Bismillahirrahmanirrrahim…

Modern yaşam, toplumun en önemli unsuru olan aileyi hedef almış ve onu içinden çıkılmaz bir kaosun içerisine sürüklemiştir. Gün geçtikçe İslami değerlerin yitirildiği bu asırda, aile gibi toplumun en önemli müessesinin geri dönüşü olmayan bir sona doğru yol aldığını üzülerek ifade etmek durumundayız.

Ahlaki yozlaşma, aile kurumunu paramparça etmekte ve toplumun temelini giderek çürütmektedir. Korkarım ki; bu dejenerasyonun, bu yozlaşmanın önü alınmazsa tüm insanlık için büyük bir felaket olacaktır. Bu kötü gidişata “dur” demek için Kur’an’ın öğretilerine ve Peygamberin sünnetine tüm samimiyetimizle sarılmamız gerekiyor.

Peki, aile neden önemlidir? Ailenin fesada uğraması, insanlığın niçin sonu olur? İdeal ve erdemli bir toplum, ideal ve erdemli bir aile olmadan mümkün olabilir mi? Bu sorulara ve benzeri birçok soruya doğru cevabı bulabilmek için, elbette değişmeyen, evrensel, mutlak doğruların mevcut olduğu, kutsal kitabımız Kur’an’a başvurmak durumundayız. Ayrıca beşerin en üst aklının ulaşabileceği sahih hadis ve sahih ilmin derinliğinden faydalanmak zorundayız. Aksi takdirde nefsini, hevasını ve aklını ilahlaştıran beşerin paradoks, çelişkili ve kusurlu düşüncelerinde yönümüzü kaybederiz.

Aile; toplumun ana öğesini oluşturan, toplumun tüm enstrümanlarını ayna gibi yansıtan ve bir bakıma toplumun oluşumunda temel taşı konumunda olan bir olgudur. Çünkü insan, tek, eşsiz ve benzersiz olarak yaratılmadı. Bilakis eksik, kusurlu ve noksan yaratıldı. Çabuk unutan, acele eden, çabuk öfkelenen, kendi ihtiyaçlarını karşılamak için Rabbine ihtiyaç duyan, aciz ve noksan bir varlıktır. Bu nedenle Yüce Allah (azze ve celle), insanı çift olarak yaratmış, dünya hayatında ihtiyaçlarını, eksikliklerini giderebilmesi için kadını ve erkeği birbirine muhtaç kılmıştır. Burada haklı olarak şu soru akla gelebilir: “İnsan, tek başına yaşayabilir mi?” Bu soruya, yaşamaktan ne anladığımıza bağlı olarak cevap vermek daha doğru bir yaklaşım olacaktır. Yaşamak, sadece nefes almak, yemek, içmek ve hareket etmek ise “evet” cevabını verebiliriz. İnsanın kâmil manada yaşaması için fıtratına uygun bazı görevleri, sorumlulukları ve beşeri rolleri deneyimlemesi lazımdır. Örneğin; bir baba, bir eş, bir anne, akrabalıktan doğan (amca, dayı, abi, kardeş, hala, teyze vb.) rolleri tecrübe etmelidir. Aksi takdirde tek başına bir birey olarak yaşamanın mümkün olduğunu kabullenmek, doğadaki basit yaşamsal formlar gibi bir canlı olmaktan çok da öteye geçmeyecektir. Kaldı ki bu, zaten insanın yaratılış kodlarına da aykırıdır. Dolayısıyla aile olmak, fıtrı olarak bir zorunluluktur. Aile olmak o kadar önemli bir durumdur ki; insanın, bu dünya hayatı yolculuğunda, zihinsel, fiziksel ve ruhsal gelişimi için olmazsa olmazdır. Tüm canlılar gibi insanlar da bir ebeveyn aracılığıyla dünyaya gelir ve ebeveynlerinin inanılmaz derecede sarf edeceği çaba sonucunda, tehlikelerden korunur, güvenli bir biçimde büyür, gelişir ve yetişkin birer birey olurlar. Kısacası aile, insan için kaçınılmaz bir kaderdir. Çünkü insan, aile ortamında, ebeveynlerinin koruması ve bakımı altında yetişkin birey haline gelirler. Böylece aile, bireyin dünyayı tanıdığı, hayatı öğrendiği ilk ve en önemli okuldur.

Aile; kişiliğin, karakterin, ahlakın, erdemin, faziletin ve tüm değerlerin kazanıldığı bir okul olduğuna göre; bu durumu zıt yönlü olan olumlu ve olumsuz davranışların bir arada barındığı ve bu özelliklerin gerçekte neşet ettiği yer olarak kabul etmek, pek de yanlış sayılmayacaktır. Düşünün ki nasıl dürüstlük, cesaret, hayâ, sebat ve sabır gibi kişiliksel özellikler hem genetik mirasın hem de ailenin etkisiyle meydana geliyorsa, aynı zamanda korkaklık, pısırıklık, cimrilik, yalancılık vb. birçok olumsuz kişilik özelliklerinde aile ortamında, ailenin genetik mirası ve davranışsal etkisiyle meydana geldiği sonucuna varabiliriz. O halde aile, bireyin kişilik oluşumun temelinin atıldığı yerdir. Böylelikle topluma da, onu oluşturan bireylerin aile ortamının karakteristik özelliğini yansıtan daha büyük bir ailedir, diyebiliriz. Bu düşünce, bizi, günümüzde meydana gelen toplumsal çöküntünün, çürümüşlüğün ve yozlaşmanın birincil nedeninin ailedeki bozulmayla başladığı sonucuna ulaştırır. Evet, gerçekten de aile bozulursa, toplum bozulur. Aile ifsat olursa, toplum ifsat olur. Toplumun en önemli unsuru aile olduğu gibi, toplumun son kalesi de ailedir. Bu nedenle Yüce Allah; bireyi ve aileyi, adil ve nitelikli bir toplumun oluşumda önemli bir konumda görmüştür. İlk insan olan Hz. Âdem ve Hz. Havva’nın cennetteki yaşamları, ilk hata, pişmanlık ve bağışlanma ve dünya hayatına sürgüne gönderilişi, dünya hayatı ve insanlık için mukadderat olan kıyamet gününe kadar geçen süreye ait bilgiler, aynı zamanda birçok uyarıyı da barındırmaktadır. Örneğin “Ey âdemoğulları! Şeytanın, ana babanızın çirkin yerlerini kendilerine göstererek, elbiselerini soyarak, cennetten çıkardığı gibi sizi de ayartmasına izin vermeyin. Doğrusu o şeytan ve yandaşları da sizin onları göremeyeceğiniz yerde ve biçimde sizi pusuda bekliyor. Gerçek şu ki biz, şeytanları inanmayanların dostları yaptık.” (Araf-27) ayette, bu uyarılardan birine şahit olmaktayız. Dolayısıyla öncelikle şeytan, sonra şeytanın ayak izlerini takip eden şeytanın dostları ve şeytanın aldatmasıyla bugün dünyayı yönetmeye çalışan beşer ve ürettikleri ideoloji, toplumu ifsat etmek için tüm gücünü aileye yönlendirmiştir. Hâkim ideoloji, aileyi ahlaki yozlaşmaya ve içi boşaltılmış, değersiz bir kurum haline getirmek için sahip olduğu tüm argümanları sonuna kadar kullanmaktadır. Ve maalesef bu konuda gayet başarılı olduklarını da kabul edebiliriz. Çünkü günümüzde bireyselliğin, bencilliğin, narsizmin, anarşinin, kaosun insanı nasıl çepeçevre kuşattığını, şeytan ve avanelerinin teknolojik gücü, ekonomik gücü, hiç esirgemeden sonuna kadar yaşamın her alanında bu anlamda kullandığını çok iyi müşahede etmekteyiz. Peki, öyleyse ne yapmalıyız? Gerek birey için, gerek toplum için çok önemli olan aile kurumun korunması için hangi önlemler alınmalıdır?

Elbette, ideal ailenin korunması için konunun başında da ifade ettiğimiz gibi İslam’ın değişmeyen mutlak doğrularına sımsıkı sarılmaktan başka çaremizin olmadığını açıkça ifade etmek durumundayız. Hani bir söz vardır ya: “Hayat, mumdan bir gemiyle ateşten bir denizi geçmeye benzer. Sermayesi günden güne eriyen insan, yaşam yolculuğunda en sağlam yol arkadaşı olan ailesini ihmal eder ve çürümüşlükten koruyamazsa, kaçınılmaz olarak kaybedenlerden olacaktır.” İşte tam olarak bu nedenle İslam’ın kurtuluş reçetelerine uymak durumundayız.

Yüce Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de: “Kendileri ile huzur bulasınız diye sizin için türünüzden eşler yaratması ve aranızda sevgi, merhamet var etmesi de O’nun (varlığının ve kudretinin) delillerindendir. Şüphesiz bunda düşünen bir toplum için elbette ibretler vardır.” (Rum/21) buyurmaktadır. Bu ayet-i kerimenin ışığında, insanın çift yönlü (erkek ve dişi olarak), birbirini tamamlayan mükemmel düzeyde uyumlu iki parça olduğunu yani eşlerin yaratılma amacına dair bilgiler elde edebiliyoruz. İnsanın, kendi türünden yaratılan eşinin fıtratına uygun biçimde yaşadığında huzur vesilesi olabileceğini anlayabiliyoruz. Huzur bulmak için elbette insanoğlunun çift yönlü hayatının; madde ve manasının dengeli olarak devam ettirebilmesi gerekiyor. Yine biliyoruz ki hayat, çok zorlu ve türlü türlü sıkıntılarla dolu bir yolculuktur. Bu yolculukta yol arkadaşlarımız ve huzur kaynağımız da ancak eşlerimiz ve çocuklarımızdır. Bunu içindir ki dünya hayatının Yüce Allah’ın rızasına uygun olarak yaşanabilmesi, bireyin bu zorlu yolculukta ailesine güvenmesi olmazsa olmaz bir kural haline gelmektedir. Kısacası huzur, İslam dinine uygun yaşamaktadır. İslam dini de hayatın her alanına müdahale ettiğinden ideal, dengeli ve mutedil bir aile için yine dinin çizdiği sınırlara riayet etmekle mümkün olduğunu iddia edebiliriz. Bu kapsamda şu çıkarımlar bizlere ideal aile olmakla ilgili birtakım yöntemlere örnek olarak bir nebze de olsa yol gösterecektir. Kutsal kitabımız Kur’an, dinimizi Hz. Peygamber’den öğrenmemizi istiyor. İnsanlık için en güzel örnek olan Rasûlullah (sav), aile hayatıyla da bizim için eşsiz bir örnektir. Rasûlullah (sav)’in aile hayatındaki davranışları, hadisleri bizim için huzurlu bir aile ortamının oluşması için en güzel tavsiyelerdir.

Rasûlullah (sav): “Sizin en hayırlınınız, ailesine karşı en hayırlı olanınızdır. Ben ise aileme karşı sizin en hayırlı olanınızım” (İbni Mace) buyurmuştur. Hadisten de anlaşıldığı gibi insanların en hayırlısı olan Allah’ın Peygamberi, ailesine karşı en hayırlı olduğunu ifade etmektedir.

Yine başka bir hadiste Rasûlullah (sav): “(…) Eşleriniz, ya sizin cennetinizdir ya da cehenneminizdir.” buyurmuşlardır. Yani dünya hayatında eşler ve çocuklar, ya bizi cennete ulaştıracak birer vesile ya da cehenneme sürükleyecek birer vesile olabilir. Başka bir hadiste de: “(…) Hepiniz çobansınız ve mahiyetinizdekilerden sorumlusunuz.” diye buyuran Rasûlullah (sav), bizlere, ailenin ne kadar önemli olduğunu bildirmektedir. Ayrıca bireyin sorumluluk altında bulundurduğu eşi ve çocuğunun dünya ve ahiret hayatının inşasında sorumlu olduğu bilincine uygun hareket edilmesi gerektiğini anlıyoruz. Mahiyetimizde bulunan eşimizin ve çocuğumuzun, iman, ibadet, ahlak, eğitim, sağlık vb. tüm konularda dinin emrine uygun inşasından birinci dereceden sorumluyuz. Bunun da gerçekleşebilmesi için bireyin doğru yöntemlerle, İslam’a uygun çaba sarf etmesi gerekmektedir.

İdeal bir aile için eğitime önem vermeliyiz. Çünkü temel eğitim, ailede başlar. Sağlam karakterli, özgüvenli bireylerin yetişmesi, ideal toplum için vazgeçilmez bir gerekliliktir. Aile içerisinde sağlıklı bir iletişim olmalı ve bunun içinde sevgi dilinin etkin olması gerekir. Sevginin, dünya hayatını anlamlı ve değerli kılan en önemli etken olduğunu hepimiz biliyoruz. Eğer varlıklar arasında sevgi duygusu olmasaydı hayat, tam bir cehenneme dönüşecekti. Bu nedenle dünyadaki her şey, sevginin yönlendirmesiyle anlam ve değer kazanır. Aile içerisinde sevgi dilinin hâkim olması, bu nedenle önemlidir. Ailede sevgi görmeyen çocukların ileriki yaşamlarında şiddet, anarşi ve olumsuz davranışları sergileyerek, topluma zararlı bireyler oldukları ispat edilmiş gerçeklerdir.

Bugün aynı çatı altında yaşayan, ancak birbirlerini dinlemeyen, anlamayan anne-baba ve çocuk, sadece “aile” kavramına zarar vermemektedir. Aslında tüm toplumu temelden yok edecek bir durumla karşı karşıyayız. Aynı çatı altında yaşayan aile bireyleri, sağlıklı bir iletişim kuramadıkları için, aile içi şiddet, bunalım, arkası gelmeyen kavgalar, huzursuzluk, aldatmalar, boşanmalar… kısacası ahlaki yozlaşma, düşündüğümüzden çok daha tehlikeli boyutlara vardı. Özet olarak; dinlenilmek, insanlar için önemli bir ihtiyaçtır. İnsanlar için bir var olma biçimidir. Dinlenilmek, insan için olmazsa olmazdır. Eşiniz ve çocuğunuzla kaliteli vakit geçirin, onlarla oynayın. Eşiniz ve çocuğunuzla aynı düşüncelerde buluşun, aynı duygularda ağlayın, aynı duygularda gülümseyin.

Aynı fikirleri paylaşanlar değil, aynı duyguları hissedenler aralarında güçlü bir bağ kurabilirler. Hani bir söz vardır ya: “İnsanların fikirleri, düşünceleri, inançları, duyguları, acıları, üzüntüleri, sevinçleri farklı olabilir; ancak hepsinin gözyaşlarının rengi aynıdır.” diye. Gerçekten de ortak paydada bulaşabilenler, birlikte güçlü bir iletişim sağlayabilir. Eşinize ve çocuklarınıza hediye alın. Eşiniz ve çocuğunuzla birlikte hayır için çalışın. Eşiniz ve çocuğunuzla birlikte ibadet edin. Mutlaka ailenizle birlikte ibadet ediniz. Arzulanan ideal bir ailede huzurlu bir ortamın olabilmesi ve birliktelik ruhunun gelişimi için birlikte ibadet etme alışkanlığı kazanmak zorundasınız. Çünkü Hz. Peygamber, ailesiyle birlikte ibadet ederek İslami bir ailenin örnekliğini bizlere öğretmiştir. Eşinizin ve çocuğunuzun ahlaki ve kişisel gelişimi için yardımcı olun. Eşiniz ve çocuğunuzla nazikçe, kibarca konuşurken sözün en güzelini söyleyin. Eşinizin ve çocuğunuzun hoşuna gidecek konulardan konuşun. Örneğin; eşinizle çocuklarınızın ahlaki gelişimi, eğitimi, sağlığı vb. konular… Zaman zaman eşinizi ve çocuklarınızı takdir edin, taltif edin ve övün. Eşinizin ve çocuklarınız kusurlarını kabul edin… (Unutmayın, hiçbir insan kusursuz değildir.)

Sözün özü; aile, insanlık için hem ilk hem de son kaledir. Bu kaleyi, yıkmak için hedef tahtasına koyan şeytan ve dostları ve onların dünyadaki keşif kolu ve uygulaması olan mevcut ideolojiye karşı sağlam, iyi eğitimli ve Kur’an’ın inşa etmek istediği aileyle ancak karşı koyabiliriz. Yüce Rabbimiz, hepimize gözümüzü aydınlatacak, dünya ve ahiret mutluluğuna eriştirecek yol arkadaşı olan eşler ve çocuklar nasip eylesin. Ve bizi takva sahiplerine önderler kılsın. Âmin.

Gökhan DURMAZ