• Fatih Pala

    İlim Yolcusuna Nasihat ve Notlar

    - 10 Aralık 2021

er-Rahman, er-Rahim, el-Alîm olan Allah Teâlâ’nın adıyla başlarım. Hamdimiz, övgümüz, senamız, teşekkürümüz Rabbimiz olan Yüce Allah’a; salât, selam, ihtiram ve muhabbetimiz de önderimiz, örneğimiz olan Rasulullah’adır (sav).

İlim yolcusu ya da taliplisi, öncelikle salih niyetle yola koyulmalıdır. Zira salih niyet, salih amelden önce gelir. Bununla birlikte ihlâs da en büyük azığı olmalıdır. Amellerin çokluğuna değil, onları yaparken ki ihlâsa, samimiyete dikkat etmelidir. Yüce Allah, yalnızca kendi rızası için halis bir şekilde yapılan amelleri kabul eder. Yapılan amellerin sonucunu ve karşılığını illa ki bu dünyada görmek istememelidir. Niyetin iyiliğine ve kötülüğüne göre karşılık bulur yapılanlar. Yüce Allah’ın önemsediği yer, kalptir; O, ancak kalplere bakar. İhlâslı davrananlara, hikmet yolu açılacaktır. Eğer amel, ihlâslı ve doğru bir şekilde yapılıyorsa bu, Rabbimiz katında kabul edildiğine işarettir; zaten makbul olan amel, ancak ihlâslı ve doğru bir şekilde yapılandır. İhlâs, insanların beğeni ve rızalarını istememektir. İnsanların beğenisini kazanmak, rızalarını almak çok zordur. İlim yolcusu ise Rabbinin rızasını önceleyip önemsemeli ve onu her şeyin önüne geçirmelidir. Yani ona yaraşan ve yakışan, sahih niyet ve salih ameldir.

İlim yolcusu/taliplisi, takvayı kuşanmakla yükümlüdür. İlmini artırmak ve ilmin gereği olan amelleri yerine getirmek için takva, olmazsa olmaz işaret taşıdır. Takva ki kişiyi, Yüce Allah’a yaklaştıracak yolları açan hayır, rahmet, izzet ve şeref yoludur. Takva için; aziz kitabımız Kur’an’ı düşünerek okumalı, sabah-akşam zikirlerine devam etmeli, nefsini daima hesaba çekmeli, gece namazına kalkmalı, Allah Rasulü’nü (sav), ehl-i beytini, sahabe-i kiramı içtenlikle sevmeli, gereksiz, faydasız ve dahi zararlı sözlerden, fiillerden sakınmalı, olabildiğince uzak durmalıdır. Bunlar, muttaki ilim yolcusuna ait özelliklerdir.

Sabır, ilim yolcusu için çok ciddi ve büyük bir azık özelliğine sahiptir. İlim isteği, hiçbir zaman bitmez. Çünkü o, derinleştikçe derinleşen bir umman gibidir. Son nefese kadar geçerli bir istek ve yürüyüştür. Onun için bitimsiz bir sabır gerektirir. Âlimlerin ve fakihlerin hayatlarını okuyup öğrenmelidir ki zamanın zorluk, sıkıntı ve musibetlerine karşı sabır sancağı dikilebilsin. Hız, haz ve rahatlığın hükümferma olduğu bir zamanda, ilim dertlisinin üzerine alması gereken korunak, sabır olsa gerektir. Eğer muvaffak olmak isteniyorsa sabır yoldaş bilinmelidir.

İlim yolculuğunda başarılı olmayı getiren bir başka unsur da her zaman ve zeminde tevazu sahibi olmaktır. Kendini küçük, aciz ve noksan gören kişi, insanların ve özellikle de Yüce Allah’ın katında büyük makama sahiptir. Ama tam tersi olarak kendini büyük görüp ilmiyle gururlanan kişi, hem insanlar hem de Rabbimiz katında küçücüktür, değersizdir. Hiçbir zaman ilim yolculuğunun sonuna gelindiği, gelinen noktanın yeterli olduğu düşünülmemelidir; zira bu, cehaletin göstergesidir. İlmin anlamını kavrayan yolcu, duraksamaksızın yola devam etmelidir. Dinlenmek babındaki mola verişler, ihtiyaç nispetince olabilecektir. “Bilmiyorum” diyebilmeyi becerebilmeli ve hatta huy edinebilmelidir ilim yolcusu. Bu, tevazudandır. Her soruya cevap vermek, kibrin göstergesi olabilir. Kibir ise ilmin semtinden geçecek bir davranış olamaz. İlim yoluna baş koyan her kişi; aklının, fikrinin, kavrayışının, kapasitesinin acizlik taşıdığının farkındalığını yaşayarak mütevazılığın lezzetini tatmalıdır.

İlminden faydalanılan, ilim yolculuğunda talebenin rehberi ve kılavuzu olan hocalara vefa, iyiliklerini yâd, ilmin gerektirdiği adap ve ahlaktandır. Hocaya karşı edebi her zaman korumalıdır. Maddi değerlerle ölçülmesi imkânsız olan büyük bir hazineden faydalanmaya vesile oldukları için hem hayattayken hem de vefat ettiklerinde hocalara hayır duasında bulunulmalıdır. Yine ilmin ve edebin gereği olan hocaların ahlakıyla ahlaklanmayı iyi bilmelidir. Hocanın/âlimin, ilim taliplisi için anne babadan daha kıymetli ve derece olarak daha yüksekte olduğu, bir hakikattir. Çünkü âlim, talebesinin dareyn (dünya ve ahiret) kazancı ve saadeti için çabalar. İlim yolcusunun payına, Hocalarını; can-ı gönülden dinlemek, izlemek, sahip oldukları ilim deryasının bir damlasından bile mahrum olmamak için titizlik göstermek düşer. Âlimler ve hocalar ki müstefid olacaklar için en kıymetli şeyleri, en güzel halleriyle, en ince detaylarına varıncaya değin, en iyi sözlerle ifade ederler.

İlmiyle övünmek gibi bir zaafa asla düşmemelidir ilim yolcusu. Böyle yapması, kendisinde ihlâsın ve sadakatin noksanlığına işarettir. Bu övünme, onu ateşe sürükler ve nihayetinde hem dünyada hem de ukbada kaybedenlerden olur. Bu hastalığı yenebilmek için ihlâsla Rabbine yönelmelidir. İlim de dâhil her şeyin O’nun elinde ve emrinde olduğunu yeniden hatırlayıp bu gerçeğe imanını tazelemelidir. Övünmek, riyanın belirtisidir; insanların beğenisini, Yüce Allah’ın rızasına tercih etmektir. İlim yolcusunun yapması gereken ise bu ahvalden bir an evvel uzaklaşıp Rabbine sığınmaktır.

İlim, ameli getirir ve gerektirir. “Amelsiz ilim, meyvesiz ağaç gibidir” buyuruyor Rasulullah Efendimiz (sav). Amelsizlik, ilim yolcusu için belki de hayatında başına gelebilecek en büyük bela ve musibettir. Bilip öğrendikleriyle amel etmeyenin insanlar üzerinde bir etkisi söz konusu olamaz. İlmiyle amil olan kişinin sözü ve davranışları, her zaman için muhatap bulur ve değer görür. Sözüyle amelinin bir olmaması, çelişmesi demek, ilim yolcusu için ayıpların en büyüğüdür belki de. O, bilmelidir ki kıyamet günü insanlar içerisinde azabın en şiddetlisine çarptırılacak olanlar, sahip olduğu ilminin kendisine bir fayda vermediği kimselerdir. İlim, yalnızca malumat elde etmek, bilmediklerini öğrenmek değildir; ilim, Yüce Allah tarafından, dilediğinin kalbine lütfettiği bir nurdur. Bunu fark edebilene ne mutlu!

Dâhili ve harici düşmanlara, düşmanlıklara maruz kalarak hayatını sürdürür ilim yolcusu. Gerek gizli gerek açık, her zaman ve her şartta Rabbine karşı ihlâsını korumak, sadıklığını ispatlamak zorundadır. Dünyanın gelip geçici süs ve ziynetleri onun gözünü boyamamalı ve asla malı, mevkiyi, şöhreti aklından, fikrinden, zikrinden, kalbinden geçirmemelidir. Eğer ilmiyle, inancını kullanıp dünyalık elde etmenin peşine düşerse üzerindeki ilmin mahiyeti, değeri, izzeti gider ve kendisi de insanların gözünde değersizleşir. İlim yolcusu için zühd, dünyadan el-etek çekmek değildir. Aksine dünyada olup dünyadan olmamak, onu kalbine değil eline alarak yaşamak, amelleri çoğaltmaktır. Fitnenin kol gezdiği, imtihanın her an cari olduğu bu hayat içerisinde ilim yolcusu, tüm zorlukları aşma adına hep hazır ve hazırlıklı olmalıdır.

İlim öğrenmek için hırsını taze ve diri tutmalıdır ilim yolcusu. Bu haslet, onun asli niteliklerindendir. Gecesini gündüzüne katarak, yorulmadan, yılmadan, bıkıp usanmadan cehdederek ulaşabilir bu emeline ancak. İlim diyarının sadık sakini olabilmek için zekâya, hırsa, gayrete, azığa, ilim ehliyle arkadaşlığa ve uzun zamana ihtiyacı vardır onun. Bu basamakları bir bir kat etmeden muvaffak olamaz. İlimde durağanlık yoktur. Gittikçe çoğalan hırs, duraksamayan süreklilik ve yılgınlığa yenilmeyen sabır, menzile vardıracaktır onu. İlim, son nefese kadar istenmeli ve “en son noktaya gelindi” düşüncesi ile gaflete düşülmemelidir. İmam Ebu Hanife’ye (r.aleyh) atfedilen, “Bilmediklerimi ayağımın altına alsaydım başım göğe ererdi” sözü, hatırdan çıkarılmamalıdır.

İlim yolcusunun oldukça mühim bir vazifesi vardır: Yüce Allah’a davet. Bu görev, öncelikle ve özellikle Allah Elçilerine aittir. Âlimler, peygamberlerin varisleridir. İlim taliplisi de aynı derdin taşıyıcısı, aynı yolun takipçisi olduğuna göre davetçilik, ona haktır. Tıpkı peygamberler gibi o da hikmet ve güzel öğütle insanları Rabbinin aziz dinine/yoluna davet eder. Böyle yapmayanın ilimle bir bağı kalmaz. İnancını yüreklerden yüreklere ulaştırmak için “ayağına gelinmesi”ni değil, “ayaklara gidilmesi”ni şiar edinir. Bu, onun güzel ahlakından neşet eder. Uyandığı her yeni günde, yeni insanlara ulaşmak, çağlar ötesi yüce mesajı ulaştırmak, iyiliği yayıp yaygınlaştırıcı, kötülükten beri durup uzaklaştırıcı bir davetçi olmaktan başka şey için mücadele edebilir mi ilim yolcusu? Hayra anahtar, şerre kilit olmalıdır; bu aziz tavırlar için de ilim gerekmektedir. İlim yolcusunun sorumluluğunun büyüklüğü, burada kendisini hissettirmektedir. Öğrenilen ilim, bir sevda ile bağlanılan ilim yolu, Yüce Allah’a, O’nun yoluna, hayra daveti gerekli kılar. İlmini yaymadan ve paylaşmadan ilmin hakkı verilmiş olmaz. İlim, gizlenilmek için öğrenilmez. İlim, insanlığın hayrına sunulmak için öğrenilmeli ve paylaşılmalıdır.

Bu yazıyı hazırlarken cömertçe faydalandığım “İlim Talebesinin Yol Haritası[1] isimli eseri, ilgilisi ve meraklısı şiddetle tavsiye ediyorum. Gündem ettiğim konuların daha fazlasını ve ayrıntısını eserde bulabileceksiniz. Yüce Rabbimiz, ilim yolcusu olabilmeyi, ilmiyle amel edebilmeyi, öğrenip uyguladıklarına ihlâsı hâkim kılabilmeyi nasip eylesin cümle Müslümanlara, müminlere, muvahhidlere… Âmin.

Fatih PALA

fatihpalafatih@gmail.com

 

[1] İlim Talebesinin Yol Haritası, Muhammed İbrahim el-Hisneyeni, Takva Yay, Mayıs 2015, İstanbul.