Bismillahirrahmanirrahim…

“İman etmiş kullarıma söyle: Alışverişin ve dostluğun olmadığı o gün gelmezden evvel, dosdoğru namazı kılsınlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden gizli ve açık infak etsinler” (İbrahim, 31). Onlar, gaybe inanırlar, namazı dosdoğru kılarlar ve kendilerine rızık olarak verdiklerimizden infak ederler” (Bakara, 3).

İnfak, Allahu Teâlâ’nın kullarına lütfettiği, rızık olarak verdiği servetin, aklın, bilginin, maddi ve manevi zenginliğin, kısacası sahip olduğu tüm kazanımlarından ihtiyacı dışında kalanını veya bir kısmını, Allah’ın rızasını kazanmak uğruna ihtiyaç sahiplerine harcama yapması manasına gelmektedir. Gerçekten, infak etmek, öylesine değerli bir ameldir ki; yaklaşık olarak iki yüz ayette kavramsal olarak geçmektedir. Ayrıca Kur’an’da infakın tekrar tekrar emrediliyor olması, bu salih amelin ne kadar önemli olduğunun da önemli bir kanıtıdır.

İnfak etmek; toplumda dayanışmayı, ekonomik paylaşmayı, toplumsal huzuru ve birlikte yaşamayı mümkün kılan önemli ahlaki ilkelerden biridir. Bireyi, benmerkezci algısından kurtaran, hayatın merkezinde salt kendi varlığının dışında mevcut olan öteki yaşamları da fark etmesini sağlayan bir salih ameldir. Sosyal bir canlı olarak yaşamını sürdüren insan, başkalarıyla barış ve huzur içerisinde yaşamını devam ettirebilmesi için toplumsal yaşamın gerektirdiği sorumlulukları yerine getirmek zorundadır. Toplumsal sorumluluk; ekonomik dağılımın, eşitliğin, özgürlüğün, haklara saygılı olmanın, sağlıklı ve etkili iletişim kurmanın, adil olmanın ve paylaşmanın İslam’ın emrine uygun olarak yerine getirilmesiyle mümkün olur.

İnsanın yeryüzündeki yaşama serüveninin ana teması, imtihan olmaktır. Çünkü Allah Teâlâ, “Yaşamı ve ölümü insanı imtihan etmek için yarattığını” beyan etmektedir. Yani insan, hayatı boyunca imtihan olan, sınanan bir varlıktır. Bu ilahi sınanmanın içerisinden çıkartılabilecek önemli derslerden biri de başka insanlarla imtihan edilmek olacaktır. Yani insan, başka bir insanla mutlaka imtihan edilir. Yüce Allah, rızkı, zenginliği, serveti, dilediği şekilde kullarına dağıtmaktadır. Görünürde insanın çalışarak kazandığı tüm zenginlik, tüm maddiyat, aslında Allah’ın nasip etmesiyle mümkün olur. Hani çokça ifade ettiğimiz bir cümle vardır: “Rızkı Allah verir, insanın çalışması bu zenginliğe ulaşması için ancak birer vesiledir.” Gerçekten de durum böyledir. Aksi takdirde dünyadaki ekonomik gelirin, mal dağılımının sadece insanın çalışması karşılığında olması halinde, sizden daha az zeki, daha az emek harcayan birçok kişinin size göre çok daha fakir olması gerekirdi. Ancak durum, bundan çok daha başkadır. Oysaki dünyadaki tüm zengin insanlar, sizden daha çok çalışarak, daha çok çaba sarf ederek, daha çok alın teri dökerek, sizden daha fazla ve sizden daha çok zengin olmadılar. Emin olun, her şey, Allah’ın dilemesiyle olur. “Allah dilediğine hesapsız rızık verendir” (Al-i İmran, 3). Bu nedenle çok zengin değilseniz eğer bunun için fazla kaygılanmanıza gerek yok. Çünkü bu gerçek, Kur’an’da defalarca tekrar tekrar anlatılmaktadır.

Gerek bahçe sahiplerinin başına gelenler, gerek Karun gibilerinin yaşadıkları acı sonun, açık biçimde anlatıldığına şahit olmaktayız. O halde önemli olan, çok çaba sarf ederek çokça mal sahibi olmak olmadığını, aksine sahip olduğunuz maldan imtihan edileceğimizin bilinmesidir. Burada unutulmaması gereken hakikat; Allahu Teâlâ’nın insanlara infak etmeyi emrettiğini ve sahip olduğumuz tüm kazançlardan imtihan ediliyor olacağımızdır. Yüce Rabbimiz; kazandıklarımızdan bir kısmını, daha doğrusu ihtiyacımız olandan arta kalanı yani ihtiyaç fazlasını, kendi yolunda, kendi rızasını kazanmak uğruna harcanmasını bizlere emreder. Bu hakikat, bu kadar açık ve net olduğu halde, insan tam da bu konuda ciddi bir tereddüt ve bocalama yaşar. Çünkü insanın yaratılışında mala karşı aşırı düşkün olma durumu vardır. Ve bu gerçek, Kur’an’da, (Al-i İmran, 14 ve Mearic, 19’da) anlatılmaktadır. Yani insan, mala karşı aşırı derecede hırslı, çok düşkün ve çok tutkulu olarak yaratılmıştır. İnsanın fıtratında aşırı mal düşkünlüğü olmasına rağmen Allahu Teâlâ, insana infak etmeyi, zekât vermeyi emretmiştir. Elbette insan psikolojisini ve her şeyi en iyi bilen Allah (el-Âlim), insanı bu anlamda imtihana tabi tutmaktadır. Aşırı derecede mal biriktirme arzusu olan insan için infak etmek ne kadar zor olsa da; bu ameli icra ederek mal sevgisinin esaretinden özgürlüğe ve manevi huzursuzluktan iç huzura ulaşır. Özellikle günümüzün modern dünyasında yaşayan Batı toplumlarının ruhen, manen huzursuz olmalarının önemli bir nedeni de toplumsal yardımlaşmanın, paylaşmanın ve iyilik yapmanın yok denecek kadar onların hayatında çok az yer kaplamasıdır. Benmerkezci bir paradigmayla, tamamen bireysel hazcılığın ön planda tutularak sürdürdükleri bu yaşam felsefeleri, onlar da taşımakta zorlandıkları ağır bir yük olarak kalp huzursuzluğunu meydana getirmektedir.

Hz. Peygamber (sav): “… İnfak et ey Bilal! Arşın Rabbinin azaltacağından korkma! Bilakis Allah, yaptığınız infaklarınızı artırır” (Buhari-Müslim) diye buyurmuşlardır. Oysa bu sözün muhatabı olan Hz. Bilal, elindeki bir avuç hurmayı, Hz. Peygamber’e ikram edebilmek için biriktirmişti. Düşünebiliyor musunuz? Günlerce alın teri dökerek çalışan Hz. Bilal, biriktirmiş olduğu bir avuç hurmayı, sırf Rasûlullah’a ikram etmek için toplamış ve Rasûlullah tarafından kendisine bir avuç hurma da olsa infak etmesi gerektiği tavsiye edilmişti. Yine başka bir rivayette Rasûlullah, bir veya başka bir rivayette “yarım hurma bile olsa dahi infak etmeyi” emretmiştir (Müslim). İnfak ibadetinin bir özelliği de; Allah’ın emrettiği ekonomik niteliğe sahip olan ve yılda bir defa yerine getirilmesi gereken bir ibadet olan zekâttan farklı olarak infak, tüm senenin tamamında, herhangi bir vakitte yerine getirilebilinecek salih bir ameldir.

Genellikle birçok insanın zihninde infak ile ilgili yanlış bir tanımlama vardır. Sanki infak, sadece ekonomik ihtiyaç içerisinde bulunan fakir Müslümanlar için yapılır. Sanki infak, sadece maddi bir karşılığı olan para veya parasal nitelik taşıyan mal ile yapılır. Sanki infak, sadece yardım yapılan kişiye bir yarar sağlar. Oysa infak; insanın kalbini temizleyen, insandaki mal tutkusunu kontrol altına alan, insanı İslam’ın inşa etmek istediği kimlikten alıkoyan güçlü zincirlerden kurtarmaya çare olan bir ameldir. İnsanın sahip olduğu ekonomik zenginliğin yanında, sahip olduğu ilim, ulaştığı güzel mevki-makam kısacası kişinin sahip olduğu tüm kazanımlardan başkalarını da yararlandırmasıdır. Bu yönüyle infak, sadaka kavramı içerisinde yer alır. Buna, güzel bir örnek olarak şunu verebiliriz: Bir gün sahabenin biri, Rasûlullah’a derin bir üzüntü içerisinde gelir ve infak edebilecek, sadaka verebilecek hiçbir malının olmadığını söyler. Bunun üzerine Rasûlullah, “Mümin bir kardeşinin yüzüne tebessüm etmen de bir sadakadır” der ve o sahabeye; Allah için sadaka vermenin, Allah için infak etmenin yani Allah için bir şeyler vermenin sadece maddiyatla olmadığını anlatır ve öğretir.

Evet, gerçekten de insanın kendisine ait olarak benimsediği herhangi bir şeyi sırf Allah rızasını kazanmak için vermesi, önemli bir ameldir. Buradan en az üç farklı fayda niteliğinde ders çıkarabiliriz. Birincisi; verebilecek malınız veya paranız yoksa dahi, iyi bir söz ile ya da sadece bir tebessümle dahi infak etmeniz mümkündür. İkincisi; sahip olduğunuz maddi veya manevi servetinizden bir şey infak etmek yani paylaşmak, verdiğiniz kişiye yarar sağlar. Eskilerin bir deyişi vardır: “Bende bir yumurta var, sende de bir yumurta var, sen yumurtanı bana verirsen, ben de yumurtamı sana verirsem, ikimizin de yine bir yumurtası olacaktır. Ancak sende bir bilgi var, bende de bir bilgi var. Sen bilgini bana verirsen, ben de bilgimi seninle paylaşırsam ikimizin de iki bilgisi olacaktır.” Yani maddi şeylerden daha çok manevi şeylerde daha fazla artış olur ve bu da her iki tarafa yarar sağlar. Söz gelimi, paylaştığımız şey, ilim, iyilik, sevgi, saygı, dürüstlük, güzel ahlak gibi maneviyat oldukça asla azalmaz aksine artar. Üçüncüsü de infak eden kişiye yarar sağlar. Çünkü infakta bulunan kişi, alacağı sevaplarla birlikte, ayrıca kalp sekineti, iç huzur gibi kazançlar da elde etmiş olur.

Kısacası infak etmenin; insanı mal hırsından koruyan, iç huzura ulaşmasını sağlayan, maddi ve manevi her türlü sahip olduğu kazançtan, sırf Allahu Teâlâ’nın rızasını kazanmak için yerine getirmesi gereken önemli bir salih amel olduğunu söyleyebiliriz. Yani infak edin, rahatlayın; infak edin, huzura erin; infak edin, özgürleşin…

Rabbim, bizleri; infak eden, infak ettikçe rahatlayan, kalp huzuruna kavuşan ve infak edenler için hazırlanmış cennet bahçelerine ulaşan salih kullarından eylesin, âmin.

 Gökhan DURMAZ