Preview picture

“Eğer siz (Uhud’da) bir yara aldıysanız, o kavme de (Bedir’de) benzeri bir yara değmiştir. O günleri; biz insanlar arasında devrettirip dururuz. (Zaferi bazen bir topluma bazen öteki topluma nasip ederiz.) Bu, Allah’ın iman edenleri belirtip ayırması ve sizden şahitler (veya şehitler) edinmesi içindir. Allah, zulmedenleri sevmez” (Al-i İmran:140)

İktidar savaşı insanlık tarihi ile eş değerdedir. Hz. Âdem (a.s.) ve Şeytan ile başlayan bu süreç, kıyamete kadar devam edecektir. İktidar; yönetme gücünü elinde bulunduran, bir işi yapabilme güç ve kudretine sahip olan, bir işi başarabilme yetenek ve yetkisine sahip olan, hâkimiyet sahibi, muktedir demektir. Yukarıdaki ayetin içeriği ve Rabbimizin bir sözünden yola çıkarak toplumlar ve insanlar hakkındaki genel geçer değişmez yasalarını işleyeceğimiz bu yazımızda “iktidar dönüşümü” ve bu iktidarların ömrünün nelere bağlı olduğunu, Rabbimizin bu ömür sürecinde olumlu/olumsuz hayatını ikame eden iktidarlara, müdahale edip etmeme gerekçelerini, sünnetullah çerçevesinde hatırlatma yapacağız.

Konunun ilerleyen bölümlerinin daha iyi anlaşılabilmesi için önce bu ayet ile ilgili merhum Seyyid Kutub’un yorumunu alalım: “Yüce Allah, müminleri de münafıkları da bilir. O, kalplerin sakladıklarını da bilir. Ancak, olaylar, zafer ve yenilgi günlerinin insanlar arasında yer değiştirmesi, gizli duyguları ortaya çıkarıp insanların hayatında bir olgu meydana getirir. İmanı açık bir amele, aynı şekilde nifakı da açık bir uygulamaya dönüştürürler. Hesap ve ceza bundan sonra söz konusu olur. Çünkü yüce Allah insanları, kendisinin bildiği işlerinden dolayı değil ancak kendilerinden meydana gelenlerden dolayı sorgular.

Bu zafer ve yenilgi günlerinin yer değiştirmesi, sıkıntı ve rahatlığın ard arda gelişi, yanılmaz bir mihenk ve haksızlığa meydan vermeyen bir ölçüttür. Bu noktada rahatlık da sıkıntı gibidir. Çünkü nice ruhlar vardır ki sıkıntı anında sabredip gerçeğe sıkı sıkıya sarılmalarına rağmen rahatlık zamanında gevşeyip ödün verirler. Mümin ise zorlukta sabredip, bollukta da boş vermeyen kişidir. O her iki durumda da Allah’a yönelir. Kendisine dokunan iyilik ya da kötülüğün Allah’ın izniyle olduğunu çok iyi bilir.

Yüce Allah, beşeriyete önderlik için adım atmak üzere olan şu topluluğu, rahatlıkla imtihandan sonra sıkıntı ile olağanüstü bir zaferden sonra acı bir yenilgiyle imtihan ediyordu. Bu ve sebepleri yüce Allah’ın zafer ve yenilgi için yürürlükte olan kanunlarına uygun meydana gelseler de bununla, Müslüman cemaatin zafer ve yenilginin sebeplerini bilmesi, Allah’a daha çok itaat etmesi, O’na dayanması, himayesine yapışması ve bu metodun özelliklerini ve yükümlülüklerini iyice bilmesini amaçlıyordu.

Surenin akışı, birçok yönden savaşta meydana gelen olayların arka planındaki hikmetini, günlerin insanlar arasında yer değiştirmesinin nedenini, safların ayrılması ve yüce Allah’ın müminleri belirlemesini Müslüman ümmete açıklayarak sürüyor:”…Ve aranızdan bazı şahitler seçmesi içindir bu…”

Bu deyim, şu derin manayı olağanüstü bir şekilde ifade etmektedir: Kuşkusuz şehidler seçilmiş kimselerdir. Yüce Allah onları kendisi için mücahitler arasından seçmiştir. O halde Allah yolunda şehid düşmüş birisi için bir hayıf ya da zarar söz konusu değildir. Bu, bir seçkinlik, arınmışlık, üstünlük ve ayrıcalıktır. Bunlar, yüce Allah’ın kendisi için ayırmak, yakınlığıyla onurlandırmak için şehadetle rızıklandırdığı kişilerdir. Sonra onlar, yüce Allah’ın insanlara gönderdiği, hakka tanıklık ettirdiği şahitlerdir. Yüce Allah onları şahit tutmuş, onlar da şahitliklerini yerine getiriyorlar. İçinde bir kuşku, üzerinde bir itiraz ve çevresinde bir tartışmaya girmeden, ölene kadar, bu hakkın gerçekleşmesi ve insanların hayatında yer etmesi uğrunda cihad etmek suretiyle yerine getiriyorlar şahitliklerini.

Yüce Allah onlardan, O’nun katından kendilerine gelen şeyin gerçek olduğunu bilmek, buna kesinlikle inanmak, O’nun için her şeyden soyutlanmak, O’nun dışındaki her şeyin değersiz olduğunu kavrayıp onurlanmaları için şahitler seçmişti. Bu şahitler, bu hakk olmadan insan hayatının ıslah olup istikrar bulamayacağına kesinlikle inanmak, batılla savaşmak ve onu insan hayatından kovmak, dünyalarında hakkı yerleştirmek ve insanların üzerindeki hâkimiyette Allah’ın metodunu gerçekleştirmek için cihattan kaçınmamak suretiyle şahitlik yapmışlardı. Evet, yüce Allah, bunların tümüne şahit olmalarını istemekte, onlar da şahitliklerini hakkıyla yerine getirmektedirler.”

“(Herkes, önünden ve arkasından kendisini saran farklı durumlar arasında hayatını sürdürür ve) Allah’ın emri gereği onu önünden ve arkasından takip edip koruyan (ve her sözünü, her yaptığını kaydeden) melekler vardır. Gerçek şu ki Allah, bir topluluğun durumunu o topluluk kendi içindekini değiştirmedikçe değiştirmez. (Sosyal, siyasî ve ekonomik düzenlerini bozmaz.) Allah, (yaptıklarının karşılığı olarak) bir topluluğa da bir belâ isabet etmesini dilemişse onu da geri çevirecek yoktur. O toplum için (kendilerine yardım edecek) Allah’tan başka bir yardımcı da yoktur.” 1

İktidar denildiğinde ilk akla gelen siyasi ve politik bir söylemdir. İlginçtir ki ‘iktidar oldu’ değil, ‘iktidarı ele geçirdi’ cümlesi daha çok kullanılır. Politik ve siyasi bir söylem olarak ta ele alındığında, iktidar günleri insanlar ve siyasi oluşumlar arasında da evirilip çevrilir. Bizim açımızdan hak/batıl mücadelesi olarak görülen ve Kuran anayasasının hâkim ve iktidar olma mücadelesi karşısında batı medeniyetinin empoze ettiği laik ve demokrasi anayasasının mücadelesi, ilahi takdir ve sünnetullah üzere devam eder.

İman kaynaklı düşünce ve eylem, hareket noktamız olması gerekirken, olmamız gereken yerde değilsek; mücadele eksenimiz kandırılma/kaydırılma sonucu demokrasi düzlemine çekilmiş demektir. Şu an içinde bulunduğumuz hal ve kazanım elde etmek istediğimiz, uğruna mücadele ettiğimiz değerler, hak/batıl düzleminde değil; batıl yönetim tarzı olan demokrasi içi bir alanda gerçekleşmektedir. Hak/batıl günlerinin toplumda dönüştürüldüğü ve iktidar edildiği zamanları değil, batılın iktidar olduğu ve bu batıl iktidarın Müslümanlara sureti haktan gösterildiği günleri yaşıyoruz.

Bilinçaltına yerleştirilen ve “bizden” görünen, gösterilen kişi ve kurumlar, beslendikleri iman potansiyelini emerek, iktidarlarını daim ve güçlü kılma mücadelesi vererek kendilerini; toplumda “ötekilere” karşı bir savunmaya/sahiplenmeye götürüyorlar. Kirlenmiş su göletinden çıkma değil, suyu temizleme gayreti içinde olanlar; üzerlerindeki pis suya aldırış etmeden “En az kirlenen biziz, diğerleri göletin en pis yerindeler” vari bir yaklaşımla Müslümanlardan destek istemekte ve iktidarlarının sağlamlığını Müslümanlar vasıtasıyla yapma gayreti içinde olmaktadırlar.

Batıl içinde batıl hükümleri sahiplenme, özümseme konumuna getirilen Müslümanlar, farkında olarak/olmayarak batılın iktidarını meşru görme ve iktidar sürecini uzatmaktadırlar. Bedeli ödenmeyen kazanımlar uzun ömürlü olmaz. Bedeli ödenmeden istenilen iktidar gerçekleşmez. Bir oy ile istediği ortama kavuşacağını düşünen ve iktidar yapmak istediği oluşum için İslam’ın hareket metodundan uzaklaşan Müslümanların; iktidar kavramını iyi anlamaları gerekiyor.

Zafer ve yenilginin insanlar arasında döndürüldüğü gibi, politik ve siyasi iktidar günleri de insanlar arasında döndürülür. Bu dönüşüm, demokrasi içinde seçilenler ve bu seçilenlerin kurdukları partiler arasında da geçerlidir. Bu dönüşümün sebebi ayette belirtildiği gibi gerçek iman edenlerin ortaya çıkarılması ve (şüheda) şahitliktir. Verilen her oyun olumsuz uygulamalara ve İslam’ın temel kurallarına aykırı hükümler çıkmasına sebep olabileceği ve bu hükümlerden fertlerin sorumlu olacağı bilinci ile hareket edilmelidir.

Bu dinin değişmez kural ve hükümleri konusunda ya da demokrasi içi, partiler arası seçime zorlanan, ölüm gösterilip sıtmaya razı edilen, edilmeye çalışılan Müslümanlar; verdikleri kararları ve tercihleri ile İslam dininin mi, İslam dışı kanunlar çıkarılan demokrasinin ilahlaştırıldığı düzenin mi şahitliğini yapacaklar?

Hükümet etmek, yani insanların refahı ve düzenini sağlamak ile; toplumun ıslah ve tek bir Rabbe kul eksenli mücadele metodu ne kadar birbiriyle bağlantılı ve iç içe geçmiş gibi görülse de farklılıklar arz eder.

Ali Şeriati’ye göre bütün rejimlerde ve siyasi hayatın çeşitli şekillerinde, toplum, rehberlik, hidayet ve halkın yönetimi konusunda yalnızca iki anlayış biçimi ve düşünce tarzı vardır:

1-Toplumun idaresi

2-Toplumun hidayeti

Ali Şeriati bu iki düşünce tarzını şu şekilde açıklar: “Bu iki düşünce tarzı ilk bakışta birbirine benzerdir. Ama çelişik anlayış sergiler. Bunlardan birinin hedefi, insanların istedikleri biçimde, beğenilerine, duygularına göre davranıp, hürriyetin tadını çıkarmalarını, huzurlu bir hayat sürdürmelerini sağlayan hükümetler kurmaktır, yani hedef; refah, hürriyet ve mutluluktur.

Hükümetin görevi, halkın toplumsal hayatını rahatlatmak, toplumu korumak, varlığını sağlamlaştırmak, şehir planlaması yapmak ve düzenlemektir. Hükümetin görevi ülke işlerini idare etmek yani politikadır. Siyasetin anlamı ise, halkı koruyup idare etmek değil, vahşi atı terbiye etmektir. Bu yüzden siyasette; değişim, terbiye ve evrim söz konusudur. Ama politikada anlayış ve düşünce bakımından halkın iyileştirilmesi, nesli koruma, dindar yapma yoktur. Hizmet vardır ama ıslah yoktur.

Hizmet; istenen, ihtiyaç duyulan, zevk alınan bir şeyin gerçekleşmesi için hizmetkârın yaptığı iş ve fiildir. Islah; bireyin nefsini değiştirme, uyandırma, sapık tutku ve çabalardan vaz geçirme hareketidir. Hizmet; ferdin “var olmasını” sağlamak için yapılan yardımdır. Islah: ferde “oluşması” için yapılan yardımdır. Hizmet; mutluluğu temin etmek, Islah; tekâmüle doğru hareketi gerçekleştirmektir. Kâşifler, mucitler insanlığın hizmetkârı; peygamberler, aydınlar ıslah edicilerdir.” 2

Bazen bu (politik veya siyasi) iktidar hali kazanılırken, bazen de ilahi lütuf ile insana veya bir topluma verilebilir. Her hâlükârda iktidar kavramında Allah’ın müdahalesi her aşamada mevcuttur. Ama bu kavram siyasi boyutun çok ilerisinde ve çok derin içerikleri olan bir kavramdır. Çünkü insanlar arasında döndürülüp duran bu kavramın, fiziki boyutu olduğu kadar metafizik boyutu da vardır. Dünyevi boyutu olduğu kadar uhrevi boyutu da vardır. Afaki boyutu olduğu kadar enfüsi boyutu da vardır. Kazanım ve kaybetme olan her durumda bu kavram geçerlidir.

Psikolojik boyutu, insanın ruhundaki dönüşümü aksettirirken, sosyal yönü insanların davranış biçimlerine göre dışa vurumunu ve savaş vereceği, kazanım elde edeceği alanı, toplumsal dizaynı belirler.

İktidar günlerinin dönüştürülmesini çan eğrisi olarak tanımlanan taban-tavan ilişkisi ile örneklendirmemiz yanlış olmaz. Çünkü her yaratılmışta bu eğri işler. Dönüşüme uğrayan her yaratılmış ve sistemler, dönüşüm sürecinden geçerek sünnetullah gereği taban-tavan yapar. Doğum/ölüm, gençlik/ihtiyarlık, fakirlik/zenginlik, üzüntü/mutluluk vb. gibi zıddıyla kaim olan kavramlar bireyin dönüşüm süreci olduğu gibi; toplumsal huzur/kargaşa, toplumsal izzet/zillet, siyasi iktidar/muhalefet vb. gibi toplumları ilgilendiren dönüşümler hep vardır, var olacaktır.

Bu sürecin Hz. Âdem (a.s.) ile başladığını söylemiştik. İlk iktidar dönüşümünü eşiyle yaşayan insandır Hz. Âdem (a.s.). Cennetteki iktidarı, rahatı, huzuru; dünyaya sürgün gönderilince bitmiş ve dünyanın sıkıntılı, meşakkatli dönemi ölümüne kadar devam etmiştir. Aynı şekilde şeytan, cennetten kovulduğunda ilk darbeyi ilk insan vesilesiyle yemiş, iktidar hırsı, en değerli olduğuna vehmetmesi; onu iktidar dönüşüm sürecine sokmuştur; “dünyada kıyamet kopana kadar iktidar olma.”: “İblis: ‘Dirilip kaldırılacakları güne kadar bana mühlet ver!’ dedi. Allah: Haydi, sen mühlet verilenlerdensin, buyurdu.”3 O’da kıyamete kadar yeni bir sürece girmiş, dünyada kurduğu ve hâkimi olduğu şer iktidarı kıyamet ile sona erecek ve iktidarının hesabını cehennemde verecektir.

Dünyada ve insanda her şey bir dönüşüm üzerine ve bu dönüşüm bir denge üzerinedir. Denge bozulmaya başladığında dengesizliğe sebep olan unsurlara müdahale yapılarak dengeye getirilir. Bazen müdahale, aleyhte bir süreç gibi işler: “Sizden önce gelip geçenlerin hali başınıza gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Onlara öyle bir yoksulluk, öyle dayanılmaz bir zorluk çattı ve öylesine sarsıldılar ki, sonunda elçi, beraberindeki mü’minlerle; “Allah’ın yardımı ne zaman?” diyordu. Dikkat edin. Şüphesiz Allah’ın yardımı pek yakındır.”4 Bu ayette müdahale olmaması, Allah’ın yardımının gelmemesi gibi bir durum söz konusu değildir. Yardım bu sıkıntıları çeken Müslümanların yüreklerinedir.

Sabretmeleri gereken bir durumdan dolayı isyan etmeden mücadele azminin doruğa çıkarılması ve ecirlerinin ahirette verilmesi üzerinedir. İktidar döngüsünün Sünnetullah gereği haleflerinde de yaşandığının bildirilmesi ve onlarında aynı şekilde şahitliklerini yapmaları üzerinedir. Denge bir noktada durma/durdurma değildir. Denge sünnetullah gereği iktidar sürecinin devamlı başlaması ve bitmesi üzerine kuruludur. Yani taban-tavan, yukarı-aşağı şeklinde işler.

Bu süreç anlık, dakikalık, günlük olabildiği gibi, ömürlük, asırlıkta olabilir. Kısa süreli iktidar dönüşümleri, insanın yaşantısında sıkça rastlanır. İmani boyutta takvanın zirvesinde iken bir anda şeytan ve nefsinin galebe çalmasıyla kendini en günahkâr kul olarak görebilir. Değişime, dönüşüme her an açık olan kalbi, bu anlamda her iki hal içinde iktidar merkezidir. Mutlu iken, gönül iktidarında tavanı yaşarken birden bir olay ile çöküntüye uğrayabilir, mutsuz olabilir. Psikolojisi alt üst olabilir, bir anda hayatından bıkarak ölmek isteyecek kadar bunalıma girebilir. Zengin olan, maddi refahı uzun süre devam eden pek çok insan bir anda iflası yaşayabilir. Dünya devi şirketler ekonomik iktidarlarını belli bir döneme kadar sürdürebilir. Günümüzde esamesi okunmayan dünyaya mal olmuş şirketler, holdingler ve markalar silinip gitmiştir.

Bedenin iktidarı bir kaza ile felç ya da sakatlıkla sona erebilir. Ya da sağlıklı, güçlü, kuvvetli iken bu iktidar; yaşlanma ile birlikte elinden gidebilir. Bedensel iktidar dönüşümünü şu ayet çok güzel ifade eder: “Sizi güçsüz yaratan, sonra güçsüzlüğün ardından kuvvet veren ve sonra kuvvetin ardından güçsüzlük ve ihtiyarlık veren, Allah’tır. O, dilediğini yaratır. O, hakkıyla bilendir, üstün kudret sahibidir.”5

Allah’ın insanlar ve toplumlar hakkındaki kaderi, bir sünnetullah çerçevesinde gerçekleşir ve yürürlüğe girer. Zalim bir kişi ise bir döneme kadar zulmüne devam eder, ta ki bu zalimin karşısına bir peygamber, bir muvahhid lider çıkana kadar. Bu da yine ilahi kader yani sünnetullah vesilesiyledir. Sünnetullah, Allah’ın kendisi için benimsediği ve uymayı taahhüt ettiği yasalar ve davranış kurallarının bütünüdür. Bireye dair hemen ceza verilmemesine ve ilahi müdahale olmamasına şu ayetleri örnek verebiliriz:

“Rabbinin (her günahkâra tövbe için tanınan) belirli bir süre konusunda önceden verilmiş bir kararı olmasaydı, (günah işleyenlerin derhal cezalandırılması) kaçınılmaz olurdu.”6

“Eğer Allah yaptıkları kötülüklerden dolayı hemen ceza verecek olsaydı, yeryüzünde tek bir canlı bırakmazdı. Ne var ki onları belirlenmiş bir sürenin sonuna kadar erteliyor. Süreleri dolduğu zaman, sonlarını bir an olsun ne geciktirebilirler ne de öne alabilirler.”7

İnsanlık tarihinde iktidar; ağırlıklı olarak zalimlerin, tiranların, firavunların olagelmiştir. Bunların yaptığı zulümler, katliamlar bir dönem devam eder. Savaş temelde hak-batıl savaşıdır. Bu savaşta da ilahi yasa gereği belli bir süre iktidar olmalarına müsaade edilir:

“İnsanlar (başlangıçta tevhid inancına bağlı) tek bir ümmet idiler, sonra ayrılığa düştüler. Eğer (azabın ertelenmesi ile ilgili olarak ezelde) Rabbinden bir söz  (karar) geçmiş olmasaydı, ayrılığa düştükleri hususlarda aralarında derhal hüküm verilir (işleri bitirilir)di.”8

Onlar kendilerine ilim geldikten sonra, sadece aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer belli bir süreye kadar Rabbinden bir (erteleme) sözü geçmiş olmasaydı, aralarında hemen hüküm verilirdi. Onlardan sonra kitaba varis kılınanlarda onun hakkında derin bir şüphe içindedirler.”9

Siyasi iktidar mücadelesi veren oluşumlar, şahıslar bu iktidarı elde edebilir. Bir süre bu iktidarı devam ettirebilir. İktidarın zaman süresi, bu süreci ne kadar iyi okuduğu ve bu sürecin gereklerine göre yatırım yapıp ömrünü, iktidarını şartlara göre uzatabildiğine bağlıdır. Hükümet anlamında bir iktidar hesabı yapanlar, seçmenine vaad ettiği özgürlük alanları, ekonomik refah ve kalkınma projeleri ile kendisini iktidara taşıyacak kitleye mahkûm durumdadır.

“Hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir” sözü bu mahkûmiyetin sloganlaşmış cümlesidir. İnsan nefsine ve arzularına göre dizayn edilen ve açıklanan beyannamelerde vaad edilen özgürlük; zinayı, homoseksüelliği, her gün televizyon kanallarında faizi ve spor başlığı altında devlet eliyle oynatılan kumarları empoze etme ve benzer şekillerde karşımıza çıkar. Zihinleri bulandıran dizi ve filmler ile çocukların küçük yaşta itaatsiz, saygısız, toplumdan ve İslami ahlaktan, Allah korkusundan yoksun yetiştirilmek istendiği bir ortamda; Müslümanlar tarafından desteklenerek iktidar edilen hükümet tarafından yapılıyor olması karşısında Müslümanların durup düşünmesi gerekiyor. Bu iktidar sürecinde katkı payları olmasından dolayı; ayette belirtilen gerçek iman sahiplerinin açığa çıkarılması ve verdikleri kararlara Allah’ın şahitliğini ya da neye şahit olarak adlarını yazdırdıklarını ifade eden bölümü tekrar düşünmeleri gerekiyor.

İlahi takdirden bağımsız iktidar düşünülemez. Gerek şartlar yerine getirilip hak ederek iktidar olunsun, gerekse zorbalıkla iktidar sahipleri topluma hâkim ve yönlendiren konumda olsun bu durum; zalim/mazlum açısından ya da hak/batıl mücadelesi açısından değerlendirildiğinde hep imtihan ve uzun vadeli hayra yönelik sonuç eksenlidir.

 

DİP NOTLAR

  1. Rad Suresi 11. Ayet
  2. Ali Şeriati; Ümmet ve İmamet, s:40. Fecr Yayınları
  3. Araf Suresi 14-15. Ayetler
  4. Bakara Suresi 214. Ayet
  5. Rum Suresi 54. Ayet
  6. Taha Suresi 129. Ayet
  7. Nahl Suresi 61. Ayet
  8. Yunus Suresi 19. Ayet
  9. Şura Suresi 14. Ayet