• Fatih Pala

    Ezgi ve Marşlarımızda “Ümmet” Vurgusu

    - 25 Haziran 2021

Müslümanların, ezgi ve marşları vardır. Sevinçlerinde, hüzünlerinde, iyi günlere ve kötü günlere, geçmişe, şimdiye ve geleceğe dair dile getirdikleri, terennüm ettikleri yürek sesleri vardır. Özlemlerini mısra mısra sıraladıkları şiirleri vardır. O şiirlerin mekân tuttuğu, çok yakıştığı besteler vardır. Bir ritmin, soylu bir yürüyüşün, ciddi bir hareketliliğin ifadesidir onlar. Öylesine söylenmeyen, her kelimesinde sevda ve dava büyüten haykırıştır onlar.

Gündemler, isimler, yerler, vakitler değişse ve yenilense de amaç hep aynı olur, hedef hep birdir mü’minler için: “İman edip salih amel işleyenler olmak”. Gün gelir Afganistan, Tacikistan cihadı olur gündem, gün gelir Bosna, Çeçenya, Keşmir, Cezayir, Arakan, Mısır, Yemen, Suriye… Türkiyeli Müslümanların hissiyatından kalkışa geçer ezgiler ve marşlar, “Ümmet” vardır her an sâdırlarda, hep “Ümmet” yazılır satırlara.

Abdülbaki Kömür, Adil Avaz, Ammar Acarlıoğlu, Aykut Kuşkaya, Erdoğan Akın, Eşref Ziya Terzi, Grup Genç, Grup Haykırış, Grup İslami Direniş, Grup Kardelen, Grup Kardeşlik Çağrısı, Grup Kıvılcım, Grup Mavera, Grup Özlem, Grup Yürüyüş, Hasan Enes, İbrahim Tanrıkulu, Mesut Çakmak, Mikail, Ömer Karaoğlu, Tamer Duman, Taner Yüncüoğlu ve daha eski-yeni nice isim… Hepsi, “büyük bir sevda” ile o sevda için yola çıktılar “gönülleri bir, sevinçleri bir, hüzünleri bir” olanlar adına. Şimdilerde çoğu, her ne kadar bu mecrada yoluna devam etmiyor olsalar da, yola çıktıkları çizgide ve ilkelerde mukim durmasalar da bu topraklara ciddi izler bıraktılar. Hep “ümmet”i hatırladılar, hep “ümmet”i hatırlattılar. Yollarına kararlılıkla devam edenlere selam olsun. (Büyük bir teşekkürü ve takdiri hak ediyorlar.)

1980’lerde zuhur eden Afganistan cihadı söz konusu olduğunda, söz ve sesleriyle destek verdiler; onlardan birisi, “Hindikuş’tur dağları/ Mücahiddir adları/ Cihaddır okulları/ Yıktılar tağutları” demişti sevinçle. Bir başka ses, “Afganistan’da, her taraf kanda” diyordu üzüntüler içinde. “Bilal öldü derler ise sakın inanma ana/ Bil ki ben şehid olmuşum, şehidler ölmez ana” terennümündeki şehid, kanı ile Afganistan’ı sulayanlardan, o diyarları yalnız bırakmayanlardandır.

Hele Filistin, hiç mi hiç düşürülmedi gündemden. Kimi, “Bir güneş doğuyor Filistin’de” derken; kimi, “Dayan kanlı mescid, Mescid-i Aksa/Bu zulüm işkence sürmez asla” diyerek umudu körüklemiş; kimi, “Filistin’deki meş’ale sayhalanır tüm âleme/İntifada, selam sana şanlı kavga” haykırışında bulunmuş; kimi, “Bir Kudüs bin şehid düşlerimde/ Yahyalar, Şikakiler içimde/ Ağıtlar, acılar yüreğimde/ Sapan olur, kurşun olur ellerimde” demek suretiyle yumruklarını göğe yükseltmiş; kimi de “Kudüs göklerinde kara bulutlar/ Anne feryatları gökleri sarsar/ Filistin’de küçük beyaz yumruklar/ Bulutlar içinde ışık şaçarlar” sözleriyle haberler veriyordu oralardan buralara.

Cezayir de yüreklerde ısıttığımız yanımızdandı. O’nun için, “Bir güneş doğuyor Cezayir’de” demekle kalınmadı; “Hesabını soracağız Bosna’nın ve Cezayir’in/ Soracağız kâfirlerden yapılan bu büyük zulmü” denildi; yine şunlar da O’nun içindi, “Cezayir’in ve Mısır’ın Müslümanları/Allah yolunda ölüme giden canları/ Allahu ekber, üzülmeyin, Kur’an’ı elden düşürmeyin…”

Peki, ya Bosna! Bosna’daki mezalimle uykuları kaçmayan, O’nu kendine dert edinmeyen kalmış mıydı 1990’ların ilk yarısında? “İlimiz var o diyarda/ Garip kalmış uzaklarda/ El uzatmış elimize/ Buna can mı dayanır?” dedi bir sanatçımız O’na dair; bir diğeri, “Avrupa içinde açan lalesin/ Bataklık gölünde sen bir tanesin” diyerek ona sevgi besledi; bir başkası, “Rabbim Allah’tır demek bütün günahı/ Kalmayacak zalimde mazlumun ahı” çığlığı ile duyarlılığını ifade etti; daha başkası, “Bosna’nın yüreğinde bomba patlarken/ Mazlum kardeşim bir destan yazmış” sözleriyle suskun durmadı ve hatta bir tanesi, albümünün tamamını Bosna’ya ayırıp ona, “Ah Bosna!” adını verdi, orada güller dermek ümidiyle.

Çeçenistan’ın unutulması mümkün müydü acaba? “Sen bizimsin, yarınımsın, umudumsun Çeçenya” diyeni mi ararsınız; yoksa “La ilahe illallah, sevdamızsın Çeçenya/ La ilahe illallah, kavgamızsın Çeçenya” diyeni mi? “Çeçenya’da gözü yaşlı analara selam söyle/ Uç da git turnam” diyen de oldu; “Ey dere, soylu kan akan dere/ Çeçen’in aşkını ayıran dere” diye ağıt yakan da; “Moskof çizmesiyle ezdirme bizi/ Fethi bize nasip eyle Allah’ım” duasında bulunan da oldu; “Gece kurt yavrularken geldik biz dünyaya/ Sabah kükrerken aslan, ismimiz kondu/ La ilahe illallah…” sözlerinin bulunduğu albümün ismi de “Çeçen Dansı” olmuştu 2000’lere ramak kala.

1980’lerin başında Hama şehrinin katledilmesi ile boğazımızda düğüm düğüm duran Suriye (Müslümanlar), Mart 2011’den itibaren ise tamamen yok edilmeye mahkûm sanki. Hal böyle olunca Müslüman yürek sahibi ezgi ve marş sanatçılarımız boş dururlar mı, an’ın şahitliğini yapmazlar mı? Yaptılar nitekim ve albümlerinin adını “Hurriyya” koyanlar, “Meydanlarda yanan ateşleriz biz/ Bir değil, yüz değil, milyonlarız biz/ Hama’da, Humus’ta, Halep’te, Şam’da/ Yıkacağız Nemrutları zafer yakında” canlılığıyla gelmişlerdi. Müslümanların suskunluğuna dokunan bir başka ses, “Haydi akşam oldu uyan ey Müslüman ölüleri/ Suriye’den feryat ediyor bak her an birileri/ Kan kokuyor Halep, Dera, Hama, Humus, tüm illeri” uyarısında idi. Belki de daha ne ezgiler yapılıp ne ağıtlar yakılacak Suriye üzerine, kim bilir!

Başka nerelerden, kimlerden bahis açsak? Mısır desek; Mursi’yi, Biltaci’yi, kızı Esma’yı ve onlara yazılanları hatırlarız; Esma için, “Eğil yerin incisi, göğün ziyneti/ Yıldız tarlasıdır durağın senin/ Öpmemişti henüz topuğunu Nil/ Titretti denizi dudağın senin” sözlerini armağan eden oldu. “Arakan’da ve Mısır’da feryat figan vardır canda/ Kenetlendik Esmalarla, bütün dünya bak kıyamda” diyenlerimiz; ayrıca “Bak alınlar hep secdede/ Esmalarla direnişte/ Kor ateş var yüreklerde/ Hani kardeşlerim nerde?” diye seslenenlerimiz, ölümü öldürenlere dikkat çekmiş oldular ümmet coğrafyamızda.

“Ben Çeçen’im, ben Boşnak’ım, Kürdüm, Türküm, ben insanım/ Düşmanımız bir, zalimlerdir/ Ben ‘Ümmet’im Müslümanım” diyenler, esasen anlatıyordu meramımızı. İman ve kardeşlik/ümmetlik dolu gönüllerin ve onlardan nükseden sözlerin özet ifadesi; zulüm ve ardı sıra şaha kalkan cihad, sabır, şehadet damarımız… Ve asla unutulmayacak, yalnız bırakılmayacak, yabana atılmayacak devasa bir Ümmet!

Değinemediğimiz, değinmeyi unuttuğumuz daha pek çok “Ümmet renkli” söz ve söz sahipleri var, biliyoruz; ama buradakilerle iktifa ediyoruz. Sonra da sözlerimizi, yine bir ezginin, “Ümmet” diyen, “vahdet” bekleyen dua kokulu ifadeleriyle bitiriyoruz: “Ümmet, param parça küfrün pençesinde/ Ayrılık canıma tak etti, ölüm gelir ayrılık/ Vahdet ver, vahdet ver/ Gönüller çöle döndü, muhabbet ver/ Ayrılık cana yetti, ülfet ver/ Zelil, rezil, rüsvay olduk/ İzzet ver, izzet ver/ Allah’ım, sana sığınırım.” Âmin.

Fatih PALA

fatihpalafatih@gmail.com