• Taskın Önel

    İnternet, Okul ve Çevre Üçgeninde Aile

    - 22 Temmuz 2021

Bismillahirrahmanirrahim

Toplumun, nihai noktada Allah’ın rızasına uygun bir şekil alması, İslam’ın hedefleri arasında yer alır. Allah’ın (cc) emirlerine uyan ve onun yasakladıklarından sakınan bir toplumun meydana gelmesi, arzulanan ve amaçlanan bir sonuçtur. Hedeflenen ideal toplum yapısına ulaşılmasının belli merhaleleri vardır. Kur’an’ın rehberliğinde hazırlanmış olan kanunlar, bu merhalelerin başında gelir. Sosyal bir varlık olan insanın, topluma ayak uydurması, onun istediği bir forma ulaşması, evvela bu kanunlar ile mümkün olur. Kanunların toplumsal hayatı şekillendiren özellikleri, sosyal yaşamı düzenler ve istenen bir hâle gelmesine yardımcı olur. Kur’an’dan doğmayan, tam tersine ona sırt çeviren kanunların yapılması, toplumun genetiği ile oynanması anlamına gelecektir. Bu kanunların toplumda huzuru, barışı, düzeni sağlaması beklenemez. Bu türden kanunlar, ancak mutlu azınlıklara hizmet eden kanunlar olacaktır. Toplumun geri kalan çoğunluğunun mutluluğuyla, huzuruyla ilgilenmeyen, onları hiçbir şekilde umursamayan kanunlar olmanın ötesine geçemeyecektir. Çok az bir kesiminin mutlu ve zengin olduğu bir toplumun da ne dünya barışına katkısı düşünülebilir ne de Allah’ın (cc) rızasına uygun bir yapıda olduğu söylenebilir. Kendini düzeltme yolunda herhangi bir çaba göstermeyen bir toplumun, Allah (cc) tarafından düzeltilmesi de beklenemez. Nitekim Allah (cc), bu durumu, Ra’d suresi 11. ayetinde şöyle belirtir: “Kişinin önünde ve arkasında Allah’ın emriyle onu kayıt ve koruma altına alan takipçiler vardır. Bir toplum, kendisindekini değiştirmedikçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez. Allah, herhangi bir toplumun başına bir kötülük gelmesini diledi mi, artık onun geri çevrilmesi mümkün değildir. Onların Allah’tan başka yardımcıları da bulunmaz.”

İdeal toplumun oluşmasındaki ikinci aşama ise ailedir. Ailenin, toplumun temel yapı taşı olması dolayısıyla ayrı bir önemi vardır. Ancak küçük bir parça olması, ailenin önemini azaltmıyor aksine daha da önemli bir hâle getirir. Ailenin de topluma benzeyen hiyerarşik bir yapısı vardır. Nasıl ki toplumu oluşturan bireylerin bir arada yaşayabilmek için uymaları gereken kanunlar vardır, ailenin de bir arada kalabilmesi, toplumun istediği bir şekle bürünmesi, sağlıklı bir yapıya kavuşabilmesi için uyulması gereken kurallar vardır. Bu kurallar, gelenek ve göreneklerle şekillenebileceği gibi Batı’da olduğu gibi kanunlarla da düzenlenebilir. Ancak İslam’ın istediği bir ailenin teşekkül edebilmesi için Kur’an’ın belirlediği, Allah Resulü’nün (sav) uyguladığı kurallar vardır. Bu kurallara uyulduğu sürece Allah (cc), o aileyi gözetir ve yine Allah’ın (cc) rahmetiyle güzel bir aile yapısı ortaya çıkar. Kur’an’a, Allah’a (cc) veya Peygamber’e (sav) sırt çeviren bir ailenin iflah olması, düzelmesi, istenen bir yapıya kavuşması, söz konusu bile olmaz. Ailenin yapısının bozulması, bu bozuk yapının toplumun tamamına yayılması durumunda ise toplum, tamamen bozulacaktır. Bozulan bir toplumun bütün dünya toplumları için bir tehlike arz edeceği ise yadsınamaz bir gerçekliktir. Batı’daki toplumların aile yapısına bakıldığında, bu durum net bir biçimde gözlemlenebilecektir. Aile yapısının bozulduğu Batı’da, anne-baba hakları gözetilmemekte, yaşlandıklarında yaşlı bakımevlerine terk edilmektedirler. Pandemi sürecinde de gözlemlendiği kadarıyla bu yaşlı kesim, imkânlar sınırlı bir hâl aldığında gözden çıkarılan, ölüme terk edilen ilk kesim olarak karşımıza çıkmaktadırlar. Çünkü her şeye maddiyat çerçevesinden bakan Batı, yaşlılarını da kendileri için ekonomik bir yük olarak görmektedirler. Onlar için yapılan her harcamanın ekstra bir yük olduğunu düşünüyor ve onları önemsemiyorlar.

Batı’nın aileyi önemsemeyen tutumunun bir sonucu olarak gençler de kendi hayatlarını yaşama yollarını aramakta, reşit oldukları anda da aileden kopmakta, kendi başlarına yaşama yolunu tercih etmekteler. Bir arada yaşamanın sorumluluklarından kaçma yoluna başvurmaktadırlar.

Müslüman bir toplumda aile, Batı’daki kadar dağınık bir yapıda değildir. Aile bireylerinin birbirilerine karşı sorumlulukları vardır ve bu sorumluluklar önemsenmektedir. Batı’daki gibi vurdumduymaz bir tutum sergilenmez. Ancak içinde bulunduğumuz asırda, iftihar ettiğimiz aile yapımızda geri dönülmesi zor bozulmalar, yıpranmalar yaşanmakta, toplumun kodlarını oluşturan aileyi kaybetmekteyiz. Ailenin bozulmaya yüz tutmasında, irili ufaklı pek çok etkenden söz etmek mümkün elbette. Ancak bunlar içinde daha büyük paylara sahip olan üç unsurdan söz edilebilir: İnternet, okul ve çevre.

Çağın büyük buluşları arasında yer alan İnternet, pek çok imkânsızı mümkün kılmakta, işleri inanılmaz bir biçimde kolaylaştırmakta. Tabii ki bu durum, İnternet’in bilinçli bir biçimde kullanılmasıyla mümkün olmaktadır. Yani araştırma yapmak için en uzak yerdeki kaynaklara ulaşmayı sağlamakta, pek çok farklı kaynaktaki kıymetli bilgileri yakınlaştırmaktadır. Ayrıca iletişimi kolaylaştırması dolayısıyla çoğu hadiseden çabucak ve kolayca haberdar olmaktayız. Uzaktaki akrabaları, eşi, dostu yakınlaştırmakta. Ancak bu kadar kolaylığın, imkânın yanı sıra şerrin de kolayca yayılmasına aracı olmakta, böylece bütün dünyanın, ailenin, özellikle de gençlerin ifsat edilmesine yol açmaktadır. Faydalı bilginin yanında türlü türlü ahlaksızlığa da ev sahipliği yapan İnternet, ailenin temel yapısını tehdit eden güçlü faktörler arasında yerini almaktadır. İşin enteresan tarafı ise bu tehlike çukuruna kendi rızamızla düşmekte, çocuklarımızın da bu çukurda yok olmasına rıza göstermekteyiz. Yasaklamalarla, sınırlandırmalarla çocuklarımızı, gençlerimizi bu tehlikelerden uzak tutmamız pek mümkün gibi de görünmemektedir. Bu durumda gençlere örnek olmaktan ve dua etmekten başka çaremiz de yok gibi duruyor. Örnek davranışlar sergilemezsek veya onları İnternet’ten uzaklaştırmak için yasaklama yoluna gidersek, durum ters tepebilir ve yasaklanan İnternet, gençlerin daha çok ilgisini çekebilir, onlar için daha cazibeli bir unsur olabilir. Faydalı içerikler üretmek, gençlerin ilgisini çekecek unsurlara odaklanmak, faydalı sonuçlar verebilecektir.

Ailenin ciddi bir biçimde etkilendiği unsurların bir diğeri de okuldur. Laik bir anlayışla oluşturulan eğitim sistemi, İslam’ın aile için biçtiği elbiseyi beğenmemekte, kendi beşerî ve dinden uzak anlayışıyla aile için farklı roller geliştirmektedir. Allah (cc) rızasının hiçbir şekilde gözetilmediği bu eğitim sisteminde gençlerin yetişiyor olması, Müslüman ebeveynlerin çeşitli zorluklarla karşılaşmalarına yol açmaktadır. Allah (cc) rızasına uygun bir nesil yetiştirme kaygısı ve çabası içinde bulunan anne babaların çabalarının zamanla boşa çıkarılmasına neden olmaktadır, bu laik eğitim sistemi. İslam’a uygun olmayan pek çok tavır ve davranışın gençlere normal şeylermiş gibi dayatıldığı bir durumla karşı karşıya kalınmaktadır. Kızlı-erkekli toplanmalar, kız-erkek arasında İslam’a uygun olmayan bir biçimde duygusal ve fiziksel yakınlaşmaların gerçekleşmesi, eğlence maksatlı toplanmaların olması; sigara, alkol, uyuşturucu gibi zararlı maddelerin kolayca yayılabilecek ortamlar bulması gibi durumlar, Allah (cc) rızasına uygun bir aile oluşturulmasının önündeki engeller olarak ortaya çıkmaktadır. Gençlerin; hoşlarına giden, ilgilerini çeken ve vazgeçmek için bir gerekçe görmedikleri bu İslam dışı durumlardan kurtulmaları zor gibi görünmektedir. Bu durum, anne-babaların işlerini zorlaştırmakta, aileyi de hızlı bir biçimde bozulmaya sürüklemektedir. Batı’nın tecrübe ettiği ve bu uğurda aile denen ulvi müesseseyi kaybettiği, bir an önce kurtulmak istediği bu durum, maalesef Müslüman toplumun başına musallat olmuş durumdadır. Ne olursa olsun toplumun büyük yaralar almasına yol açan bu durumdan bir an önce kurtulmak ve eğitimin, İslam’ın temel değerlerine uygun bir hâle getirilmesine çalışmak gerekmektedir. Aksi takdirde önce gençleri, sonra aileyi, en sonunda da toplumu kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyayız. Bu durumun, en kısa zamanda düzeltilmesi gerekir.

Aileyi tehdit eden bir diğer tehlike ise arkadaş, ahbap, dost çevresidir. Allah Resulü’nün (sav) özellikle üzerinde durduğu arkadaş meselesi, oldukça önemlidir. İyi seçilmemiş bir arkadaş, kişinin bütün kötü hasletleri kesp etmesinde en önemli faktör olacaktır. Allah (cc) rızasını elde etmek için gösterilmeyen irade, istek; ne hikmetse arkadaş rızası için gösterilmektedir. Hatır için yenen çiğ tavuklar, mideyi bozmakla kalmayıp kişinin ahlakını da bozabilmektedir.

Tüm bu durumlar bize gösteriyor ki aileyi kaybetmek, sadece kaybedilen aile bireylerini ilgilendiren lokal bir durum değildir. Kaybedilen her aile, toplum duvarından kaybedilen bir tuğla mesabesindedir. Bu duvarın çökmesi durumunda, hepimiz, enkaz altında kalacağız. Bu enkaz, ya ölümümüze ya da en iyi ihtimalle sakat kalmamıza yol açacaktır. Her iki durumda da hayat, hiç de istediğimiz gibi olmayacaktır. Dolayısıyla “Her koyun kendi bacağından asılır” diyerek bir kenara çekilme lüksü yoktur kimsenin. Herkesin, sorumluluk üstlenip bu durumu düzeltmek adına bir şeyler yapmaları, çaba göstermeleri gerekmektedir.

Taşkın ÖNEL

15/05/2021

Bolu