denge2-702x336

Ahiret sözlükte son, son gün ve sonra olan anlamlarına gelir. İslam da ise öbür alem, öbür dünya anlamını ifade eder. Buna göre dünya canlıların yaşadığı önceki alem, ahret ise sonraki alemdir. İslami bir terim olarak ise ahiret; İsrafil’in (a.s.) Allah’ın emriyle sura ilk defa üfürmesiyle başlayacak ve sonsuza kadar sürecek olan hayatı ifade eder.

Haşir ise toplanmak, bir araya gelmek demektir. İslami bir terim olarak ise yüce Allah’ın insanları, kıyamet koptuktan sonra hesaba çekmek üzere bir araya toplamasıdır. İnsanların toplandıkları yere Mahşer veya Arasat denir.

Allah Teala, içinde yaşadığımız bu dünyayı ve üzerindeki varlıkları geçici bir süre ile yaratmıştır.  Bir gün dünya ve ondaki canlı ve cansız tüm varlıklar yok olacaktır. Dağlar, taşlar, yerler, gökler parçalanacak, Allah’tan başka tüm alem son bulacaktır. (Karia 4-5,Rahman 27) İşte bu olayların meydana gelmesiyle başlayıp, sürecek olan o güne, Kuran’ı Kerimde ‘’el-yevmül-ahir (son gün), yevmül-ba’s (diriliş günü), yevmül-kıyame (kıyamet günü), yevmüd-din (ceza ve mükafat günü), yevmül-hisab (hesap günü), yevmüt-telak (kavuşma günü), yevmül-hasre (hasret ve pişmanlık günü) gibi isimler verilmiştir.

Kuran’ın ve hadisi şeriflerin belirttiği din gününe ve kıyamet gününün bildirilen çeşitli durumlarına, ne yazık ki insanların pek çoğu gerektiği şekilde samimi olarak inanmamaktadır. Dilleri ile kıyamet günü haktır derken kalpleri o günden gafil bulunanlar, dilleriyle inanmış ancak davranışlarıyla o günü yalanlamış olanlardır. Şu da unutulmamalıdır ki, kıyameti davranışlarla yalanlamak, yani sanki bugün hiç gelmeyecekmiş gibi her türlü günah ve kötülükler işlemek dil ile yalanlamak gibidir.

İnsanlar teklifsiz, başıboş ve kendi keyfine bırakılmamıştır. Onun yapacağı işler ve yapmaması gerekenler ilahi hükümlerle bildirilmiştir. Dünya’da, iradesiyle Allah’a kulluk etmesi için ona her türlü imkân sağlanmıştır. Her insanın ahiret hayatı, dünyadaki ömrüne göre değil, dünya hayatında yaptığı işlere göre olacaktır.

Kuran-ı Kerim bize Ahiret ile ilgili ayetleri bildirmesi bizim bu hayattayken kendimizi düzeltmemiz ve Rabbimizin rızasına uygun olarak, kulluk görevini yerine getirerek Rabbimizin istediği bir hayat ortaya koymamız içindir. Zaten geçmiş peygamberlerin ve geçmiş ümmetlerin bize bildirilmesinde en önemli gayede bunun içindir.

Rabbimiz Ankebut suresinde şöyle buyuruyor;

‘’Her canlı ölümü tadacak ve sonra hepiniz benim huzuruma toplanacaksınız’’ (Ankebut 57)

İnsanların çokça hatırlaması gereken ölüm, her canlının kendisine erişeceği bir hadisedir. Ölüm kendi yolundan sapmadan ve durmaksızın ilerler. Ne geride bıraktıklarına, ne de ıstırap çekenlerin feryadına bakar. Korkanların korkusu ve sevenlerin sevgisi de bunu önleyemez. O halde ölmeden ölüme hazırlık yapılmalıdır.

İslam’da dünya ahiretin tarlasıdır. Dünya hayatını ıslah etmek ondan her türlü kötülüğü, bozgunculuğu kaldırmak, bütün insanlar için iyilik ve adaleti gerçekleştirmek gibi işlerde sarf edilen emek ve uğraşılanların hepsi ahiret sermayesidir.

Dünya ne seçim ne de geçim dünyasıdır. Müslüman için dünya ibadet yeridir, imtihan dünyasıdır. Sınav esnasında oyuna dalan, gülüp eğlenen kimsenin imtihanda başarılı olma şansı ne kadar olabilir. İşte dünya hayatında da gezip, eğlenen, kulluk görevini yerine getirmeyen Allah’ın dini için çalışmayanda bu şekilde sınavına iyi çalışmamış sınavı kaybetmiş demektir. Şunu da belirtmek gerekir ki orada lazım olacak azığı buradan hazırlayıp göndermeliyiz. Din günü şuuru bize bunları kazandırır.

‘’Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve herkes yarına ne hazırladığına baksın’’(Haşr 18)

Kıyamet gününden sonra insanlar yeniden hayat bularak kabirlerinden kaldırılacak ve mahşer meydanında yüce Allah’ın huzurunda dünyada yaptıklarının hesabını vermek üzere toplanacaktır. (Hicr25,Ali-imran19,Hakka19-37)

İnsanlar ilk yaratıldıkları gibi çıplak olarak diriltilecekler ve daha sonra giyindirileceklerdir. Nebi (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)şöyle buyurdu:

“Muhakkak ki sizler yalınayaklı, çıplak ve sünnetsiz olarak haşr olunacaksınız… Mahlûkat içinde kıyamet günü ilk olarak elbise giydirilecek kişi İbrahim aleyhisselam’dır…”

Buhari 6439, 6440, Müslim 2860/58

‘’O gün (hesap için) huzura alınırsınız; size ait hiçbir sır gizli kalmaz. Kitabı sağından verilenler alın, kitabımı okuyun, doğrusu ben hesabımla karşılaşacağımı zaten biliyordum, der. Artık o meyveleri sarkmış yüce bir cennette hoşnut kalacağı bir hayat içindedir. Onlara denilir ki geçmiş günlerde işlediklerinize karşılık afiyetle yiyin için. Kitabı sol tarafından verilene gelince o; Keşke der, bana kitabım verilmeseydi de, hesabımın ne olduğunu bilmeseydim! Keşke ölümle yok olup gitseydim, malım bana bir yarar sağlamadı, gücüm tükenip gitti. Allah, cehennemin muhafızlarına emreder; yakalayın onu, ellerini boynuna bağlayın, sonra onu alevli ateşe atın (Hakka 13-31)

Kişi din gününün tek sahibi olan Allah’ın huzurunda ilk yaratıldığı gibi yalnızdır. Dünyadaki yaşamı süresince her yaptığı, her düşündüğü Allah tarafından gözler önüne serilir. En ufak bir ayrıntı dahi unutulmaz. Allah azamet ve şanına yaraşır bir ortam yaratır ve yarattığı kullarından hesap sorar. Ancak kimi dilerse rahmetiyle kurtarır. İnkârcıların kahredici bir pişmanlığa sürüklendiği bu günde müminler sevinçli ve coşkuludurlar.

‘’O gün Allah, peygamberi ve onunla birlikte iman edenleri küçük düşürmeyecektir.’’ (Tahrim 8)

Melekler, cinler ve insanlar dirildikten sonra insanoğlunun büyüğü, küçüğü, akıllısı, akıl hastası, zengini, fakiri ilk ferdinden son ferdine varıncaya kadar bütün insanlar o gün bir araya toplanacaktır ve Rahman’ a hesap vereceklerdir.

O gün insanın başkalarıyla, hatta kendi annesi, babası, eşi ve çocuklarıyla bile ilgilenmeye ne hali ne de fırsatı vardır. Din gününün şiddeti ve olağanüstü korkusu herkesi kendi derdine düşürür. Artık insanların arasındaki dünyevi yakınlıkları ve soy bağlarının hiçbir anlamı kalmamıştır. Tek değer kişinin imanıdır.

Mahşerde herkes, dünya hayatında kime inanmış ve tabi olmuş ise onunla birlikte ve onun arkasından gider ve birlikte toplanırlar. Mümin, münafık, fasık ve kâfir önderleriyle bir arada bulunur. Kuran’ı Kerim’de önder ve tabi olanların birlikte toplanması hakkında şöyle buyrulur;

‘’Bir gün bütün insanları önderleriyle beraber çağırırız’’ (İsra 71)

‘’Firavun kıyamet gününde milletine öncülük eder. Onları cehenneme götürür, gittikleri yer ne kötüdür’’(Hud 98)

Hesap ve sorgulama sırasında amel defterlerinden başka, insanın organları ve yeryüzündeki mevcudat da insanın yaptıklarına şahitlik edecektir. (Fusilet 21)

Zerre ölçüsü hayır işleyen mükâfatını ve zerre ölçüsü şer işleyenin cezasını göreceği (Zilzal suresi) ve hiçbir adaletsizliğin söz konusu olmayacağı sorgu ve hesap sırasında insanlara şu beş şey sorulacaktır;

‘’Ömrünü nerede tükettiği, gençliğini nasıl geçirdiği, malını nerede kazandığı, nereye harcadığı, bildiklerini uygulayıp uygulamadığı’’ (Tirmizi) .

Bütün insanlar, aracı olmaksızın Allah tarafından hesaba çekilecekler. Müminler sorulara kolaylıkla cevap verirlerken, kâfirler ise ince ve titiz bir hesap ve sorgulamadan geçirileceklerdir.

O günde bizim adımıza iş görenler olmayacaktır, parayla kapılar açılmayacak, rüşvetler, mallar, çocuklar fayda etmeyecektir.

O gün inkâr edenlerin durumunu Rabbimiz bize şöyle buyuruyor;

’Tek bir çığlık, birden bire gözleri açılıverecektir. Eyvah bize derler, işte bu ceza ve hesap günüdür. Onlara İşte bu yalanladığınız hüküm günüdür’’ denilir (Saffat 19-21)

Dünya hayatında insanlar farklı anlayış, yaşayış ve amellerin sahibi olabilmektedir. Eğer öldükten sonra dirilme olmasaydı, güzel amel işleyenler bunun karşılığını, kötülük yapanlar da bunun cezasını görmemiş olurlardı. Bu ise Yüce Allah’ın adaletine aykırıdır. Bu yüzden Yüce Allah yeniden dirilmeyi ve dünyada işlenen amellerin karşılığını vermeyi takdir etmiştir.

İbrahim (a.s.) dilinden Kuran’ı Kerim bize şu duayı öğretiyor. ‘’Ey Rabbimiz Hesap gününde beni, anamı, babamı ve bütün müminleri bağışla’’ (İbrahim 41)

Peki hesap verme bilincini nasıl diri tutacağız? Ölümü çokça hatırlayıp, yaptıklarımızın her birisinin amel defterine yazıldığı bilincini canlı tutarak.

Hesap verme bilinciyle yaşamak insanın aklını kullandığının emaresidir. Peygamber efendimiz şöyle buyuruyor; ‘’Akıllı kimse, kendisini hesaba çeken ve ölüm için hazırlanan kimsedir. Aciz kimse ise nefsi isteklerine tabi olan ve Allah’tan olmadık şeyler isteyen kimsedir’(Tirmizi).

Rabbimiz bizi aklını başına alanlardan eylesin. Rabbimiz ibret alanlardan eylesin. Rabbimiz imanla yaşayıp imanla bu dünyadan ayrılanlardan eylesin. Rabbimiz hesaba çekilmeden önce kendimizi hesaba çekenlerden eylesin.