Hamd, şükredenlere nimetiyle karşılık veren, her şeyi hakkıyla işiten, her şeyi kemaliyle gören, her şeyi bilen ve kudreti sonsuz olan Allah (cc)’ye mahsustur.

icimizdeki_dusman

 

Yapılan her türlü kötülüğün, ahlaksızlığın ve günahın temel kaynağı, nefis ve şeytandır. Çünkü şeytan insanın zayıf bir yerini bulup, o kişiye kötülük yaptırmaya, başını belaya sokmaya ve o kişiyi günahlara götürmeye ve finalde onu cehennem çukurlarına düşürmeye uğraşır. Bir kişinin zalim, hain, yalancı, düzenbaz veya ahlaksız olmasında nefsin hükümdarlığı ve şeytanın %1.000.000 katkısı vardır. Daha dünyaya ilk gelişimizde gırtlağımıza sarılıp bizi küfrün içine sürükleyen şeytandan başkası değildir.

Gazetelerdeki cinayet haberleri, ahlaksız ilişkiler, boşanmalar ve buna benzer bütün kötülüklerin temelinde nefsin ve şeytanın katkısı oldukça çoktur. Peki, bizi böylesine günahlara sürükleyen içimizdeki düşmana karşı neden savunmasızız? Neden önemsizleştirilmiş bir konu olarak algılamaktayız?

Yaşadığınız toplumda, bir düşmanınızın olduğunu düşünün… Onun vereceği zarardan korunmak için tedbir almaz mıydınız? Düşmanınızın olduğunu bilmiyorsanız o zaman tedbir almaya gerek duymazdınız. Fakat düşmanınız varsa ve sizde tedbirsiz iseniz, onun size zarar vermesi çok kolay olur. Dolayısıyla içimizdeki düşmanın bize zarar verdiğini düşünecek olursak, nefsimizin ve şeytanın zararlarından korunmak için tedbir almak gerekmez mi sizce? Çünkü bu konuda Allah (cc) şöyle buyurmaktadır: ‘‘Muhakkak nefis, olanca şiddetiyle daima kötülüğü emreder…’’(Yusuf Suresi/53)

Nefis, insanda bütün kötü arzularının ve isteklerinin hemen tatbikini isteyen, kötülükleri yapmasını emreden, günah olan şeyleri yapması için kolaylık ve hafiflik, sevap olan şeyleri de yapmaması için ağırlık ve zorluk veren; benlik (kendini üstün görme), şöhret, hırs, kin, kibir, gurur, haset duygusu ve arzusu veren bir iç yönelimi ve bir istekler ve arzular manzumesidir.

İşte onun içindir ki; nefis insanın en tehlikeli düşmanıdır. Nefsin düşmanlığı şeytandan daha şiddetlidir ve tehlikesi ondan daha çoktur. Çünkü nefis insanın en şiddetli düşmanı olduğu halde sahibi tarafından sevilmektedir. Nefis içeriden öyle bir hırsızdır ki, evi soyar da kimseye belli etmez. Öyle bir düşmandır ki, ölünceye kadar insandan ayrılmaz. Çok kere şeytana yataklık eder, onunla birleşerek insanı felâketlere, günahlara götürür.( Mehmet Hulusi İşler, Nefis ve Şeytan)

Dolayısıyla Allah (cc) kötü arzulardan ve isteklerden korunmanın önemini şöyle buyurmaktadır: ‘‘Nefsini kötülüklerden arındıran (koruyan) kurtuluşa ermiş, onu kötülüklere gömen de ziyana uğramıştır.’’ (Şems Suresi/9-10)

Bu sebepten dolayı İslam’da nefsin kötü arzularından korunmak için nefisle mücadele vardır. Nefsimizi dizginlemeye gayret etmemiz vurgulanmaktadır. Şunu unutmamak gerekir; nefsimizi terbiye edebiliriz fakat nefsimizi öldüremeyiz, onu ortadan kaldıramayız. Nefsimizi ameliyat masasında cerrahi bir operasyonla aldıramayız. Nefsimizi atamayız. Onu başkasına veremeyiz. Çünkü insan ölünceye kadar, nefsi onu daima kötü arzulara teşvik edecektir. Ve şeytanın düşmanlığı da kabre kadar devam edecektir.

Peki, nefsimizin istediği bütün arzu ve istekleri yapmamak doğru mu?

Yâda nefsimizi her şeyden mahrum bırakmak yerinde bir davranış mı?

Elbette bunları yapmak doğru olmaz!

Çünkü insan, nefsini İslam’ın yasaklamadığı/helal saydığı şeylerden tatmin edebilmeli. Eğer ki nefsin istekleri ve arzuları İslam’a uygunsa, bu istekler elbette yerine getirilebilir. Fakat bu istekler İslam’a aykırı ise asla ama asla yerine getirilmemelidir. Nefsin kötü istekleriyle mücadele edilmedi. Edilmeli ki imtihanımız zor olsun ve bu imtihanı kazanmak mümkün olsun. Çünkü cennet zorluklarla kuşatılmıştır, cehennem ise şehvetlerle…

İnsan bir şeye aşırı sevgi duyarsa ondaki hatayı/kusuru göremez. Yanlışlıklarını söyleyenlere de aldırmaz, söylenenleri de duymaz olur. Aynı şekilde bunu nefsin aşırı sevilmesine benzetecek olursak, kişi kendi hatalarını ve yanlışlıklarını görmez. Nasihat edilse de anlamaz. Hayatını hedonist bir birey olarak sürdürür. Ömrünü nefsinin isteklerine ve arzularına endeksler. Ve hayatında yanlışlıklar ve hatalar hiç eksik olmaz. Ömrünün bereketi kalmaz. Çünkü Allah (cc) böylesine nefsinin esiri olan kulları sevmez.

Bu konuda Allah Resulü (sav): ‘‘Allah (cc) zevkine/keyfine düşkün olan erkek ve kadını sevmez.’’ buyurmaktadır.(Elmalılı H. Yazır, Hak Dini Kur’an Dili)

Bu yüzden nefsimizin her istediğini yaparsak, Allah katında sevilmeyenlerden ve değer görmeyenlerden oluruz. Burada dikkat etmemiz gereken şey, ölçüdür. Nefsimizle mücadele ederken ölçüyü kaçırmamalıyız. Helal olan bir şeyi, helal değilmiş gibi yapmamak nefse zulümdür. Çünkü Allah (cc) bu konuda şöyle buyurmaktadır: ‘‘Allah sizin için kolaylık ister, zorluk istemez.’’(Bakara Suresi/185)

Allah Resulü (sav) ise bu konuda zulüm yapmamız gerektiğini vurgulamaktadır: ‘‘Kolaylaştırın, zorlaştırmayın.’’buyurmaktadır. (Müslim, Ebu Davud, Buhari)

‘‘Ey iman edenler, Allah’ın size helal kıldığı iyi ve temiz şeyleri kendinize haram kılmayın ve haddi aşmayın. Doğrusu Allah haddi aşanları sevmez.’’(Maide Suresi/87)

İbn Abbas (r.a.)’dan rivâyet olunmuştur, o der ki: Hz. Peygamber (s.a.s.)’in ashâbından bir grup, gündüzleri oruç tutacaklarını, geceleri de ibâdetle geçirip yatakta uyumayacakları, et ve yağ yemeyip sadece kendilerine yetecek kadar yemek yiyecekleri, eski elbiseler giyecekleri, erkekliklerini giderip kadınlara yaklaşmayacaklarını, yeryüzünde dolaşacakları ve kendilerini tamamen ibâdete verebilmek için her şeyden el etek çekecekleri hususunda aralarında anlaşıp görüş birliğine vardılar.

Derhal bu haber Rasûlullah (s.a.s.)’e erişmiş, bundan dolayı onlara:

‘‘İyi bilin ki, Allah’tan en çok korkanınız benim.(ben böyle emrolunmadım) Ancak ben hem oruç tutar hem iftar ederim, hem namaz kılar hem uyurum ve kadınlarla da evlenirim. O halde, kim benim sünnetimden yüz çevirirse benden değildir.’’ buyurmuşlardır. Bu yüzden Allah’ın razı olacağı bir kul olayım diyerek, helal olan şeyleri kendimize yasaklamamalıyız. Bu çok yanlış bir davranış olur. Bu konularda aşırıya gidilmemeli ve caiz olan değil, caiz olmayan şeyler terk edilmelidir. Doğru olanı yapıp, doğru olmayanı da yapmamalıyız.

Nefsin kötü isteklerinin, şeytandan daha şiddetli ve tehlikeli olduğunu bilerek ona göre mücadeleye hazırlanmamız lâzımdır. Zira nefisle mücadele etmek, şeytanla mücadele etmekten daha zordur. Çünkü nefis öyle bir iç düşmandır ki, ölünceye kadar insandan ayrılmaz. Şeytan eûzü besmele ile insanlardan biraz olsun ayrılabilir, fakat nefis eûzü besmele ile de ayrılmaz. Sonra insanın şeytanın tuzağına düşmesine çok kere nefis sebep olur; eğer nefsin arzusu ve aşırı isteği olmazsa şeytan bir zarar veremez. İnsanın şeytandan gelen vesveseye kapılmasına, aldatılmasına ve onun dediğini yapmasına nefis olanca kuvvetiyle uğraşır. Çünkü şeytanın yaptırmak istediği şey, nefsin çok hoşlandığı ve şiddetli arzu ettiği şeydir. Eğer insanı, yani nefis kendi sahibini biraz sözüne baktırabilirse, her dediğini yaptırabilirse o zaman şeytanın işi de kolaylaşır.( Mehmet Hulusi İşler, Nefis ve Şeytan)

Son olarak; ‘‘Ama kim de, Rabbinin (huzurunda duracağı) makamından korkup (gereğini yapar) nefsini de kötü arzu ve hevesten men ederse işte muhakkak ki, cennet onun varacağı tek yerdir.’’(Nazi’at Suresi/40-41)

Selam ve dua ile…