• Cefai Demirel

    İnanıyorsanız Güçlü Olan Sizsiniz!

    - 16 Kasım 2023

“Gevşeklik göstermeyin, üzülmeyin, eğer inanmışsanız şüphesiz en üstün olan sizsiniz” (Al-i İmran, 139).

Allah (cc), ayetinde sahabilerin Uhud Savaşı sonrasında yenilginin ümitsizliği ile yılgınlığa düşmemeleri gerektiğini hatırlatmaktadır. Eğer gerçekten inanmış iseniz, sizi daha başka zaferler beklemektedir, denilmektedir. İlk yenilgide yeise kapılıp moralinizi düşürmeyin, önünüzde sizleri bekleyen zaferler var, diyerek Rabbimiz; resulüne, sahabilerine ve dolaylı olarak da bizlere müjdeler vermektedir.

***

1957’de Kurt Richter, farelerle ilgili bir deney yapıyor. Fareyi alıp su dolu bir kaba atıyor ve bekliyor. Fare, on beş dakika çırpınıyor ve mücadeleyi bırakıyor. Daha sonra başka bir fare alıyor, aynı deneyi onda da deniyor. Sonuç yine aynı, on beş dakika sonra mücadeleyi bırakıyor. Daha sonra farklı bir deneye geçiyor. Fareyi suya bırakıyor, on üçüncü dakikada sudan çıkarıyor; fareyi kuruluyor, dinlendiriyor, doyuruyor, bir müddet sonra fareyi tekrar su dolu kaba bırakıyor. Daha önce on beş dakikada mücadeleyi bırakan fare, üç gün boyunca mücadele ediyor. Farenin üç gün boyunca mücadele etmesini sağlayan, diğer farelerden iki yüz seksen sekiz kat fazla mücadele vermesini sağlayan, kurtulacağına olan inancıdır.

***

Bizler Müslümanlar olarak Rabbimizin vaadi varken, “inanıyorsanız üstün gelecek sizsiniz” derken, bizim kendimize olan güvensizliğimiz nedendir? Bu yılgınlık, bu tükenmişlik nedir? Fare, kurtulacağına olan inancı sayesinde 288 kat fazla mücadele ederken, bizler mücadele etmeden mağlubiyeti kabul edip yılgınlık gösteriyoruz. Elhamdülillah, inancımız da tamdır, Rabbimizin vaadine olan inancımız da tamdır. İnsanoğlu olarak aceleci bir yapımız var. “Hemen olsun”, “benim zamanımda olsun” isteğimiz var. Zannımızca, bizim zamanımızda gerçekleşmesi olasılık dâhilinde değilse motivasyonumuz düşüyor, mücadeleyi bırakıyoruz.

“Allah yazmıştır, and olsun ben galip geleceğim ve elçilerim de. Gerçekten Allah, en büyük kuvvet sahibidir, güçlü ve üstün olandır” (Mücadele, 21). Ehli küfür; küçük galibiyetler kazanabilir, kendini galip sayabilir. Bazı dönemler, günümüzde olduğu gibi, yeryüzünde küfür hâkim olabilir, bu durumun böyle devam edeceği anlamına gelmez. Allah (cc), galip geleceğini bizlere müjdelemektedir.

Osmanlı imparatorluğu, 624 yıl hüküm sürmüştür, Sovyetler birliğinin ömrü 69 yıldır, bir asır önce Osmanlıyı ve Orta Doğuyu parçalayıp cetvelle bölen, “üzerinde güneşin batmadığı imparatorluk” diye anılan İngiliz milletler topluluğunun, artık etkinliği kalmamıştır. Bugün dünyanın jandarmalığını yapan, ülkelerde darbelerle halkı birbirine kırdıran, Amerika Birleşik Devletleri’nin kuruluş tarihi, 1776’dır. Tarihte en uzun süre hüküm süren devletlerin ömürleri şu şekildedir: Abbasiler, 508 yıl; Osmanlılar, 624 yıl; Roma İmparatorluğu, 844 yıl; Doğu Roma, 1058 yıl; Çin İmparatorluğu, 2123 yıl hüküm sürmüştür. Netice olarak devletlerin de bir ömrü vardır ve bir gün sona erecektir.

Söylemek istediğim, yeryüzünde hâkimiyet, sürekli el değiştirmektedir. Küfür, ilelebet hâkim olacak değildir: “Onlar, ağızlarıyla Allah’ın nurunu söndürmek istiyorlar, hâlbuki kâfirler istemeseler de Allah, nurunu tamamlayacaktır” (Saff, 8). “Doğrusu, peygamber kıldığımız kullarımız hakkında bizim geçmişte verdiğimiz şöyle bir söz vardır: Onlara, Allah’ın yardımı kesinlikle ulaşacaktır. Neticede üstün gelen, kesinlikle her zaman bizim ordumuz olacaktır” (Saffat, 171-172-173)

***

Müdür, odasına üç öğretmenini çağırır ve “Sizler, benim en iyi öğretmenlerimsiniz, sizlere en iyi sınıfı veriyorum. Yılsonunda sizlerden iyi bir sonuç bekliyorum, hadi göreyim sizleri!” der ve gönderir. Sonra odasından çıkar, bir sınıfa girer ve öğrencilere hitaben; “Gençler! Sizler, özel bir sınıfsınız, sizleri seçerek bu sınıfta topladık, sizlere seçkin hocalar verdik, bunun sonucu olarak yılsonunda, sizlerden iyi bir sonuç bekliyorum,” der ve sınıftan çıkar.

Öğretim yılı sonunda, bu sınıfın not ortalamaları diğer sınıflardan yüzde yirmi beş oranında yüksek çıkar.

Müdür, yılsonunda öğretmenleri de yanına alarak sınıfa girer, öğretmenler ve öğrencilere hitaben bir konuşma yapar: “Sezon başında, sizlerin seçkin bir sınıf olduğunuzu ve sizlerden iyi bir sonuç beklediğimi söylemiştim; sizler de öğretim yılı sonunda beklentimi karşıladınız, yüzde yirmi beşlik not ortalamanızı yükselttiniz, sizlere öğretim yılı performansınız için teşekkür ediyorum.

Bugün sizlere bir itirafta bulunmak istiyorum; sizlerin seçkin bir sınıf olduğunuzu söylemiştim. İşin doğrusu, diğer sınıflardan bir farkınız yoktu, sıradan seçtiğim bir sınıfsınız. Size, yüzde yirmi beşlik başarıyı getiren, sadece seçkin olduğunuza inancınızdır! Seçkin olduğunuza inandınız, inandığınız için diğer sınıflardan üstün geldiniz!”

***

Bugün sapkınlığın bayraktarlığını yapanlar, küfür düzenlerinin savunucuları, hem maddi durumları hem de idari mekanizmalardaki konumları ile daha etkin durumdadırlar. Bunun sebebi, dünya üzerindeki Müslümanların pasif, etkisiz, silik kişilik görüntüsü vermelerindendir. Bu görüntü, Müslümanlara yakışmamaktadır. İslam’ın izzetini gösteren bir duruş sergilenmemektedir. Küfür düzenlerinin savunucuları, Müslümanlardan daha cesaretliler, küfür davalarına inançları, bağlılıkları bizden daha iyi durumdadır.

Müslümanlar, hak davalarına inançlarını gösteremezken onlar, batıl davalarında zaferler elde ediyorlar. Rabbimiz, ayetinde “inanıyorsanız güçlüsünüz” diyor. “Müslümanlar, güçlüdür!” demiyor. Kim davasına inanıyorsa güçlüdür, diyor.

Şöyle bir düşünelim: Delikanlının zengin bir babası var, her hatasını para ile örtüyor. Bir de dayısı var delikanlının. Dayısının ismini verince herkes şikâyetini geri alıyor. Vekil dedesinin kartviziti, her kapıyı açıyor. Delikanlının yolda yürüyüşü, arabaya binişi, oturuşu değişmez mi? Üzerinde bir özgüven olmaz mı? Olur elbet.

Biz Müslümanların arkasında âlemlerin Rabbi var. Dünyada izzet var, geçici değersiz dünyalıklar yerine, ahirette cennet var. Şımarık delikanlıda olan özgüven, cesaret Müslüman’da yok! Sırtımızı yaslandığımız gücün; kudretinden, azametinden, bizde eser yok.

“Onlar, bu kitabın ayetlerini şu dünyanın geçici ve değersiz geçimliğine değişir” (Araf, 169). “Fakat siz, dünya hayatını tercih ediyorsunuz, oysa ahiret, daha hayırlı ve süreklidir” (Ala, 16-17). “Kim azgınlık yapmış ve dünya hayatını tercih etmişse cehennem (onların) barınağıdır” (Naziat, 37-38-39).

Bizler, geçici fakat peşin olan dünya hayatını tercih eder olduk. Daha hayırlı ve kalıcı olan ahiret hayatını arka plana attık. Dünyanın süsüne aldandık, Rabbim de bizlere zilleti layık gördü ve paramparça olduk. Yeryüzünde Kur’an’a hakaretler yapılırken bizler, fırkalara bölünüp birbirimizle çekişir hale geldik. Kur’an’ı savunmasız bıraktık. Kitabımız yakılıp yırtılırken iki milyar Müslüman, dünyalık derdinde ya da Müslüman kardeşi ile çekişme ile meşgul oluyor.

Bizler, gerçek düşmanımızın küfür ehli olduğunu hatırlayana kadar zillet üstümüzden kalkmayacaktır. Müslümanlar olarak ne zaman gerçek düşmanlarımızı hatırlar ve farklılıklarımıza rağmen düşmana karşı birleşirsek, bugün yıkılmaz sanılan kaleler yıkılır, zillet üstümüzden kalkar, Rabbimizin yardımı bize gelir. Bize uzak görünen hayaller, belki de çok yakınımızdadır.

Yine bir düşünelim: Yeryüzünde, Âdem (as) ve Havva annemizin birbirlerini mantıken bulma ihtimalleri nedir? Deniz olmayan yerde Nuh’un (as) gemi yapıp tufandan kurtulacağının garantisi var mıdır? Yunus’un (as) balığın karnında bir besin iken kurtulup tekrar peygamberlik görevine döneceğinin mantığı var mıdır? Bebek iken, sepet içerisinde Nil’e bırakılan Musa’nın (as), ilahlık iddiasında olan Firavun’un iktidarını yıkacağını kim bilebilir? Mancınıkla ateşe atılan İbrahim’in (as) serin sulara gireceğini kim bilebilir? Doksan dokuz (Hz. İsmail 86, Hz. İshak 99) yaşında baba olacağını kim bilir? Kuyuya atılan Yusuf’un (as) köle olarak satılacağı ve Mısır’a sultan olacağını kim bilebilir.

Peygamberlerin hayatına baktığımızda, buna benzer bir çok mantığımızla açıklayamadığımız, tahmin edemediğimiz benzer olaylar olmuştur. Bugün de mantığımızla bakarak “Bizden bir şey olmaz, Müslümanlar birleşemez, bir araya gelip dünyaya İslam’ın hâkimiyetini getiremeyiz,” diye düşünürsek zaten yenilgiyi baştan kaybetmişiz demektir. Müslümanlar olarak, “yapabiliriz, başarabiliriz, inanıyoruz, bugün olmazsa yarın gayret edersek üstün olan biziz ve Rabbimin vaadi var,” dersek galip gelecek olan Allah’ın (cc) dinidir: “Allah, nurunu tamamlayacaktır” (Saff, 8).

Allah (cc), elbette nurunu tamamlayacak. Neden bizler, Rabbim nurunu tamamlarken amel defterlerimizi salih ameller ile doldurmayalım.

Cefai DEMİREL