• Taskın Önel

    İmtihanın Yeni Şekli: İnternet

    - 21 Kasım 2021

Yeryüzünde bir halife olarak yaratılan insanın ilk sınavı cennette iken başladı. Meleklerin, biz seni tespih edip duruyorken yeryüzünde bozgunculuk yapacak birilerini mi yaratacaksın, diye karşı çıkmalarına rağmen halife olarak yaratılan insan, şerefli bir varlıktır. Allah, ona isimleri öğreterek onu onore etmişti ama yine de imtihana tabi tutuldu ve bu ilk sınavında pek başarılı olduğu söylenemez. Kendi şahsında Allah’a secde edilen insan, Allah’ın, “Yaklaşma!” dediği ağaca yaklaştı ve ziyanda buldu kendini. Bu hatasından dolayı tövbe etmesi, onu, İblis’ten farklı kıldı ve affedildi.

Bu ilk imtihandan itibaren pek çok farklı imtihandan geçirildi insanoğlu. Kimi zaman insanları yönetmenin getirdiği güç ile zehirlendi ve kibirlendi, müstekbirlerden oldu. Allah onu uyarmak için nebiler gönderdi ama yine de vazgeçmedi inadından, sonuç helak oldu, gitti. Kimi zaman Allah’ın lütfettiği zenginliği kendi eliyle kazandığı zehabına kapıldı, Allah’ı unuttu. Yeryüzünde dolaşırken böbürlendi, kendini müstağni gördü. Yoksulun hakkını gasp etti, mal biriktirme hırsıyla kör odu, istedikçe istedi. Sonunda mallarıyla birlikte yerin dibine battı. Kimi zaman ilim bahşedildi kendisine, Allah’ı bolca zikredip şükredeceğine o da büyüklendi, farklı olduğunu zannetti. O da yok olup gitti, unutuldu.

Her asırda farklı bir vesileyle imtihana tabi tutulmuştur insan ve ne hikmetse bu imtihanların çoğunda başarısız olmuştur. Başarısızlıkların çok oluşu, elbette ki bizi ümitsizliğe, karamsarlığa sevk etmemelidir ancak kolay bir sınavda olduğumuz düşüncesine de kapılmamalıyız. Korku ve ümit arasında, dengeli bir yerde durmak, mutedil olmak gerekir.

Güç, mal, ilim, oğullar, zina, içki, kumar, faiz gibi imtihan vesilelerinden bir veya birkaçının ön plana çıktığı geçmiş kavimlerin aksine günümüz insanı bunların tamamı ile karşı karşıyadır. Hatta bunlara ilave olarak karşımıza çıkan ve diğer durumlar kadar güçlü ve saptırıcı olan başka faktörler de vardır: televizyon, yazılı medya, internet vb.

Günümüz imtihan vesileleriyle doğrudan muhatap olduğumuzdan mıdır yoksa gerçekten zor olduklarından mıdır bilinmez, günümüz insanı epey zorlanıyor gibi görünüyor. Zira Müslüman toplumları oluşturan kitlelerin büyük bir kesimi Hak yolundan epey uzaklaşmış görünmekte. Allah’ın emir ve yasaklarına dikkat edenlerin bu büyük yığın içinde çok az bir kesimi teşkil ettiği gözden kaçmıyor maalesef.

Gazetenin ve ardından televizyonun hayatımıza girmesiyle beraber alışkanlıklarımız değişmeye, dinî hassasiyetlerimiz giderek azalmaya başladı. Ayıp ya da günah diye uzak durduğumuz davranışlar, fiiller bu medya araçlarıyla birlikte günlük normallerimizden sayılır oldu. Artık ayıbın ya da günahın adını bile zikretmez olduk. Bu durum, günahın normalleşmesini ve kuşak çatışmasını beraberinde getirdi. Gençler, büyüklerini anlamamaya, yer yer ayıplamaya başladı. Büyükler söze her başladığında gençleri eleştirmeye, bizim zamanımızda, diye başlayan cümleler kurmaya başladı. Toplumun yapısında ciddi bir başkalaşım, yozlaşma görülüyordu. Hızlı bir değişim vardı toplumda, bazı büyüklerin de zamana ayak uydurma, modernleşme çabaları içine girdikleri gözlemleniyor artık. Bu hızlı ve güçlü değişim, Allah’ın razı olduğu bir değişim değildi elbette.

Bütün bu değişimler, yozlaşmalar yetmiyormuş gibi üstüne eklenen çok daha güçlü, etkili unsurlar da çıkıyor karşımıza: İnternet. Önüne geçilmesi, durdurulması neredeyse imkânsız bir güç İnternet. Yasaklama yoluna gidilse dahi engellenemiyor, tam serbestliğe geçtiğinde ise yıkım gücü katbekat artıyor. Bu zamanın insanının işi, çok daha zor gibi görünüyor. Nefsin her isteğine “eyvallah” edildiğinde İnternet’in önümüze her türlü ahlaksızlığı bütün yönleriyle ve çok kolay ulaşılabilecek bir biçimde çıkardığını görüyoruz. Koca koca adamların içinde kaybolduğu, yuvaların yıkıldığı bu ortamda gençlerin kendilerini muhafaza etmeleri çok zor görünüyor.

Birileri kontrol amaçlı tedbirler getirse bile bu güvenlik tedbirlerinin arka kapıları hemen bulunuyor ve bu kapılar sonuna kadar açılıyor. Böyle çılgın bir ortamda kaybolmamak yine bireyin çabalarına, isteğine bağlı gibi görünüyor. Ne kadar anlatılsa, telkin edilse de kişi kendi nefsini kontrol etme yoluna gitmezse, yüreğinin bir yerinde Allah korkusunu hissetmezse bu imtihandan başarılı bir biçimde çıkması mümkün görünmüyor gibi.

Ne kadar uğraşırsak uğraşalım, ne kadar anlatırsak anlatalım; önce kendimizi, daha sonra da çocuklarımızı bu beladan uzak tutmanın tek yolu gönüllerde yeşertilecek Allah korkusudur. Yoksa İnternet’in hiçbir yasağı, kısıtlamayı dinleyeceği yok gibi görünüyor.

Taşkın ÖNEL