Türkçe sözlüklerde imtihana; deneme, denetleme, inceleme, ölçüp biçme, sınav, test, yoklama, madeni kaynatmak, kirlerinden arınmak, denemek, sıkıntı vermek ve bitkin hale getirmek gibi anlamlar verilmiştir.

Allah (cc), “iman ettim” diyen kulunu dünya hayatında imtihan edeceğini bildirir. İnsanların, yalnızca diliyle “ben inanıyorum” demesi yeterli değildir. Dünya, imtihan mekânı olarak yaratılmıştır. Yaşadığımız olaylarla sınandığımız, imtihan olunduğumuz bir alandır. Mümin, imtihan edildiğinin bilinci ile sürekli uyanık ve diri olmak zorundadır. Müminin imtihanı, akıl baliğ olduktan sonra her an, her dakika ruhunu teslim edene kadar devam eden bir imtihandır.

Sürekli başarılı olmak ya da olamamak arasında, ahireti kazanmak ya da kazanamamak arasında geçecek bir ömür, sürekli bir imtihan hali. Bu bilinçte olmalıyız. Çünkü Rabbim, bizlere, bazen nimet verip şımarıp şımarmadığımıza; bazen yokluk verip tahammül gösterip göstermediğimize; bazen makam verip emrimiz altındakilere davranışımıza bazen de çalışan olup işverenin malını emanet olarak mı, gördüğümüze; bazen hastalık verip sabır göstermemize bazen de sevdiklerimizi aramızdan alarak “Benim emrime tahammül gösteriyorlar mı?” diye bakmaktadır.

Bizler, farkında olalım veya olmayalım sürekli bir imtihan halindeyiz ve her hareketimiz kayıt altına alınmaktadır. Zorluk yaşamadan ve o zorluk anlarında Rabbimize sadakatimizi, sabrımızı, tevekkül ve teslimiyetimizi göstermeden imtihanda başarılı olamayız ve ebedi mutluluğa ulaşamayız.

İnsanoğlu, daha yeryüzüne inmeden, cennete yerleştirildiği gün yasak meyve ile imtihanı başlamıştı. Kıyametin kopuşuna kadar da her insan kendi zamanına özgü imtihanlardan geçirilecektir. Kur’an nazarında hayat, bir imtihanlar silsilesidir.

Cennete talip olanların, iman iddiasında olanların iddialarını denemek, inkâr edenlerin “bize bildirilmedi” dememeleri için, iman etmelerini sağlamak veya küfürlerini arttırmak için, iman edenlerle etmeyenleri ayırt etmek için tüm insanlık imtihana tabi tutulmaktadırlar:

“İnsanlar, sırf `inandık’ demekle; hiçbir sınavdan geçirilmeksizin bırakılıvereceklerini mi sanıyorlar?” (Ankebut, 2) “Sizi, sadece boş yere yarattığımızı ve sizin hakikaten huzurumuza geri getirilmeyeceğinizi mi sandınız?” (Müminun, 115) “Yoksa siz, Allah içinizden çaba harcayanları ve sabredenleri belirtip, ayırt etmeden cennete gireceğinizi mi sandınız?” (Ali İmran, 142) “Mallarınız ve canlarınız konusunda kesinlikle deneyden geçirileceksiniz, gerek kitap ehlinden ve gerekse müşriklerden birçok incitici söz işiteceksiniz. Eğer (bunlara karşı) sabreder ve Allah’tan korkarsanız, bu tutum azimliliğinizin, kesin kararlılığınızın bir belirtisidir.” (Ali İmran, 186)

Rabbimiz, bu günlerde bizleri ve tüm insanoğlunu ağır bir imtihanla sınamaktadır. İmtihanların en ağırı, canımız ile, sevdiklerimiz ile, evlat acısı ile, ağır hastalıkla imtihan edilmektir. Bu imtihanda sevdiğimiz kardeşlerimiz de imtihanın en ağırı ile karşı karşıyalar. Sincan’dan bir kardeşimizle sohbetimizde; kendileri de eşi ile birlikte Covit-19 olmuşlardı. Evlatları da Covit-19 olmasın diye akraba, eş ve dostlarına, “evladıma da bulaşmasın, birkaç gün sizlerde kalsın” diye ricada bulunmuş, kimse kabul etmemiş, “evlatlarımla, eşimle, başka odalarda birbirimizden kaçar olduk” demişti. “Akrabalarımız da birbirinden kaçar oldu, bir şey de diyemiyorsun, herkes canından korkuyor” demişti. Sohbetinin devamında şu ayetleri bana hatırlattı: “İşte o gün (hesap günü) kişi; kardeşinden, annesinden, babasından, eşinden ve çocuklarından kaçar.” (Abese, 34-35-36) “Bizler de şimdi mahşerin küçük provasını yaşıyoruz” demişti.

İki sene öncesinde akraba ziyaretlerimizi bırakmıştık, komşuluk ilişkilerini bırakmıştık, sıla-i rahim’i bırakmıştık, birbirimizi görmez olmuştuk. Bayramlarımızı, tatil günleri veya denize kaçma fırsatı olarak görmeye başlamıştık. Bunları söylerken maksadım, “hadi sosyal mesafeyi kaldıralım”, “düğün ve bayramlarda kalabalık olalım” demiyorum. Bizler, bu nimetlerin kıymetini, Covit-19 illeti başlamadan unutmaya başladık ve Rabbim de bu nimetlerini üzerimizden alıverdi. Bela ve musibetler başımıza gelmeden önce, az da olsa, yarım da olsa elimizdeki nimetlerin kıymetini bilelim, olduğu kadarına şükredelim, -Allah muhafaza- yarın o nimetlerden de mahrum olabiliriz.

Bugün kardeşimiz gibi yarın bizler de mahşer günü gelmeden evlatlarımızdan, eşimizden, ana babamızdan kaçar olabiliriz. Rabbim, imtihanımızı kolay kılsın, taşıyamayacağımız yükü omuzlarımıza yükletmesin. İsyana götürecek imtihandan Rabbime sığınırız. Rabbim, bizleri imtihan edeceğini Kur’an-ı Kerim’de bildirmektedir. Bunlardan birkaçını sizlerle paylaşmak istiyorum: “Biz, insanların hangisinin daha güzel amel işleyeceğini deneyelim, diye yeryüzündeki her şeyi, dünyanın kendine mahsus bir ziynet yaptık.” (Kehf, 7) “O, hanginizin amel bakımından daha güzel olduğu hususunda sizi imtihan etmek için Arş’ı su üzerinde iken yakın iken, gökleri ve yeri altı günde yaratandır.” (Hûd, 7) “O hanginizin daha güzel iş yapacağınızı denemek için, ölümü ve hayatı yarattı. O, üstündür, bağışlayandır.” (Mülk, 2)

Buraya kadar aktardığımız ayetlerden anlaşılacağı gibi bizler, dünyaya; denenmek, sınanmak için, nasıl davranacağımıza bakılmak için gönderildik. Yani dünya nimetlerinden faydalanalım, yiyip içip gezelim, diye yeryüzüne gönderilmedik. Farklı zamanlarda bir veya birkaç çeşit imtihanlara muhatap olacağız. Bu imtihanlar da bizler son nefesimizi verene kadar devam edecektir. Bizler de müminler olarak bu bilinci kavrayabilirsek, karşılaştığımız bela ve musibetler (imtihanlar) karşısında daha sabırlı, metanetli ve hazırlıklı oluruz. İmtihanlar karşısında hemen yılgınlığa düşmeyiz.

“And olsun ki sizi; biraz korku, açlık, mallardan, canlardan ve ürünlerden biraz azalma (fakirlik) ile imtihan eder, deneriz. (Ey Peygamber!) Sen, sabırlı davrananları müjdele. İşte o sabredenler, kendilerine bir belâ geldiği zaman ‘Biz, Allah için varız ve biz sonunda O’na döneceğiz’ derler.” (Bakara, 155-156)

Nefis ve şeytan, bizlere, dünyayı süslü göstermiştir ve bizleri “daha zamanın var, daha yaparsın” diye ibadetlerden hayır yapmaktan, helalleşmekten, kırgınlık ve küskünlükleri sonlandırmaktan ilim öğrenmeye zaman ayırmaktan, Kur’an okumaktan alıkoymaktadır. İnsanımızın yaş ortalaması, 2019 TÜİK verilerine göre 78,6 yaşına yükselmiş, “insan ömrü uzadı” deniyor, benim nefsim de bana, “Daha yaşın 58, ölmene daha 20 sene var” diyor. “Daha çok yerleri gezersin, görürsün, yersin, içersin” diyor. Peki, öylemi oluyor?

Fikret Öğülmüş kardeşimiz, daha 35 yaşında idi, genç bir yaş. Fikret kardeşimiz imanına şahit olduğumuz bir kardeşimiz, inşallah ahireti de imanı gibi güzel olur. Bizlere bıraktığı ders ise; yaşımızın gençliği, bizleri aldatmasın. Daha vaktimiz var, derken belki de vaktimiz bitmiştir, haberimiz yoktur. Bugün yapmamız gerekenleri yarına bırakmamalıyız. Bugün öğrenmemiz gereken bilgileri öğrenmeliyiz, bugün yapmamız gereken ibadetleri ertelememeliyiz, bugün kırgınlığımız, küs olduğumuz varsa vakit kaybetmeden helalleşmeliyiz.

Bugün “virüs kaparız” korkusu ile dostlarımızdan uzaklaşmıyor muyuz? Canlarımız için korkmuyor muyuz? Sevdiklerimizi kaybetmekten korkmuyor muyuz? Korkuyoruz. İşte imtihanın tam ortasındayız. Peki, bu imtihanın kaybedeni olmamak için ne yapmalıyız? Çevremizde dostlarımız, sevdiklerimiz ya yoğun bakımlarda iken ya da ebedi mekânına yola çıkmışken, daha vaktimiz olduğunu mu zannediyoruz? Bu zan içinde isek biz çoktan imtihanı kaybetmişiz, demektir.

Vakit çok geç olmadan, imtihanımız daha tamamlanmadan yapmamız gerekenleri ertelemeyelim. Varsa helalleşmeniz gereken, durmayın; varsa küs olduğunuz, siz adım atın; varsa sesini duymak istediğiniz dostunuz, açın telefonu muhabbet edin; kırgın olduğunuz biri varsa arayın kırgınlığınızı iletin, belki de makul bir mazereti vardır. Bugün halletmeniz gerekenleri yarına bırakmayın. Hatanız, kusurunuz varsa açın ellerinizi Rabbinize yalvarın, tövbenizi edin ve yeni bir sayfa açın.

“Daha vaktin var, yarım kalan işlerini toparlarsın; daha vaktin var yapamadığın işleri yaparsın; şunlara yanlış yaptın ama daha vaktin var düzeltirsin yanlışlarını; çevrene de bayağı borç yaptın ama işleri düzeltince ödersin!” Hayatta her işimizi yarım bırakarak yola devam edersek, yarım bıraktığımız işleri yarın yaparız, diye bırakırsak… İyi de ya yarın yoksa!

 

Cefai DEMİREL