlerine perde çekmiş ve çoğunluk, Müslümanları elde etmiş ve etkilemiştir. Mü’min erkeklere söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar. Mü’min kadınlara da söyle, gözlerini haramdan sakınsınlar, ırzlarını korusunlar. (Yüz ve el gibi) görünen kısımlar müstesna, zînet (yer)lerini göstermesinler. Başörtülerini ta yakalarının üzerine kadar salsınlar. Zinetlerini, kocalarından, yahut babalarından, yahut kocalarının babalarından, yahut oğullarından, yahut üvey oğullarından, yahut erkek kardeşlerinden, yahut erkek kardeşlerinin oğullarından, yahut kız kardeşlerinin oğullarından, yahut müslüman kadınlardan, yahut sahip oldukları kölelerden, yahut erkekliği kalmamış hizmetçilerden, yahut da henüz kadınların mahrem yerlerine vakıf olmayan erkek çocuklardan başkalarına göstermesinler” (Nur-30 31).

İslam’ın, Müslümana öngördüğü bir maslahatı vardır. İnsan, başıboş serserice yaşayacak varlık değildir. Aklı ve donanımı ile dünyayı imar edecek, hayatı dizayn edecek bir varlıktır. Onu korumak, tüm evreni korumaktır. Naslar temel sınırları belirler, nas dışında kalan güncel meseleler maslahat üzere hükmedilir. Maslahatı elde edebilmek için mefsedeti ortadan kaldırmak gerekir. Maslahatın mefsedete döndüğü anda kapılar kapanır ve o iş, hayırsız sınıfına girer. Şöyle ki; “Şer‘î hükümlerin gayeleri bağlamında maslahatı gözetme ilkesinin dayanaklarını Kur’an’ın ve Hz. Peygamber’in rahmet olma özelliğine, yine Kur’an’ın öğüt, şifa, hidayet ve rahmet oluşuna (Yûnus 10/57-58; el-Enbiyâ 21/107; el-Câsiye 45/20), Peygamber’in çağrısının hayat verici olduğuna (el-Enfâl 8/24) dikkat çeken, salâhı, sâlih ameli öven ve fesadı yeren, Allah’ın kullara zorluk değil kolaylık murat ettiğini belirten, insanlara yararlı olan davranışları ve kolaylaştırmayı özendiren, buna karşılık zararlı davranışları ve güçlük çıkarmayı yasaklayan âyetler ve hadisler oluşturur (Tûfî, Şerḥu’l-Erbaʿîn, s. 15-16, 19-20, 22-23; M. Saîd Ramazan el-Bûtî, s. 73).[1]

Yeniliklere karşı olamayız. Ama teknolojik imkânların -tabir-i caizse- iman etmesi gerekir. İslam’da yenilikleri düzene sokan, fıkıhtır. Naslar ile çelişmeyen her şey, hayata aktarılabilir, yaşanabilir. Fakat menfi olan her şey, İslam’ın hayattan dışladığı yasaklardır ve kaçınmak vaciptir. Neyin menfi, neyin müspet olduğunu bilmek, Müslümana farzdır, onun ilmihalidir.

Müslümanın en büyük davası, iman davasıdır. “İlay-i kelimetullah” yolunda engeller de çıkabilir, kazanımlar da elde edilebilir. Bazen kazanım diye baktığımız engel, engel diye baktığımız kazanım olabilir. Sosyal medya; iletişimi, bilginin hızlı şekilde ulaştırılmasını kolaylaştırmakta. Fakat sadece masum görüntüsü ile iş görse elbette “eyvallah” diyeceğiz; sosyal medyadan elde ettiğimiz karın yanında milyarlarca insanın, din, namus, mal vs. gibi kayıpları hesap edildiğinde, halk arasındaki şu beddua gibi, “sosyal medyanın karı da, menfaati de başını yesin” diyesi geliyor insanın.

Sonuç olarak; sosyal medya, samimi duygularımızın içini boşaltıyor. Allah’ı çokça anmamıza ipotek koyup sınırlandırıyor. İlim, Allah-kul-diğer canlılar arasındaki ilişkilerdir. Sosyal medyada, önüne çıkana göz atıp, hafızayı birçok malayani yazı ve görüntü ile doldurmak, gerçekten ulvilikten sufliliğe evrilmektir. Hafızasındaki az bir sorundan dolayı hocasına koşan İmam Şafiî’ye, hocasının günahları terk etmeyi tavsiye ettiği bilinir. Sosyal medyanın günahtan uzak olabilmesi mümkün değil. Yine İmam Şafiî’ye göre faydalı şeylerle uğraşmayan kişiler, batıl ve boş şeylerin istilasına maruz kalır: Kişinin ilgisi olmayan şeyleri terk etmesini, İslam’ının güzelliğindendir” (Tirmizi-Zühd).

Sosyal medyayı son olarak bir de şöyle tanımlayalım: Diğer insanlara karşı egoist bir tutum takınmaya yönelttiği için narsizm; paylaştığı içeriğin takdir görmeme kaygısı ve ummadığı yorum ve tepki alma endişesi taşımaya sevk ettiğinden anksiyete, bir kişiyi rahatsız edercesine takip etmek ve hakkındaki her şeyi bilmek istemeye sürüklediğinden stalking, zihni meşgul etmesi sebebiyle dikkat eksikliği ve hiperaktivite gibi kişilik bozuklukları. Sosyal medya kullanıcılarının büyük bölümünün çocuk ve gençlerden oluşması, bu zararlardan olumsuz etkilenme katsayısını artırmaktadır.

Ayetleri tekrar okuyalım:

“(…) Bunu işittiğiniz zaman mümin erkekler ve kadınların birbiri hakkında hüsn-i zan beslemeleri ve ‘Bu apaçık bir iftiradır’ demeleri gerekmez miydi? Bu iddialarına dört şahit getirseler ya! Bu sayıda şahit getiremiyorlarsa onlar, Allah nezdinde yalancıların ta kendileridir. Eğer dünyada ve âhirette Allah’ın lütfu ve rahmeti hep sizinle olmasaydı içine daldığınız günah yüzünden size büyük bir azap gelecekti. Çünkü siz, iftirayı dilden dile yayıyor, hakkında bilgi sahibi olmadığınız bir şeyi ağızlarınızla söylüyorsunuz; bunu da önemsiz sanıyorsunuz. Hâlbuki Allah katında o büyük bir şeydir. O, kulağınıza geldiğinde ‘Bunu konuşmak bize yakışmaz, fesübhânallah, bu apaçık bir iftiradır’ deseydiniz ya! Eğer gerçek müminlerseniz Allah size, bir daha asla böyle bir şey yapmamanızı öğütlüyor. Allah, size âyetleri açıklıyor; Allah, ilim ve hikmet sahibidir. İman edenler arasında hayâsızlığın ve çirkin işlerin yayılmasını isteyenlere dünya ve âhirette can yakıcı bir azap vardır. İşin iç yüzünü Allah bilir, siz bilmezsiniz” (Nur, 12-19).

Şüphesiz Allah, yalancı ve nankör olanları doğru yola iletmez” (Zümer 3).

Haydar ÖZALP

 

 

 

 

 

 

 

 

[1] https://islamansiklopedisi.org.tr/maslahat