• Genç Birikim

    Geçen Ayın (Nisan 2013) İslam Dünyası Gündemi

    - 15 Mayıs 2013

GEÇEN AYIN İSLAM DÜNYASI GÜNDEMİ (NİSAN)

Derleyen: Ahmed TAYYAR

AFGANİSTAN

Taliban: Türklerse serbest bırakabiliriz

AA muhabirine açıklama yapan Taliban yetkilisi Mücahit, rehinelerin güvenli bir bölgede bulunduğunu, durumlarının iyi olduğunu, endişe edilmemesi gerektiğini dile getirdi. Mücahit, “Türkiye devleti ve milletini Müslüman olduğu için sevdiklerini” belirterek, rehineler arasında Türk vatandaşı olup olmadığı konusunda Türk yetkililerinin kendileriyle temasa geçmesini istediklerini ifade etti. Ellerindeki rehinelerin Amerikalı olabileceğini düşünerek dün bir açıklama yaptıklarını ancak gruptakilerin tamamının, Amerikalı olmadıklarını söylediğini aktaran Mücahit, kimlik araştırmasına devam ettiklerini söyledi. Mücahit, “Yabancıların arasında Türklerin de bulunduğuna emin olursak serbest bırakabiliriz” ifadesini kullandı. Horasan Logistics şirketine ait MI-8 tipi bir helikopter, Logar’ın Azre ilçesine bağlı Deremengel bölgesinde, kötü hava şartlarından dolayı acil iniş yapmış, helikopterde bulunan MT İnşaat şirketinde çalışan 8 Türk mühendisi ile üç kişi Taliban tarafından alıkonulmuştu.

Karzai: ABD’den para alıyoruz

The New York Times’a demeç veren Karzai, “CIA’nin, Afganistan Ulusal Güvenlik Konseyi’ne bavul, sırt çantası ve plastik alışveriş çantalarında milyonlarca dolar aylık ödeme yaptığına” ilişkin iddiaları yanıtladı. Karzai, resmi bir ziyaret için geldiği Helsinki’de düzenlediği basın toplantısında, aylık yapılan ödemelerin tutarını açıklamadı ancak bunların büyük miktarlar olmadığını söylemekle yetindi. Karzai, yardımın oldukça yararlı olduğunu ve bunun için şükrettiklerini belirtti.

ARAKAN

HRW: Katliamlarda hükümet suç ortağı

İnsan Hakları İzleme Örgütü de (HRW), Rakhine Eyaleti’ndeki Müslümanlara karşı ‘soykırım ve insanlığa karşı suçlarda hükümetin işbirliği yaptığını gösteren açık kanıtlar içerdiğini’ söylediği bir rapor yayımladı. Örgüt dokuz kasabada Budistler Müslümanlara saldırırken ya güvenlik güçlerinin ya bizzat saldırılara katıldığını, ya da hiçbir şey yapmadan olanları izlediğini söylüyor. Kuruluş ayrıca, Arakan eyaletinde güvenlik güçlerinin kanıtları yok etmek için kullandığı dokuz toplu mezar bulunduğunu söylüyor. Ancak örgütün raporu, Eyalet Yönetimi Sözcüsü Win Myaing tarafından reddedildi. Myaing, HRW’nin olanları anlamadığını ve hükümetin olaylara dair önceden bir bilgisi olmadığını ve şiddet olaylarını durdurmak için güvenlik güçlerinin görevlendirildiğini savundu.

TBMM, Myanmar soykırımı için devrede

İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (HRW) Myanmar’ın Arakan bölgesinde Müslümanlara karşı etnik temizlik uygulandığı tespitinin ardından TBMM de devreye girdi. Konuyu gündemine alan Meclis İnsan Hakları Komisyonu, Müslümanlara karşı uygulanan soykırım için özel gündemli bir toplantı yapacak. Komisyon Başkanı Ayhan Sefer Üstün, “Myanmar’da bir vahşet yaşanıyor. Din adamı kisvesi taşıyan Budist rahiplerin tahrik ve teşvikleriyle bu soykırımın yapılması, oradaki dramı ve acıyı insan hakları ihlalleri açısından ikiye katlıyor. Hümanist bir felsefeye sahip olduğunu ileri süren Budist din adamlarının bu olayları teşvik etmesi inanılır gibi değil. Hükümetin, her şey bittikten sonra bölgeye güvenlik güçlerini göndermesi büyük bir skandaldır. Ülkede bölgesel bir etnik temizlik yapılıyor.” dedi. Komisyonun gelecek hafta yapacağı toplantıda, konuyla ilgili bir alt komisyon kurulması veya olayları kınayan bir bildiri yayımlanması kararının alınabileceği belirtiliyor.

Myanmar’da aylardır devam eden Müslümanlara yönelik katliamlar uluslararası İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün (HRW) de gündemine gelmişti. HRW, yayımladığı 153 sayfalık raporunda, Arakan eyaletindeki hükümet yetkilileri ile yerel görevlilerinin 2012 yılının Haziran ayından bu yana Müslümanların yaşadığı mahallelere düzenlenen saldırıları teşvik ettiğini kaydetti. Raporda, Müslümanlara karşı etnik temizlik yapıldığı vurgulanırken binlerce Müslüman’ın öldürüldüğüne, 125 bininin ise evlerini terk etmek zorunda kaldığına işaret etti.

BAHREYN

Bahreyn Hizbullah’ı terör örgütü ilan etti

Körfez’de sular ısınmaya başladı. Başını Suudi Arabistan ile İran’ın çektiği blok arasındaki soğuk savaşta ‘ilk kurşunu’ Bahreyn sıktı. Manama’da konuşan Başbakan El Asumi, ‘Ülkemize yönelik tehditleri nedeniyle Lübnan Hizbullah’ını terörist örgüt ilan ettik’ dedi. Nüfusunun yüzde 80’i Şii olan ve iki yıl önceki rejim karşıtı gösterileri Suudi Arabistan’dan gönderilen tanklarla bastıran Bahreyn, başkent Manama’da yoğunlaşan eylemlerin kışkırtıcısı olarak gördüğü Lübnan Hizbullah’ını terör örgütü listesine aldı. ABD’nin 5. filosuna ev sahipliği yapan Bahreyn bu kararla, Hizbullah’ı terörist ilan eden ilk Arap ülkesi oldu. Bahreyn Başbakanı Adil el Asumi, kararın nedeninin Hizbullah tarafından ülkesine düzenlenecek terör eylemlerine dair bulunan kanıtlar olduğunu söyledi. ‘Hizbullah’ın tehditleri karşısında ülkemizin güvenliği ve istikrarı için bu karar alındı’ diye Asumi, bulunan kanıtların, Bahreyn’de Hizbullah tarafından terör eylemleri gerçekleştirmek için eğitilen ve daha sonra muhalif saflara geçen Suriyeli askerlerden elde edildiğini bildirdi. El Arabiya’ya konuşan rejim yanlısı siyasetçilerden Abdulhalim Murad da, ‘Türkiye’deki mülteci kamplarında taraf değiştirmiş Suriyeli askerlerle konuştuk. Bize, Suriye rejiminin İran ve Hizbullah’ın koordinasyonunda Bahreyn halkına karşı komplo hazırlığında olduğunu anlattılar’ dedi. Bahreyn’in kararı ile ilgili olarak Hizbullah lideri Hasan Nasrallah veya Tahran’dan şimdiye kadar herhangi bir karşı açıklama gelmedi.

FAS

Faslı mahkûmlar Hıristiyanlaştırılıyor

Arap ülkelerinde misyonerlik faaliyetleri giderek artıyor. Son olarak misyoner komiteler Fas’ta hapishanelere kadar girmeyi başardı. Dr. Hani Sıbai’nin müdürü olduğu El Makrizi Tarih Araştırmaları Merkezi’ne ulaşan bir video Fas hapishanelerindeki mahkûmları hedef alan misyonerlik faaliyetlerinin boyutlarını gösterir nitelikte. 3 dakikalık videoda Fas’ın Sela-II hapishanesinde tutuklu Yasin Bouhnti isimli mahkûm, sıradan mahkûmların nasıl Hıristiyanlaştırılmaya çalışıldığını ve Kur’an-ı Kerim’e saygısızlık yapıldığını anlatıyor. Bouhnti, elinde gösterdiği kâğıdın misyoner bir komite tarafından sıradan mahkûmlara dağıtıldığını, hapishane idaresinin bu komiteye hapishaneye girme izni verdiğini, kendi inançlarının çok güçlü olduğu bilindiği için ise Hıristiyan misyonerlerin kendilerine gelmediklerini belirtiyor. Mahkûmların bu kâğıdı göstererek ‘bizi Hıristiyanlaştırmak için Hıristiyanlar geldi’ dediklerine işaret ediyor. Daha sonra eline bir Mushaf alarak içini açıp gösteriyor. Parçalanmış bu Mushaf’ın da tuvalete atıldığını ve çöplerin arasında bulunduğunu söylüyor.

FİLİSTİN

Gazze’de ‘Tövbe Kapısı’ kapanıyor

Gazze’deki Filistin Hükümeti İsrail istihbaratı için Gazze’de casusluk yapanlara yönelik açtığı “Tövbe Kapısı”nı bugün kapatıyor. Gazze İçişleri Bakanlığı Sözcüsü İslam Şehvan, casusların önünde 24 saatten az bir zaman kaldığını, sürenin bitiminde emniyet güçlerinin tutuklamalara başlayacağını söyledi. Bakanlığın elinde İsrail adına casusluk yapanların listesi bulunduğuna dikkati çeken Şehvan, bu kişilerin teslim olmaması durumunda tutuklanıp yargılanacaklarını ifade etti. Şehvan “Tövbe Kapısı” kampanyası süresince teslim olmayanları, idama varan ağır cezaların beklediğini vurguladı. “Tövbe Kapısı” kampanyası çerçevesinde, casusluk yapan Filistinli gençlerin teslim olması ve İsrail’in tuzağına düşmemeleri için bilinçlendirilmelerinin hedeflendiğini belirten Şehvan, bu hedefin büyük oranda gerçekleştiğini kaydetti. Gazze’deki Filistin hükümeti, 12 Mart’ta İsrail için casusluk yapanlara “Tövbe Kapısı” açmış ve bu sürenin 11 Nisan’da dolacağını açıklamıştı.

‘İsrail, Türkiye’ye verdiği sözü tutmuyor’

Gazze’deki Filistin Hükümeti Başbakan Yardımcısı Ziyad ez-Zaza, düzenlediği basın toplantısında, Türkiye’nin Gazze konusundaki tutumuna güven duyduklarını dile getirerek, “Türkiye, İsrail ile ilişkilerini düzeltmek için Gazze’deki ambargonun kaldırılması şartından asla vazgeçmez. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın bu yöndeki açıklamaları gayet net. Gazze’ye düzenlemeyi planladığı ziyaret de niyetinden vazgeçmeyeceğini gösteriyor” diye konuştu. Gazze’nin, İsrail tarafından uygulanan ambargo ve ticari geçitlerin sürekli kapatılması sebebiyle uğradığı aylık zararın 250 milyon dolar olduğunu belirten Zaza, “Gazzelilerin temel ihtiyaçları, Filistin-Mısır sınırındaki tüneller vasıtasıyla sağlanıyor” ifadelerini kullandı. “İsrail, Gazze’nin tek ticari geçit noktası Kerem Şalom (Kerm Ebu Salim) sınır kapısını mart ayında 20 gün kapattı. Bunun 16 günü aralıksız devam etti. Bu kapıdan giren ürünler, Gazzelilerin ihtiyaçlarının yüzde 35’ini karşılıyordu” diyen Zaza, “İsrail, ABD ile işbirliği yaparak, Filistin halkını dünyadan soyutlamaya çalışıyor. Uluslararası ve yerel kanallardan Gazze’ye mal girişini yasaklayan İsrail, ithalat ve ihracatı engelleyerek bizim hareket alanımızı kısıtlıyor. İsrail, Türkiye’ye verdiği ambargoyu kaldırma sözünü tutmuyor” değerlendirmesinde bulundu.

Erdoğan Gazze’ye Gidecek!

Londra’da yayımlanan Arap Asharq Alawsat gazetesi, Erdoğan’ın Gazze ziyaretini ertelemesinin pek olası görünmediğini belirtirken Erdoğan’ın Gazze’den önce Ramallah’daki Filistin Yönetimini ziyaret edebileceğini de öne sürdü. Arap Asharq Alawsat gazetesi, Türk yetkililere dayandırarak Erdoğan’ın, ABD Dışişleri Bakanı Kerry gibi Gazze ziyaretine karşı çıkan Filistin Yönetimi Başkanı Mahmut Abbas’ın kaygılarına duyarlı olduğunu ancak Gazze ziyaretinin Mavi Marmara baskınının yıldönümü olan 31 Mayıs’a yakın bir tarihte gerçekleşmesinin önemli olduğuna inandığını yazdı. Jerusalem Post tarafından yansıtılan haberde ise Erdoğan’ın Gazze’den önce Ramallah’ı ziyaret edeceğini ve ziyareti sırasında El Fetih ile Hamas arasındaki barış sürecini ilerletmeye yönelik çalışmalar sürdüreceğini savundu.

İsrailli vekilden Türkiye’ye saldırı

İsrail Parlamentosu’nun (Knesset) aşırı dinci Evimiz Yahudi Partisi üyesi Ayelet Shaked, 1915 olaylarına dünyanın sessiz kalmasından cesaret alan Hitler’in Yahudileri katlettiğini öne sürdü. Filistin haber ajansı Maan’ın haberine göre Knesset’in önceki gün gerçekleştirdiği “Ermeni Soykırımı” özel oturumunda konuşan Shaked, “Alman halkından istenenin onda biri Türk halkından istendi mi?” sorusunu yöneltti. Yahudi halkının bu unutkanlık ve sessizliğe daha fazla seyirci kalamayacağını iddia eden Shaked, Ermeni soykırımı iddialarının kabul edilmesinin Türk-İsrail ilişkilerinde yeni bir gerginliğe sebebiyet vermeyeceğini de iddia etti. Oturum öncesi bir konuşma yapan Likud milletvekili Reuven Rivlin de diplomatik kaygılarla başka bir ulusun maruz kaldığı afetin göz ardı edilemeyeceğini söyledi. Rivlin, Türkiye ile mevcut ilişkilere bağlı kalmadan her yıl “Ermeni Soykırımı”nı anma törenleri düzenleyeceklerini de vurguladı. Soykırım iddiaları Knesset’in önde gelen sol partilerinden Meretz’in milletvekillerinden Zehava Gal-on’un girişimleriyle parlamentonun gündemine geldi. Dünkü görüşmelerden sonra konunun yasalaşması için parlamento bünyesinde çalışacak bir komite oluşturulmasına karar verildi. Mavi Marmara olayından sonra Türkiye’nin uluslararası arenada İsrail’e yönelik gerçekleştirdiği baskılar üzerine İsrail’de bazı kesimler Ermeni iddialarının parlamentoda kabul edilmesi restiyle karşılık verilmesi çağrısında bulunmuştu. Uzmanlar, İsrail’in Ermeni soykırımı iddialarını yasalaştırması durumunda Türkiye’nin tepkisinin çok daha sert olacağını, Tel Aviv yönetiminin bu tür bir hamleyi göze alamayacağını ifade ediyor.

IRAK

Salih: Kürt baharı kapıda

Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı’nın Süleymaniye’de düzenlediği Medialog Platformu’nda Türk ve Kürt kadın gazetecilerle akşam yemeğinde bir araya gelen Kürdistan Yurtseverler Birliği Başkan Yardımcısı Barham Salih, “Kürt Baharı kapıda. Artık zamanımız geldi. Ama Türkiye devletinin endişelenmesine gerek yok. Kürt dili, kimliği ve hakları Türkiye için bir tehdit değildir, aksine servettir” dedi. Kürt halkının PKK’nın geri çekilmesi için elinden geleni yapacağını söyleyen Salih, yine de bunun Türkiye ile PKK arasındaki bir mesele olduğunu ve Kuzey Irak’ta istikrarın sağlanmasının da bir o kadar önemli olduğunu kaydetti. Türk liderlerin 10 yıl önce Kürdistan Özerk Bölgesi’ni ulusal güvenliğe büyük bir tehdit olarak gördüklerini, ama şimdi Kürtlerin, Türklerin en yakın müttefiki olduğunu savunan Salih, “Bir Kürt olarak, ben İstanbul’a, Ankara’ya gittiğimde veya yurttaşlarım Antalya’ya, İzmir’e gittiklerinde, harika bir kültür, ekonomi ve basın özgürlüğü ile karşılaşıyorlar. Biz de ‘Neden burada da aynısı olmasın ki?’ diye soruyoruz. Birlikte çok şey yapabiliriz. Milliyetçilik bizi böler. Ben Kürt’üm ve Kürt kimliğimle gurur duyabilirim; siz Türk’sünüz, siz de aynı şekilde kimliğinizle gurur duyabilirsiniz. Ama sonuçta herkesin derdi aynı. Çatışma içine hapsolmamızın gereği yok” diye konuştu. Barış sürecine de destek veren Salih, “Başbakan Erdoğan’ın, Kürt liderlerle birlikte başlattığı bu demokratik açılım ve barış süreci tarihi bir fırsattır. 20. yüzyıl heba olup gitti ama 21. yüzyıl farklı olabilir. Erdoğan ve Türkiye’deki Kürt liderler desteklenmeli” açıklamasında bulundu. Geçmişe bir set çekilmesi gerektiğini de ifade eden Salih, “Kürdistan Özerk Bölgesi, Türkiye’nin bir ekonomik partneri olarak, bu değişim sürecinde çok güçlü bir katalizör işlevi görebilir” diye konuştu. Salih, “Kürdistan bu barış sürecine nasıl dâhil olabilir?” sorusuna: “Biz her türlü desteği vermeye hazırız. Herkesin iyiliği için birlikte çalışabiliriz. Türk hükümeti ve Türkiye’deki Kürt liderler Irak’taki Kürtlerin görüşlerini dikkate alıyor. Bu sorunu barışçıl yollarla çözmeliyiz. Sürecin uzaması ne Kürtler için iyi ne de Türkler için” cevabını vererek Kürt haklarının tanınmasının Türkiye’deki demokrasiyi geliştireceğine vurgu yaptı.

Irak’ta şiddet dinmiyor

Alınan bilgiye göre, Irak güvenlik güçlerinin Kerkük’e bağlı Havice ilçesinde göstericilere silahlı müdahalesiyle başlayan olaylarda ülke genelinde 85 kişi ölürken, 175 kişi de yaralandı. Güvenlik güçlerinin Havice’de göstericilere müdahalesi sonucu 58 kişi hayatını kaybederken, 114 kişi yaralandı. Salahaddin kentinin Tuzhurmatu ilçesine bağlı Süleymanbeg’de güvenlik güçleriyle aşiretler arasında dün çıkan çatışmalarda 7’si asker olmak üzere 10 kişi öldü, 29 kişi yaralandı. Ramadi kentinde 4 aydan beri gösteri ve eylemlerin yapıldığı İzzet ve Onur Meydanı’nın yakınından geçmekte olan askeri konvoya düzenlenen silahlı saldırıda 2 asker öldü.

Kerkük’te mezhep ve etnik çatışma korkusu

Irak’ın en güvenli şehirlerinden biri olan Erbil’den 80 kilometre ötedeki iç karışıklıkların sürdüğü Kerkük, şiddetli mezhebi ve etnik çatışmaların eşiğinde. Arap, Kürt, Türkmen ve Şii nüfusun bulunduğu Kerkük’te salı günü Irak güvenlik güçlerinin, Havice’deki sivil protestocuların üzerine yaylım ateşi açması neticesinde 53 kişi ölmüş, 114 kişi yaralanmıştı. Devam eden olaylarda ise son 4 günde Irak genelinde ölü sayısı 200’ü geçti. Havice’ye giden yollar Irak ordusu tarafından kapatıldığı için basın mensuplarının geçişine izin verilmiyor. Birçok noktada asker ve polis birlikleri mevcut. Sokaktaki sivil insan sayısı iki elin parmaklarını geçmiyor. Şehre dışarıdan gelen yabancılar ülkeyi karıştıracakları korkusuyla şüpheyle karşılanıyor. Kerkük’ün girişinde belki de bölgedeki bütün gerilimin nedeni olan zengin petrol üretim sahaları var. Kerkük petrollerinin başında Irak merkezi hükümetinden bir yetkili bulunsa da tesisin güvenliğini Barzani ve Talabani güçleri sağlıyor. Kuzey Irak Yönetimi lideri Mesud Barzani, büyük petrol yataklarının bulunduğu Kerkük’te yaşayan Kürtleri bahane ederek şehri Kuzey Irak yönetimine ilhak etmeyi istiyor. Ancak şehirde yoğun bir Arap, Şii ve Türkmen nüfusu da bulunuyor. Bu nedenle sık sık etnik gerilimlere neden olan bölgede, Havice’deki olaylardan sonra mezhepsel bir gerginlik çıkmasından korkuluyor. Irak’ta süre gelen çatışmaların sebeplerinden biri olarak Maliki hükümetinin ülkeyi mezhepçi politikalarla yönetmesi gösteriliyor. “Kuzey Irak yönetimi, memurlarını, yurtdışına gönderilecek burslu öğrencileri Kürtlerden, Maliki de Şiilerden seçiyor. Biz Sünnilere hayat hakkı tanımıyorlar. Hatta bir Suudi, Katarlı Arap ortakla iş yapmak için ticaret başvurumuzu da reddediyorlar. Biz nasıl yaşayacağız?” diye soruyor Sünni Arap olan Ebu Rahman. Belki de Kerküklü bir yetkilinin sözleri aslında durumun vahametini gözler önüne seriyor: “Irak adeta silah deposu gibi. Saddam’dan kalan cephaneler neredeyse bütün grupların elinde bulunuyor. Suriye’deki gibi bir gerginlik buraya sıçrarsa -ki bu çok güçlü bir ihtimal- ülkede çok kan dökülür. Kimse de bu savaşı durduramaz.” Kerkük’ün ileri gelenleri ve kanaat önderleri, sık sık halka sükûnet çağrıları yapıyor. Irak’ta yaşanan kanlı saldırılarda bombalar özellikle can kayıplarının artması için cami önlerinde ve yakınlarında patlatılıyor. Nüfusunun yüzde 98’inin Müslüman olduğu ülkede cami ve cami çevrelerindeki patlamalar büyük can kayıplarına yol açıyor. Halkın gözünde bombalı saldırıların bir numaralı şüphelisi Saddam döneminden kalma eski Baasçılar. Birçok eski Baas üyesinin bombalı saldırılar ve suikastların zanlıları olarak yakalandığını iddia ediyorlar.

İRAN

Velayeti: Suriye rejimi direnişin altın halkasıdır!

Meşhed’de düzenlenen “İslami Uyanış” Kongresinde konuşan Ayetullah Ali Hamaney’in dış politika danışmanı Ali Ekber Velayeti, müstekbir güçlerin hedef aldığı Suriye’nin direniş zincirinin altın halkası olduğunu söyledi. Aynı zamanda Dünya İslami Uyanış Meclisi’nin genel sekreteri sıfatını da haiz olan Velayeti, müstekbir güçlerin başından itibaren “Arap Baharı” adı altında İsrail ve Suudi Arabistan’ın da yardımıyla Suriye rejimini devirmeyi amaçladıklarını fakat sonucun farklı geliştiğini söyledi. İran Pulse’de yer alan habere göre Velayeti “Müstekbir güçler direniş adı altında oluşturdukları bir orduyu Suriye ordusunun karşısına çıkarttılar. Fakat bombalar patlatarak ve kör cinayetler işleyerek kargaşa meydana getirmekten başka hiçbir şey yapamadılar” diye konuştu.

İran’da muhafazakârların güç mücadelesi

Ortadoğu’nun önemli aktörlerinden İran, bölgesel güç dengelerini de yakında ilgilendiren cumhurbaşkanlığı seçimleri için üç ay sonra sandığa gidecek. Kritik seçimler öncesi İran siyasetini mercek altına alan Amerikan New York Times gazetesi, ülkede muhafazakârlar arasında güç mücadelesi yaşandığını belirtti. Gazeteye göre bu iktidar savaşının tarafları ikinci dönemini doldurduğu için bu kez aday olamayacak olan Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad’ın destekçileri ile rejimin omurgasını oluşturan Devrim Muhafızları ve Ayetullahlar. Gazetede yayınlanan analiz habere göre Ahmedinejad, kabinesinin iç ilişkilerini düzenleyen akıl hocası ve dünürü İsfendiyar Rahim Meşai’yi halef olarak seçti. Ancak Cumhurbaşkanı ve destekçileri sandıkta kaybederse, yargı dokunulmazlığını kaybedecekler ve ülkenin dini lideri Ayetullah Ali Hamaney’in kontrolündeki yargı erkinin merhametine kalacaklar. Son iki yılda Ahmedinejad’ın yakın çevresindeki birçok kişi görevden alındı ve tutuklandı. Birçok kurmayı hakkında da yolsuzluk, kötü yönetim ve sapkınlık suçlamalarından dava açılmış durumda. NY Times’a göre seçimler öncesi en kritik nokta ülkenin en üst yasama mercii olan Anayasayı Koruyucular Konseyi’nin Meşai’nin adaylığına onay verip vermeyeceği. Ülkede her konuda son sözü söyleyen Hamaney’in tavrı burada belirleyici olacak. Gazeteye konuşan uzmanlara göre Meşai’nin diskalifiye edilmesi ve Ahmedinejad’ın buna kamuoyu önünde sert tepki göstermesi halinde ülke karışabilir. Hamaney, 2009’da Ahmedinejad’ın ikinci kez seçilmesini desteklemiş ancak, cumhurbaşkanının siyasî gücünü artırmaya yönelik adımları iki liderin arasını açmıştı.

LÜBNAN

Lübnanlı Şii liderden İran’a ağır sözler

Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlallah’ın oğlu Şeyh Ali Fadlallah, Suriye’de halkın baskıcı Esed rejimine karşı ayaklanmasını özgürlük ve hak arama mücadelesi olarak niteledi, savaşın bir an önce bitmesi için her gün dua ettiklerini belirtti. En tehlikeli senaryonun Suriye’nin mezhepler arası bir çatışmaya itilmesi olduğunu vurgulayan Fadlallah, İslam âlemine ‘bu fitneye karşı birlikte mücadele etmeliyiz’ mesajı verdi. Necef-Irak doğumlu meşhur Şii din âlimi Seyyid Muhammed Hüseyin Fadlallah’ın oğlu olan Şeyh Ali Fadlallah, Lübnan’da en geniş tabana sahip inanç grubunun lideri. Ülkesinde uzlaştırmacı ve hoşgörülü tavırları ile Şiiler kadar Sünni Müslümanların da takdirini toplayan Fadlallah, İran destekli siyasi parti ve milis grup Hizbullah tarafından ise pek sevilmiyor. Görüşleri nedeniyle İran’a girişi de yasak. Dünya Şii nüfusunun yüzde 40 kadarı İran sınırları içerisinde yaşıyor. Geriye kalan kısım ise Güney Asya’dan Körfez ülkeleri ve Kafkaslar’a kadar geniş bir coğrafya içerisinde yayılmış konumdalar. Bu demografik yapıya dikkat çeken Fadlallah, “Ortadoğu’da, İran’da, Lübnan’da, Irak’ta farklı farklı Şii gruplar var. Ve bunların da birbirinden farklı düşünceleri var. Bunların hepsini bir kişinin görüşü gibi algılamak yanlış olur. Yani İran bütün Şiileri temsil ediyor demek doğru değil. Bu çok yanlış bir düşüncedir. Gruplar farklı, yaşam tarzları farklı. İran da her zaman bu durumdan etkilenerek Şiilerin tek bir kitle olduğunu, bunların da hepsinin İran’a bağlı olduğunu belirterek siyasi ve ekonomik anlamda bunu her zaman kullanır. Bundan yararlanmak ister.” diye konuştu.

Ehl-i Beyt’e küfür haramdır

İslam dünyası arasında Sünni ve Şii olarak büyük bir fitnenin oluşturulmaya çalıştırıldığını belirten Şii âlim Fadlallah, “Maalesef her iki mezhepte de bazı gruplar arasında yanlış anlaşılmalar ve uç düşünceler var. Şii ve Sünnilerin birbirleri hakkında yanlış düşünceleri ve önyargıları var. Mesela bazı Sünniler vardır; zannederler ki bütün Şiiler, sahabelere ve Müslümanların, hepimizin annesi olan Hz. Aişe annemize küfreder. Bu doğru değildir. Peygamber Efendimiz’in sahabelerine ve zevcelerine küfretmek haramdır ve iftiradır. Bütün Şiiler böyle düşünmezler. Bazı Şiiler de vardır ki Sünniler Ehl-i Beyt’i sevmez diye düşünürler. Fakat bu da doğru değildir. Sünniler de Sahabeleri ve Ehl-i Beyt’i çok severler. Ve ona tabidirler. Peygamber Efendimiz’in hadisi şerifi de vardır. ‘Ehl-i Beyt’i sevin’ diye. Her iki grubun da birbirlerine karşı yanlış anlamaları vardır. Bu yüzden Sünni ve Şii âlimlerin her zaman bir araya gelip konuşması gerekir. Diyalog bütün sorunların çözümüdür. Böylelikle birbirlerini anlamaları kolaylaşacak, ortadaki düşmanlıklar da kalkmış olacaktır. Sünni ve Şiilerden istenen Allah’ın rızasıdır. Bir arada olmalıyız. Ortak olan noktalara bakmalıyız. Ayrı olan noktalara değil. Her zaman her mezhebin arasında ihtilaflar olabilir bu normaldir de. Fakat bu ayrılıklar bizi savaşa değil barışa götürmeli. Biz birbirimizi anlayalım ki birbirimizi kabre gömmeyelim.” ifadelerini kullandı.

Lübnanlı Dürzi Lider Velid Canbolat: ‘Esed’i destekleyen Dürzilerin kanı mubahtır’

Hem Dürzîlerin lideri hem de Lübnan İlerici Sosyalist Partisi Lideri Velid Canbolat’ın “Suriye rejimini destekleyen Dürzîlerin kanı mubahtır” şeklinde açıklamada bulundu. Canbolat daha önce de yaptığı açıklamada, “Uluslararası camianın Esad rejiminin işlediği katliamlara seyirci kalması ve kınama mesajlarıyla kongreler düzenlemekten başka bir şey yapmaması nedeniyle, SMDK ve Başkanı Hatib’in yanında yer almak zorunlu hale gelmiştir” demişti. Suriye’nin Suveyda kentinde yaklaşık yarım milyon, Şam’ın Cermana bölgesinde de on bin civarında Dürzî’nin yaşadığı bildiriliyor.

NİJERYA

Nijerya felaketi yaşıyor: 185 ölü

Nijerya’nın kuzeyindeki Baga kasabasında ordu ile Boko Haram örgütü arasında devam eden çatışmalarda en az 185 kişinin öldürüldüğü bildirildi. Roket, el bombası ve ağır silahların kullanıldığı mücadelede 2 bine yakın evin de yıkıldığı ifade ediliyor. Bölgeden gelen bilgilere göre, Cuma günü Çad sınırındaki kasabada çatışmaların başlaması ile halk ormanlara kaçtı. Bugün kasabaya dönmeye başlayan insanlar sokaklarda onlarca insan ve havyan cesedi ile karşılaştı. Cesetlerin büyük kısmı yandığı için halkın öldürülen yakınlarını tespit etmekte zorlandığı basına yansıyan bilgiler arasında. Çatışmaların yaşandığı Borno Eyaleti Vali Danışmanı İsa Umar Gusau, basına yaptığı açıklamada, ölü ve yaralı sayısını net belirlemenin çok zor olduğunu belirtirken, örgütün bu defa da ağır silahlarla saldırdığını ifade etti. Baga kasabasında çıkan olaylarda marketler de yakıldığı için halkın yiyecek sıkıntısı çektiği kaydediliyor. Nijerya Devlet Başkanı Goodluck Jonathan, geçtiğimiz hafta Boko Haram örgütü üyelerine “toplu af” için komisyon kurdurmuştu. Devlet Başkanlığı bünyesinde kurulan komisyonun, Boko Haram üyeleri ile silah bırakma ve müzakereler için Çarşamba günü görüşmelere başlaması kararlaştırılmıştı.

SOMALİ

Meğer korsanlar sahteymiş!

Dünyanın en korkulan suçluları arasında sayılan Somalili korsanların peşine takılan Batı medyası büyük bir tuzağın içine düştü. Milliyet gazetesinin haberine göre, 2005’ten bu yana yüzlerce kişiyi kaçıran, milyonlarca dolar fidye alan Somalili korsanlarla röportaj yaptığını düşünen bazı muhabirler ve belgeselciler aslında farkında olmadan bu işi sektör haline dönüştüren Kenyalı aktörlerle görüştü. ABD merkezli haber sitesi Daily Beast, Danimarkalı belgeselcileri ve ABD’nin en saygın dergilerinden Time’ı kandıran Kenyalı aktörleri bulup konuştu. Daily Beast’in Kenya’da bulduğu Somalili korsan taklidi yapan aktör Adan, “Rol yapıyoruz çünkü yeteneğimiz var” diyerek gerçeği itiraf etti. Büyük bir ekip olarak çalıştıklarını söyleyen Adan’a göre, Batılı gazeteciler Kenya’da ‘aracı’ olarak adlandırılan kişilere giderek Somalili korsanlarla tanışmak istediklerini söylüyor. Bu isteği para karşılığı yapmayı kabul eden aracılar, gerçek korsanlar bulmak yerine oyuncuları arıyor. Adan, patronunun “Beyaz adamların korsana ihtiyacı var. Siz de korsan taklidi yapın” dediğini anlatıyor. Sahte korsanlar genellikle Kenyalılar arasından çıkıyor. Adan ise, hayatında hiç Somali’ye gitmediğini söylüyor. Bu işten günde 200 dolar kazandığını anlatan Adan, gün içinde de bir restoranda çalışıyor. Adan, “Korsanların parası var. Neden filmde oynasınlar ki. Rol yaptığım için pişman değilim. Batılılar Afrikalıların salak olduğunu düşünüyor. Biz onlardan daha akıllıyız. Onlar bizi kandırdıklarını düşünse de aslında biz onları kandırıyoruz” diyor. Bir diğer korsan taklidi yapan Kenyalı ise Beşir. Beşir, 2010 yılında çekilen Danimarka yapımı bir belgeselde ‘Somali’nin en çok korkulan korsanlarından biri’ olarak anılıyor. Belgeseli çeken Rasmus Krath ise kandırıldığını kabul etmiyor. Yapımcı firma, belgeselde sadece bir ‘sahte korsan’ olduğunu iddia ediyor. Beşir, Danimarka yapımı belgeselden sonra Time dergisinin de Nisan 2010 tarihli bir haberine konu oldu. “Beşir bir zamanlar balıkçıydı. Ama yetenekleri sayesinde korsan oldu” cümlelerinin yer aldığı haber, halen derginin internet sitesinde yer alıyor. Sahte korsanların yer aldığı belgesellerden biri ise tam 18 ülkede yayınlandı.

SURİYE

Halep’te Esed’in Elinden 350 mahkûm kurtarıldı

Suriye’de Esed rejimine karşı savaş vermekte olan rejim muhalifleri yaptıkları açıklamada, Halep’teki Hanano Kışlası’nın ele geçirildiği ve buradaki hapishaneden 350 mahkûmun kurtarıldığını belirttiler. Rejim muhalifleri ve Esed rejimi arasında devam eden mücadelede kilit bir öneme sahip olduğu düşünülen, Suriye’nin en büyük şehri Halep’in kontrolünü ele geçirmek üzere verilen savaş Temmuz ayı ortasından bu yana tüm şiddeti ile devam ediyor. Yalnızca bu savaşta ölü sayısının iki bine ulaştığı tahmin ediliyor.

Esed’in çekilmesi İsrail’i korkutuyor

İngiliz Guardian gazetesinde yer alan habere göre, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed, başkent Şam ve çevresini korumak için binlerce askerinin bir bölümü İsrail işgali altında olan Golan Tepeleri’nden çekti. Batılı diplomatlar, Suriye’nin bölgedeki askerlerini çekmesinin, Suriye ile İsrail arasında 40 yıldır devam eden ateşkes için büyük bir risk oluşturduğunu belirtti. Golan Tepeleri’nde görev yapan BM Barış Gücü’nün de çatışma riskiyle karşı karşıya kalacağı iddia edildi. İsrail, Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esed’ın Golan Tepeleri’nden çekildiği bölgelerin, İslami gruplar tarafından doldurulmasından korkuyor. Suriye ordusunun boşalttığı bölgelere muhalif grupların yerleştiği belirtildi. İsrail, El Kaide bağlantılı İslamcı grupların, Golan Tepeleri’nde işgal ettiği bölgeye operasyon düzenlemesinden endişe ediyor. Suriye toprağı olan Golan Tepeleri 1967’deki Altı Gün Savaşları sonrasında İsrail tarafından işgal edilmişti. Golan Tepeleri’nde iki ülke arasındaki ateşkesin bozulmaması için BM Barış Gücü de görev yapıyor

Esed’in kimyasal silah ve misket bombası kullandığı kanıtlandı

Beşşar Esad yanlılarının saldırısında çoğu sivil 103 kişi hayatını kaybederken Suriye’de incelemelerde bulunan BM heyeti kimyasal silah kullanıldığına dair kritik delillere ulaştı. Uluslararası camia tarafından incelemeye alınan görüntülerde ölenler arasında kadınları ve çocukların da olduğu net bir şekilde görülüyor. Suriye’de Esed güçlerinin kimyasal silah kullandığını iddia eden muhaliflere İngiliz Ordusu uzmanlarından destek geldi. Uzmanlar inceleme yapmak için Suriye’ye gitti. Şam, İdlib ve Dera’da inceleme yapan uzmanlar kimyasal silah kullanıldığına dair kritik delillere ulaştı. İngiliz Time gazetesinin iddiasına göre, uzmanlar Şam çevresinden toprak örneği alarak inceleme yaptı. İncelemeler sonucunda ‘Suriye’de kimyasal silah kullanıldığına dair hiçbir şüphe yoktur’ açıklaması yapıldı. Ancak heyet bu silahın hangi zaman diliminde kullanıldığına dair kesin bir bilgi sahibi değil.

Öte yandan insan Hakları İzleme Örgütü yayınladığı raporunda, Suriye Hava Kuvvetleri’nin sivillere yönelik misket bombası kullandığını kanıtladığını açıkladı. New York merkezli örgüt, bu saldırılarla uluslararası insan haklarının ciddi manada ihlal edildiğini ve bu suçu kasten işleyenlerin savaş suçuyla yargılanacaklarını hatırlattı. 80 sayfalık “Göklerden Yağan Ölüm: Sivillere Yönelik Gelişigüzel ve Hedefli Hava Saldırıları” başlıklı rapor, Suriye hükümetini ağır dille eleştirdi. Raporun, Halep, İdlib ve Lazkiye gibi muhalif güçlerin kontrolü altında bulunan 50 farklı bölgeden 140’ın üzerinde tanık ve mağdurlar ile görüşülerek hazırlandığı belirtildi. Örgüt raporunda ayrıca kendisinin belgelediği hava saldırılarında en az 152 sivil öldürüldüğüne dikkat çekti. Suriyeli yerel aktivistlerin oluşturduğu bir ağın verdiği bilgilere göre ise Temmuz 2012 tarihinden bu yana Suriye genelinde hava saldırısı sonucu öldürülen sivil sayısı 4 bin 300’ün üzerinde olduğu da raporda yer aldı. Örgütün acil durum araştırmacılarından Ole Solvang, “Gittiğimiz her köyde, kendi ülkelerinin hava kuvvetleri tarafından saldırıya uğramanın yarattığı dehşeti yaşayan sivil halkla karşılaştık. Bu hukuk dışı hava saldırıları, çok sayıda sivilin ölmesine ya da yaralanmasına yol açmakla kalmadı; topluma yıkım, yurtsuzluk ve korku tohumları ekti” dedi. Sivillerin ekmek almak için önünde beklediği dört fırının hükümet güçlerince toplam sekiz kez kasten bombardımana tabi tutulduğuna işaret eden örgüt, ziyaretleri süresince iki hastaneye de 7 defa hava saldırısı düzenlendiğini kaydetti. İnsan Hakları İzleme Örgütü, Şam yönetimine bağlı güçlerinin Ekim 2012’den bu yana 119 bölgede 150’nin üstünde misket bombası kullandığını da belgelediğini açıkladı. Misket bombası dışında hükümetin yangın silahları da kullandığı raporda kaydedildi.

Hizbullah’tan köylere baskın; İran’dan Esed’e hediye

Son iki yıldır Esed’e bağlı sivil militanlar ile ordunun katliamlarına maruz kalan Suriye halkı, şimdi de Hizbullah tehdidiyle karşı karşıya. Hizbullah’ın Lübnan sınırındaki iki köye baskın düzenlediği bildirildi. Suriye Ulusal Konseyi, Hizbullah’a Suriye’nin iç işlerine karışmaması çağrısı yaptı. Suriye-Lübnan sınırında bulunan el-Kusayr semtinde şiddetli çatışmaların yaşandığı haberleri geliyor. Baas kaynaklı siteler, Hizbullah’ın öldürdüğünü belirttikleri birçok muhalifin fotoğrafını yayımladılar.

Öte yandan İran Meclisi üyeleri de Şam’da Beşşar Esed’i ziyaret ettiler ve samimi pozlar eşliğinde kendisine bir plaket takdim ettiler.

Esed’den çocuklara fosfor bombası!

Suriye’den gelen çocukları muayene eden Türk doktorların ulaştığı vahim sonuçlar, güvenlik birimleriyle paylaşıldı. Sabah gazetesinin ulaştığı tespitlere göre Suriye Devlet Başkanı Esed, kimyasal silahları Suriyeli çocukların üzerinde denedi. Esed’in kimyasal silah olarak ‘fosfor’u kullandığı düşünülürken, doktorların, çocukların muayenesinde daha önce karşılaşmadıkları bazı bulgulara rastladığı öğrenildi.

5 Suriyeli çocukta görülen bulgular: Ciltte sararma, karaciğer iflası, solunum yolu ve ağız içinde sürekli kanama, ciltte dokunulan yerde kanama, akut solunum yetmezliği.

NOT: Bu yazı Genç Birikim Dergisinin Mayıs-2013 sayısında yayımlanmıştır.