Camii cemaatinin en yaşlısı ve gönüllü müezzini hacı Salman tesbihatı bitirip küçük, yuvarlak ve kıpır kıpır gözlerini imamın yüzünü dikmişti. İmam Efendi karmaşık ve yıkanmaya hasret sakalın, buruşuk katmerli alnın ve tüylerden seçilemez hale gelen yaşlı yanakların arasından kendine sabitlenmiş küçük gözleri fark edince, öğle namazını tamamlamak için aşırı okumaya başladı. İmamın bu köyde göreve başlama süresi henüz aylarla ifade edilebilecek düzeydeydi ve bu meslekte de ilk görev yeriydi. Kapsayıcı ve sarsıcı ses tonu, mukallit ve etkileyici kıraati, heybetli fiziki yapısı ile tasavvurlardaki imam figürüne yakın bir profil barındırıyor ve bu durum daha ilk aylardan köylünün onu benimsemesini sağlıyordu. Dudağının orta ve üst kısmının karşısında boşluk oluşturan seyrek bıyığı, daima tıraşlı ve kırmızı ya çalan yüzü, sanki iri göbeğini kamufle etme amaçlı giydiği tek düğmesi kapalı duran geniş ceketi ve yağlı saçları onu tamamlayan diğer görüntü unsurlarıydı. Sekiz kişiden oluşan öğle namazı cemaati, camii kapısından imamın mütereddit eliyle musafahalaşarak çıkmaya başladılar. Camiden en son çıkan imam sundurmanın hemen solunda devasa görünümüyle, bir masa ile yükseltilmiş şekilde duran yeşil tabutu fark etti. Bu görüntüye kuşluk vaktinde de lojman penceresinden esnerken vakıf olduğunu hatırlayıp Hacı Salman’a seslendi. Hacı Salman aralarındaki 50 küsur yaş farkına rağmen hocanın yanına talimat bekleyen bir çocuk edasıyla yaklaştı.

-Eski tabutumuz su deposunda saklı olurdu. Bunu böyle kapı girişine koymak neden icap etti? Büyüklere ahreti anımsatması bakımından belki faydalı olabilir ama çocukları ürkütüp camiden kaçıracaktır. Sen de duydun, yanımdaydın; müftü son geldiğinde camide çocukların azlığından yakınıyordu.                   Hacı Salman küçük çiçek gözlerini önce tabutun üstündeki koca puntolu ”Gaffaroğlu hayratıdır” yazısına, sonra imama çevirdi ve ‘bir şey söylememe gerek yok herhal’ diye düşündü ama yine de konuşma ihtiyacı hissetti:

– Hocam bilirsin Ahmet ağa yaptırdığı tabutta isminin görmesini ister, yoksa neden bunca para döksün şu tahta kutusuna, üstüne yazdırdığı şu yazı, tabuttan daha çok yekun tutmuş diyorlar köyde. Gerçi sen ne bilirsin, yeni geldin köye sayılır.

İmam, durumu köylünün işgüzarlığı, Ahmet ağaya yaranma girişimi olabileceğini düşündü.

-Ahmet ağa’ya sordunuz mu? Belki yaptırdığı hayrın, iyiliğin gizli kalmasını ister. Hem cenaze olduğunda zaten herkes görecek tabutu. Burada sergilemek, ne bileyim… gereksiz sanki.

– Köyde ailelerin çoğu cenazesine eski tabuta koyar zaten, bunu kullanmak istemezler. Hem insan yaptırdığı hayrın bilinmesini ister yoksa neden yapsın. Gaffaroğlu haksız da sayılmaz bence.

İmam hem şaşırmış hem de kızmıştı.

-Olsun, camii benim sorumluluğumda, müftüye de hesap verecek olan benim. Gaffaroğlu köyün epey uzağında oturuyor camiye falan da gelmezler. Bayram namazında dahi görmemiştim onları. Bunu buradan çabucak kaldırın eski tabutun yanına, su deposuna götürün.
Tabutun olmadığı iki gün boyunca vakit namazlarında zaten yaşlılardan oluşan cemaat sayısı üçe düşmüştü. İmam bunun şahsına yapılan bir tavır olduğunu anlamıştı. Ama bu konuda, köylüyle tek kontak noktası olan Hacı Salman’la konuşma gereği duymadı. Ertesi gün cuma günü hutbeye çıktı ve Müftülüğün gönderdiği hutbeyi kâğıda bakarak okuduktan sonra ”değerli cemaat bir kaç şey daha eklemek istiyorum” diyerek iyiliği ve hayrı gizli yapmanın faziletinden ve hayır sahiplerinin yalnızca Allah rızasını göz etmeleri gerektiğinden bahsetti. Cuma çıkışı cemaatin bir kısmının camiyi homurdanarak terk ettiğini fark etmemek imkânsız gibiydi. İmam evine çekilince yaptığından pişman olduğunu hissetti, köylüye yol gösterici sıfatıyla taze bir vaka üzerinden ders vermek istemişti ama onları daha çok provoke ettiğini düşündü. Galiba insanların eskisi kadar imamların yol göstericiliğine ihtiyaçları kalmamıştı.

Gece televizyonda tartışma programlarından birine bakarken dışarıdan gelen seslerle irkildi, televizyonun sesini kısıp pencereden kafasını uzattığında camii avlusunda karartılar gördü. Kim var orada diye seslendi ise de herhangi bir cevap alamadı. Aşağı inip kontrol etmeye de cesaret edemedi, zaten avluda çalınacak bir şey yok diye düşünüp televizyonu kapattı ve uyumaya karar verdi.
Sabah namazını kıldırmaya camiye doğru giderken, girişte sağ tarafta tabutun eski yükseltisinin üzerinde tüm ihtişamıyla durduğunu fark etti. Sabah namazını kıldırdı, tesbihat yapıldı ve musafahalaşmaya geçilmeden önce cemaate hitaben tabutun kaldırılmasını istediğini söyledi. Ne var ki kimse istenilen işe davranmadan cemaat dağılmıştı. Hacı Salman ise tüm sadakati ile imamın sağında dikilmiş, ne söyleyeceğini bekliyordu. İmam hiçbir şey demeden tabutun geniş kısmındaki ucundan iki eliyle kavradı ve Hacıya baktı, Hacı Salman da karşısına geçip tabutu kaldırmaya yardım etti. İşleri bittiğinde Hacı Salman babacan bir ses tonuyla konuşmaya başladı.

-“Hocam yaptığın şeyin iyi niyetli olduğunu biliyorum ama, Gaffaroğlu buranın yerlisidir çoğu köylü onu sevmese de kimse onun tarafından sevilmek istemez. ”Arkasında devlet var diye güvenir, buralarda devlette benim hükümet de benim” diye konuşurmuş sağda solda. ”Ben imama el kaldıracak kadar densiz değilim ama gençler heyecanlıdır sözümü dinlemezler” diye üstü kapalı tehdit edermiş. Beni dinlersen bunlarla rekabete girme, müftüye de çok güvenme. Sen yedi aydır buradasın bense yetmiş küsur yıldır burada yaşıyorum, dediklerimi kulak arkası etme. Deyip kafasını selam mahiyetinde eğerek oradan uzaklaştı.    İmam çok içerlemişti, köyde dolaşan laflar ve tehditler onun kulağına da çalınmıştı ama Hacı Salmanın sözlerini yumuşatılmış birer tehdit mesajı olarak değerlendirdi. Bu tatsız meseleyi artık kökünden halletmek niyetindeydi. Öğleye kadar bekleyip Müftülüğe gitti. Müftünün odasına selamlayıp girdi, saygıyla Müftünün oturma teklifini beklerken başka sözler işitti.

– Hoş geldin hocam ben de seni Müftülüğe çağırtmayı düşünüyordum, senin uğraman isabet oldu. Hemen konuya gireyim, Gaffaroğlu ailesi görev yaptığın bölgenin en önemli ailesidir ve dini hizmetlere daima maddi manevi katkıları vardır. Son zamanlardaki bazı davranışlarından ve çıkışlarından rahatsızlık duyduklarını bana ilettiler. Genç olduğun ve birazda idealist olduğunun farkındayım ama bizim meslekte halkla ilişkiler çok önemlidir. Köylüyü veya onları yönlendirenleri karşına alırsan kimse ne söylediğini dinlemez. Şimdi camiye geri dön ve o tabutu görünebilecek en iyi yere koy, yazısının da güzelce okunduğundan emin ol. Başka bir diyeceğin yoksa benim çıkmam gerekiyor.

İmamın boğazı kurumuştu ne diyeceğini bilemiyordu, yavaşça doğruldu kapıya doğru yürüdü. Kapı açılınca döndü müftüye baktı, bir şey söyleyecekti fakat vazgeçti. Kapıyı kapatıp köyüne doğru yola çıktı.

 

NOT: bu öykü gerçek yaşanmış bir olaydan yazılmıştır.