• Taskın Önel

    Haçlılar Karşısında Ümmet

    - 25 Haziran 2021

“Elif Lâm Mîm. Bu, kendisinde şüphe olmayan kitaptır. Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için yol göstericidir.” (Bakara, 1-2)

Allah’ın bir hidayet kaynağı olarak ifade ettiği Kur’an’ın insanlığa indirilmesiyle daha önce hiç görülmemiş bir birlik, kuvvet, ümmet meydana gelmişti. Birbirleriyle bir türlü anlaşamayan, bir araya gelemeyen, durmadan birbirleriyle savaşan toplulukları birleştiren, onlardan bir ümmet meydana getiren elbette ki Kur’an ve onu insanlığa anlatan Allah Resulü (s.a.v.) idi. Kavgalarını unutan, kin yerine uhuvvet duygularıyla dolup taşan bir nesil çıkmıştı meydana. Hep birlikte nice büyük işler başaran, türlü türlü zorluklara beraberce göğüs geren, insanlık için eşsiz bir örnek olan bir ümmetti meydana gelen. Cahiliyenin onları birbirine düşüren akıl dışı uygulamalarından, öğretilerinden uzaklaşan bu ümmet, çok kısa bir sürede dünyanın cahili güçlerine meydan okuyabilecek bir güç hâline gelmişti. İran kisrasına boyun eğdiren, Bizans kayserlerine diz çöktüren bu eşsiz ümmetti. Allah’ın ipine toptan ve sımsıkı bağlandıkları sürece hiçbir gücün, karşısında duramadığı bu güç, ne zamanki Allah’ın ipine daha zayıf bir biçimde tutunmaya başladı, işte o zaman birliğini, diriliğini ve eski gücünü kaybetti. Bir ümmet iken karşısında duramayan güçler, devletler onlara karşı sesini yükseltir hâle geldi hatta daha da ileri giderek onlara saldırmaya, onları yok etmek için birlik olmaya başladılar.

İslam ümmetinin birliğini kaybetmeye başladığı ilk zamanlarda Hristiyan dünyası, Müslümanları yok etmek, onları tarih sahnesinden silmek, hiç olmazsa bir daha başını kaldıramayacak bir duruma getirebilmek için bir araya gelmeye, Haçlı ordusu oluşturmaya başladı. İslam coğrafyasını yok etmek amacıyla oluşturulan Haçlı ordusu, değişik zamanlarda sayısız saldırılarda bulunmuştu. Bu saldırıları; kimi zaman Osmanlı devleti, kimi zaman Selçuklu devleti karşılamış, bazılarını başarılı bir biçimde püskürtmüşler ama bazılarının ilerlemesine engel olamamışlardır.

Normal zamanlarda birbirlerini yok etmek için uğraşan, birbirleriyle durmadan savaşan paramparça Hristiyan dünyası, söz konusu İslam coğrafyasına saldırmak, o coğrafyayı yaşanmaz bir dünya hâlinde getirmek olunca, her nasılsa, bir araya gelmeyi başarmışlar ve büyük bir ordu, kuvvetli bir güç oluşturmayı başarmışlar. Bu gücün oluşmasında dini etkenlerle beraber ekonomik unsurlar da etkili olmuş, Haçlı ordusuna katılanların kimileri kendi dinleri için savaşa katılırken kimileriyse İslam beldelerinin zenginliklerine sahip olabilmek için bu orduda yer almışlardır. İslam’a karşı açılan bu topyekûn savaş, ağır yenilgiler ve büyük bir yıkım getirmiş, Müslümanları darmadağın etmişti. Birliğini, beraberliğini kaybetmiş bir dünyanın, düşman kardeşler tarafından oluşturulmuş Haçlı güruhu karşısında yenilgiye uğraması; canlarını, mallarını kaybetmesi kaçınılmaz bir sondu. Bu yenilgiler öyle veya böyle yaşanacaktı, çünkü dinin birleştirici kuvveti, dinin kendisiyle birlikte unutulmaya yüz tutmuş, âdeta hayatın içinden çıkarılmıştır. Hâl böyle olunca, Kur’an’ın nefisleri dizginleyen, onları doğru yola ileten gücünden ümmetin nasiplenmesi zorlaşmıştı.

Müslüman dünyasının tekrar Allah’ın ipine şeksiz şüphesiz sarılmaya başlamasıyla, Haçlı seferlerinin o yıkıcı etkisi azaltılmaya hatta yok edilmeye başlanmıştı. Yeniden, eski güçlü ve diri duruma dönülmüştü. Rüzgâr tersine esmeye başlamış bu sefer de Müslümanlar Haçlı coğrafyasında fetihler gerçekleştirmeye başlamışlardı. Ümmet bilinci yeniden yerleşmeye ve birbirleriyle savaşmak yerine asıl düşmanla uğraşmaya başlamışlardı.

Ancak günümüze gelindiğinde, yeniden eski duruma dönülmüştü. Müslümanlar, Haçlı zihniyetin etkisiyle tekrar birbirleriyle uğraşmaya, savaşmaya, birbirlerini yok etmeye başlamışlardı. Eski hastalık nüksetmişti. Kur’an ve O’nun emirleri hayatlardan çıkarılmış, O’nun rehberliği reddedilmişti. Allah’ın bizlere gösterdiği sırat-ı müstakim unutulmuş, dünyanın deniliğine kapılmıştı herkes. İslam’ın muzaffer olması için çaba sarf eden Müslümanların yerini, kendi menfaatlerini önceleyen “Müslümancıklar” almaya başlamıştı.

Haçlı dünyasının taarruzu, hem fiili olarak işgallerle devam ediyor hem de zihinlere yönelik işgalleri hız kazanıyordu. Fiili işgallerle Afganistan, Irak, Suriye âdeta yok edilmenin eşiğine getirildi. Bu fiili işgallerin yanı sıra her ülkede değişik Haçlı üslerinin kurulması suretiyle fiili işgalin değişik bir şekli yaşanıyor. Emperyalist Hristiyan dünya, bunlarla da yetinmiyor. Her biri kendi emellerine hizmet eden ve kendileri tarafından yetiştirilen kukla isimleri, yönetimlere getirerek fiili işgallerini sağlamlaştırmaya çalışıyorlar. Bunlardan herhangi biri, kafasını biraz kaldırmaya çalışsa bir el kafalarına vuruyor ve onları, bu yaptıklarına âdeta pişman ediyorlar.

Haçlı zihniyetinin işgalleri bunlarla da sınırlı değil. Müslümanların zihin dünyalarını da geliştirdikleri medya silahıyla işgal ediyorlar. Çektikleri filmler ile kendilerinin ne kadar güçlü olduklarını, başa çıkılamaz bir kuvvet hâline geldiklerini zihinlere empoze etmeye çalışıyorlar ve bunda da başarılı oluyorlar. Psikolojik olarak bir eziklik yaşattıkları Müslüman dünyanın silik karakterlerine, boşuna mücadele etmemeleri gerektiğini âdeta ezberletiyorlar. Bu ruh hâline sahip Müslümanlar da, tam da istedikleri bir kıvama gelmiş ve teslim olmuşlardır. Batı’nın, Haçlı dünyasının, yenilmez olduğunu peşinen kabulleniyor ve bu durumdan kurtulmak için hiçbir faaliyette bulunulmuyor. Böyle bir harekete kalkıştıkları vakit Suriye’deki, Irak’taki, Afganistan’daki Müslümanlar gibi yok edileceklerini kabullenmişler.

Mücadele etmek yerine Batı’nın kendilerine dayattıkları hayatları, tıpkı onlar gibi yaşamaya çalışıyorlar, tabii o da Haçlıların müsaade ettikleri ölçüde mümkün. Hamburger kültürüyle beslenip üzerine asitli kolalarını içmeyi tercih ediyorlar. Ayaklarında onların geliştirdiği markalar, üzerlerinde ise her biri bir servete mal olan Batı modasına uygun elbiseler… Konuşmalar, yaşam tarzı, olayları muhakeme ediş şekli, hep Batı’ya özenilerek geliştirilmiş durumda. İşin garip tarafı ise bu durumdan şikâyetçi olanların pek az olması. Toplumun hemen her kesimi, bu yeni işgal şeklini benimsemiş, kabullenmiş durumda. Bundan kurtulmanın yollarını aramak yerine, bu yeni yaşam tarzını uygulama noktasında birbirleriyle yarışır hâldeler. Hâlbuki Allah (cc), “Sabredip ayetlerimize kesin olarak inandıkları zaman içlerinden emrimizle doğru yola ileten önderler çıkardık.” (Secde, 23) buyuruyor. Yani sizler, Allah yolunda sabredip O’nun emirlerine hakkıyla uyarsanız Haçlıların emperyalist taarruzlarından, işgallerinden korkmanızı gerektiren hiçbir durum söz konusu değildir. Şayet Allah’a sığınırsak onların zihinlerimizde inşa etmeye çalıştıkları bu eziklikten kurtulabiliriz ve yeniden bir ümmet olma şuuruna erişebiliriz.

Taşkın ÖNEL