Filistin toprakları her mü’min için kutsaldır. Kudüs İslam Dünyasının incisi, Mescid-i Aksa Müslümanların incisidir. Müslümansız Kudüs yetim ve öksüz kalır. Hepimiz Mescid-i Aksa’ya kucak açarak, onun şefkat dolu yürek atmosferine girmeliyiz. Kudüs’ün ruha ruh katan ikliminden uzak kalanlar da yetimdir, öksüzdür.

İslam Dünyasında en-Nekbe/Büyük felaket olarak adlandırılan, Siyonist İsrail işgal devletinin 14 Mayıs 1948’de kurulmasıyla, Filistin topraklarında kan ve gözyaşı oluk oluk akmaya başladı.

1967 yılına gelindiğinde Doğu Kudüs de dâhil olmak üzere kutsal toprakların büyük bir bölümü işgal edildi. Yüzlerce ülkeden toplanarak getirilen Yahudiler Filistin topraklarına yerleştirilirken, o toprakların sahibi olan Müslümanlar baskı ve işkenceyle yüzlerce ülkeye sürülerek, dünyanın dört bir yanına vatansızlar olarak dağıtıldılar. O toprakların sakini olan Müslümanlar meşakkatlerle dolu gurbet yollarına düştüler. Hurma ağaçlarının, portakal ve zeytin ağaçlarının gölgelendirdiği bahçelerde neşeyle oynayan, koşuşan çocuklar bir anda ateş hattına düşerek çığlıklar arasında kaldılar. Huzurlu yuvalarında cıvıl cıvıl sesleriyle etrafa neşe saçan çocukların yüzündeki gülücükler soldu. Artık onlar için acılarla dolu bir hayat başlamıştı. Çile ve ıstırap dolu bir hayatın içine düşmüşlerdi. Filistin’e veda etmek, vatandan ayrılmak en güç olan da buydu. Zaten kısa bir süreliğine gidiyorlardı, evlerinin anahtarlarını da yanlarına almışlardı. Daha sonra bu anahtarlar vatan topraklarına dönme istek ve çabasının da simgesi oldu. Bugün yüzlerce anahtar kapısını açacağı ânı özlüyor.

İşgalin ilk gününden beri Siyonist İsrail, bu kutsal topraklarda Müslüman nüfusu azaltmaya, Yahudi nüfusunu artırmaya çalışıyor. Tehcir ve katliamlarla Filistin’de ki Müslüman halkın sayısını azaltmaya çalışıyor. Sokakları, caddelere, şehirlere, yerleşim yerlerine müdahale ederek Müslümanların yaşam alanlarını Yahudi yerleşimcilere tahsis ediyor. Böylece bir medeniyeti bir kültürü de yok etmeyi amaçlıyor. İslam kimliğini yok edip, yerine Yahudi kimliğini yerleştirmek istiyor. Müslümanların Mescid-i Aksa ile ilgisini koparmak istiyor.

Eski neşeden eser yok şimdi. Zeytin ağaçlarının altında top oynayan, coşkuyla şarkı söyleyen çocuklar, portakal ağaçlarında cıvıldayan kuşlar yok oralarda. Filistin’in çocukları bir kıyamdalar şimdi. Tur-i Sina’nın aydınlığında, Kudüs’te Mescid-i Aksa’nın eşiğinde zulme karşı direniyorlar. Bir hayat devam ediyor, doğal olarak. Oradaki çocuklarda okula gidiyor, toprağa basıyor, gökyüzündeki yıldızları seyre dalıyor, sahilde yürüyor. Kur’an okuyor. Gazete ve dergi okuyor. Arkadaşının yemek davetine icabet ediyor. Evleniyor ve düğünde şarkılar söylüyor. Her şeye rağmen orada bir hayat sürüyor. Yaşayarak yaşatıyor.

Siyonist İsrail Filistin topraklarını işgal etmeden önce Filistin halkı huzur içinde bir yaşam sürdürüyorlardı. Filistin bir uçtan bir uca güzelliklerle bezeliydi. Yemyeşil ovalar, şırıl şırıl akan dereler vardı, o güzel diyarda. Gökyüzüne doğru kanat çırpan kuşlar, pır pır uçuşan kelebekler çocuklara göz kırpardı. Zeytin ağaçlarının arkasından yükselen güneş gülücükler hediye edermiş, akşam eve dönerken babalarını kucaklayan çocuklara. Limon ve portakal ağaçları bembeyaz çiçekleriyle mis kokular yayarmış her yana. Akşam sofrası için bağdan üzüm toplayan dedeler letafetle ninelere uzatırlardı ellerindekini. Aldıkları o nimeti şefkatle sepete yerleştiren nineler, dualarla verene şükrederdi. Etraflarında koşuşan torunlarıyla neşeyle evlerine dönerlerdi.

Her namaz vaktinde yenilenen yüreklerle çocuklar dedelerinin ve babalarının ellerinden tutarak Mescid-i Aksa’nın huzur ortamına doğru adım atıyordu. Rabbine kulluk şuurunda olan mü’minlerle, çocuk sesleri ve kuş cıvıltılarıyla şen ve coşkuluydu, Mescid-i Aksa. Mü’minlerin zikirleri ve fikirleriyle, çocukların dillerinden dökülen Kur’an-ı Kerim Mescid-i Aksa’nın kubbelerinde yankılanıyordu.

Her sabah erkenden okullarına koşan çocuklar hoş sedalarla Kur’an okuyorlardı. Harfler kelimeleri, kelimeler cümleleri oluşturuyordu. Cümleler cümleleri takip ederek anlamlar ortaya çıkıyor, çocukların gönüllerini dolduruyordu. Hak kelamı okuyan çocuklar coşuyorlardı. Eğitimin dinginliğiyle ve huzurla evlerinin yolunu tutuyorlardı. Evlerinin kapılarını heyecanla çaldıklarında nur yüzlü anneleri şefkat yüklü gönüllerle onları karşılıyordu…

Siyonist İsrail’in işgaliyle Filistin huzur günlerini yitirdi. O gün bugündür bir Filistin çığlığı sarıyor her yanı. Kudüs çağrısı yürekleri diriltiyor. Bu ümmetin gençleri, ümmetin fertleri uyanıyor, diriliyor, direniyor. Ümmetin gençleri çağlayan çığlıklarıyla çoğalıyor. Mescid-i Aksa’nın sesine ses veriyor. Ey Şerefli Aksa! Seni kelimelerle anlatmak kolay değil. Senin varlığın bize güç veriyor ve izzet katıyor. Ey Sevgili Şehir! Senin şanını sürdürmek için gönüllerimizi sana açıyoruz. Ey Kudüs! Kandillerinde yanan yağ olacağız. Eğer sende erimezsek kendimizi bulamayız. Ey Aksa! Senin nurunla yanacağız ve seninle yaşayacağız.

Ey Genç İnsan! Kalbine al Kudüs’ü ve gir kalbine Kudüs’ün. Kudüs’ün kalbinden gelen sesi işit, ılgıt ılgıt esen rahmet meltemini hisset. Duy, anla, yaşa ve yaşat. Aksa’ya vefakâr ol. Vefasızlık en büyük ihanettir, unutma. Aksa sevdasıyla yanan yürekler için en büyük suç unutmaktır.

Ey Kudüs! Hatırlıyor musun, Hz. Ömer’i ve Komutan Selahaddin’i? Biz onların çocuklarıyız. Biz Selahaddin’in kızlarıyız, oğullarıyız. Hz. Ömer dedemiz. Gülümse ey sabah güneşi! Filistinli gençler direniyor. Ümmetin özgür gençleri, Aksa’nın bekçileri bu davayı sürdürüyor. Başaklar boy veriyor, kucak kucak. Haydi, gençler ileri!

İntifada devam ediyor. Taş atan çocuk zalim Yahudi’yi titretiyor, kalbine korku salıyor. Allah’ın küçük eri deviriyor zulmün tanklarını. Zalimce zanları kırıyor. Zihinlerdeki yanlış algıları tepetaklak ediyor. Minicik elle gelen mesaj, Mü’min yüreklere güven ve sükûn sunuyor. Mütevekkil bir duruş öğretiyor, canı hiçe sayarak. Sapan taşıyla gelen mesaj, yürekleri yakıyor. Yürekleri dile getiriyor. Zihinleri ve gönülleri açıyor. Acılar olgunlaştırıyor. Taş atan çocuk büyüyor. Ve yüceltiyor davayı.

Kudüs rüyaları gören genç, modernizmin tuzaklarına teslim olmayacak. Kudüs’ün Rabbine sığınarak emperyalist zalimleri dize getirecek. Zafer sabah gibi gelecek. Saçları alev alev nar/ateş, gözleri çakmak çakmak nur olan genç direndi, direniyor. Kudüs direnişi sürecek… Döneceğiz, geleceğiz, Ey Şerefli Kudüs, Ey Şerefli Aksa!

Zeytin ağacı gölgesinde ilmek ilmek gergef işleyen anne Kudüs’ü koruyacak. Çünkü onun yolunu Aksa ruhu aydınlatıyor. İçin için hüznü yudumluyor ama özgürlük şarkıları söylüyor. Umutlu ve mütevekkil bir duruşla Kudüs sevdasını sürdürüyor. Filistin bizimdir, Kudüs bizimdir, Gazze bizimdir, oraları Yahudi’ye asla bırakmayacağız. Çok kısa zamanda, o kirli ayaklar bu kutsal topraklarda arkalarına bakmadan kaçacaklar. Gölge güneşin parlaklığını perdeleyemez. Hakikat çığlığı mutlaka çağlayanlaşarak akıp taşacak. Arz-ı mukaddes bu ümmetin mütevekkil annelerinin ruhlarıyla aydınlanacak, coşacak. Çünkü bu ümmetin anneleri kendilerine emanet edilen vazifenin farkındalar. Kudüs sevdasından asla vazgeçmeyecekler.

Yüklendiğimiz emanet çok kıymetli. Kudüs boynumuzun borcu, her an ve her yerde. Şimdi duymak zamanı, anlamak zamanı, yaşamak ve yaşatmak zamanı. Hakikat için çalışmak zamanı. İnsan olma zamanı. Hazineleri iyiliklerle doldurma zamanı. Dertlere deva, yaralara merhem olma zamanı. Mirac ruhunu kuşanarak zalime karşı haykırma zamanı. Kan ve gözyaşıyla sulanan bu kutsal topraklar Filistinli Müslümanlarındır, İslam ümmetinindir. Biz tüm Müslümanlar Kudüs sevdalılarıyız. Kudüs-ü Şerif bizimdir, Mescid-i Aksa bizim kalacaktır.

“Pak ve bütün noksan sıfatlardan münezzeh olan Allah, kulunu, bir gece kendisine bazı ayetlerimizi göstermek için Mescid-i Haram’dan çevresini mübarek kıldığımız Mescid-i Aksa’ya götürdü. O, gerçekten her şeyi işiten ve her şeyi görendir.”(İsra–1)

 

NOT: Bu yazı Genç Birikim Dergisinin Mayıs-2013 sayısında yayımlanmıştır.