“Ben olsam, Müslüman Doğu’daki tüm mekteplere ‘eleştirel düşünme’ dersleri koyardım. Batı’nın aksine Doğu, bu acımasız mektepten geçmemiştir ve birçok zaafın kaynağı budur.” (Aliya İzzetbegoviç)

Aslında eleştiri yapmak, insanın doğasında bulunan fıtri bir özelliktir. Kur’an’da; Hz. Âdem’in yaratılmasında, meleklerin sorusunda, Hz. Âdem’in çocukları Habil ile Kabil arasındaki olayda da eleştiriyi görebiliyoruz.

Kur’an’a, Hz. Peygamber’in hayatına ve sahabeye baktığımızda, Hakka, doğruya, en güzele ulaşma/ulaştırma anlamıyla eşsiz örneklerini bulduğumuz, bugün bu anlamını kaybederek günlük hayatımızda en kolay ve çokça kullandığımız bir kavramdır eleştiri.

Günümüzde, herkesin, her şeyin uzmanı olduğunu ve her şeyi eleştirdiğini görüyoruz. Zaman zaman bu eleştiriler, çok acımasızca ve saldırgan bir hal alıyor. Eleştiride bazen kantarın topuzunu kaçırıyor, “kaş yapalım derken göz çıkarabiliyoruz”. Bazen de “Biz düşünemeyiz; büyüklerimizin dediklerini sorgulayamayız. Onlar böyle karar verdilerse vardır bir bildikleri. Bize düşen, bize söyleneni yapmamızdır” gibi düşüncelerle eleştiriden uzak durabiliyoruz.

Tenkit, bir şeyin kusurunu göstermek, ayıbını ortaya koymak; bir kelâmın içindeki kusurları ayıklayarak, sözdeki güzellikleri ortaya çıkartmak, demektir. Türkçede tenkit yerine kullanılan ‘eleştiri’ de bir insanı, bir eseri, bir konuyu doğru ve yanlış yanlarını bulup göstermek maksadıyla incelemek, şeklinde tanımlanmaktadır. Görüldüğü gibi tenkit veya eleştiri, kusurlu, eksik veya sakıncalı olan bir şeye müdâhale edip, doğrusunun ve hatasız olanın ortaya çıkması yönünde bir düzeltme çabasıdır. Her şeyden önce yapılan eleştirinin/tenkidin; doğru, olumlu, Allah’ın rızasını gözeten bir amacı olmalıdır.

İnsanlar arası ilişkilerin sağlıklı ve sürekli olması için açık ve dürüst iletişim, en önemli koşullardan biridir. İnsanlar, birbirleriyle bilgi, duygu, görüş ve düşüncelerini çekinmeden paylaşabilmeli, kendilerine ve karşılarındakine güvenerek konuşabilmeli ve dinlediklerine de güvenebilmelidirler. Eleştiri, yıkmak, bitirmek ve yok etmek amacıyla yapılırsa, saldırgan bir davranışa dönüşür ve büyük olasılıkla giderek tırmanan olumsuz bir çatışma sürecini başlatır.

Peygamberlerin mücadelesini düşündüğümüzde, onları da eleştirel düşüncenin temsilcileri olarak görebiliriz. Peygamberlerin tevhid mücadelesi, oluşmuş, süre giden düzen sahiplerinin çoğunlukla işine gelmemiştir. Peygamberler, bu düzenin işleyişini eleştirmişler ve insanları bu çarpık hayattan salih/sahih bir hayata çağırmışlardır. İnananlarda da sadece Allah’a kul olma yönünde bir kulluk bilinci oluşturmak için çalışmışlardır.

Yegâne hatasız söz, Allahu Teâlâ’nın vahyidir. Ama vahye muhatap ise hataları ile malül olan insandır. Her beşer sözü, tetkik ve tenkite tabi tutulması gerekir. Bu hususta sahabenin Peygamberimize olan tavrı, oldukça manidardır. Onlar, Peygamberimize, özellikle dünyaya ait işlerde, “Ya Rasulallah! Bu söz, vahiy mi yoksa sana mı ait?” diye sorarlardı. Peygamberimizin, istişareler ve farklı fikirler sonucunda birçok kez kendi görüşünden vazgeçmesi, konunun önemini gösterir.

Eleştiri, hem hak hem de bir görevdir. Çünkü Rabbimiz, bizi, “emri bil ma’ruf nehyi anil münker” ile görevlendirmiştir. Eleştiri, tam da böyledir. İyiliklerinin eksikliğini gördüğümüz kimselere iyiliği emretmek, kötülüklerini gördüğümüz, günaha dalmış kimseleri de kötülüklerden alıkoymak, eleştiri yapmak demektir.

Eleştiri Ahlakının İlkeleri:

– Eleştiride, öncelikle insan, kendisinden işe başlamalıdır. Kişi, kendini öz eleştire tabi tutmalı yani nefis muhasebesi yapmalıdır. Hatalarının ve zaaflarının bilincinde olan kişi, eleştirilerini daha insaflı yapar ve karşı tarafa daha anlayışlı davranır. “Siz, Kitabı (Tevrat’ı) okuyup durduğunuz halde, kendinizi unutup başkalarına iyiliği mi emrediyorsunuz? (Yaptığınızın çirkinliğini) anlamıyor musunuz?” (Bakara, 2/44).

– Aklımıza gelen ilk fikir veya dürtü, eleştiri değildir. Geçerli bir eleştiri yapabilmek için, eleştirdiğimiz şey her neyse (fikir, süreç, ürün, vs.), bunun detaylarına hâkim olmak zorundayız. Yüzeysel bir eleştiri, neredeyse her zaman yıkıcıdır. Yapıcı bir eleştirinin, iyi düşünülmüş ve mantık süzgecinden geçirilmiş bir eleştiri olması, zorunludur.

– Doğrudan kişiliği hedef alan eleştiriler, hiçbir işe yaramadığı gibi, yeni kin ve düşmanlık tohumlarının atılmasına yol açar.

Eleştiride ıslah ve ihya etmek, düzeltmek esas olmalıdır. Şahıslar ifşa edilmeden, fiiller öne çıkarılmalıdır.

– Dünyevî konumu ne olursa olsun, kişinin ortaya koyduğu fikirler, İslam’ın akidesiyle bağdaşmıyorsa, bu düşüncenin yanlışlığını ortaya koymak gerekir.

– Bir eleştiriyi yapıcı kılmanın en önemli adımı, o eleştirinin merkezindeki sıkıntıları ortadan kaldıran çözümleri de karşı tarafa sunmaktır.

– Bir iş, ürün veya fikir, asla tamamen kötü veya tamamen iyi olamaz. Mutlaka eksikleri, fazlaları, iyi tarafları, kötü tarafları, açıkları, iyi düşünülmüş noktaları, hataları, doğruları, vs. olacaktır.

– Eleştiriye açık olmayan, kendini ‘la yüs’el’ zanneder. Hiçbir insan, bu konumda olmamalıdır. Eleştirellik, insanların, birbirinin açığını ve kusurunu sürekli araştırmaları değildir. Eleştiri, samimi ve sahih bir anlama çabasını gerektirir.

– Eleştiri ve tavsiyenin mekân ve zamanını uygun seçmek de etki ve maksadı hâsıl etme bakımından önemlidir.

– Bir eleştiri, muğlâk veya gizemli olmamalıdır; açık olmalıdır.

– Eleştiren kişi, kendi fikrini beyan ederken de bir fikri eleştirirken de delile dayanması gerekir. “Ben, böyle duymuştum” gibi sözler, zan barındırır ve Allah, bizleri zandan sakınmamız hususunda uyarmaktadır.

– Eleştirinin dozu, eleştiren ile eleştirilen kişi arasında normalde var olan saygı, sevgi perdesini yırtmayacak düzeyde olmalıdır.

– Bir kusuru abartarak sahibinin bütün iyiliklerini hiçe saymak, eleştirinin “ilmî” değil, “garazlı” olduğunun göstergesidir.

– Haset, kıskançlık, ötekicilik gibi bir duygu ve bakış açısına sahip olan kimsenin, eleştirilerinde, Allah’ın rızasını gözetmesi imkânsız gibidir.

– Karşıdakini yenilgiye uğratma, filanca büyük zatı eleştirebilecek güçte olduğunu kanıtlama, şöhret olma gibi düşünceler, ilmî, kalbî, aklî eleştirilerin -insaf ölçüleri içerisinde- yapılmasına engel unsurlardır.

– Eleştiri yapacak kimsenin, haber kaynağını kontrol etmesi gerekir. Haber kaynağı sağlam olmayan kişinin tenkidi, hedefine ulaşamaz. “Ey iman edenler! Eğer fâsıkın biri size bir haber getirirse onu iyice araştırın. Aksi takdirde, bilmeden bir topluluğa zarar verirsiniz de yaptığınıza pişman olursunuz” (Hucurât, 49/6). Çünkü eleştirilen kişiye, iftira atılmış, sözleri çarpıtılmış veya en azından, yanlış anlaşılmış olunabilir. Dolayısıyla fâsık ve münâfık haber kaynaklarının haberlerine karşı son derece titiz olmalı, verdikleri haberlerde çarpıtmanın olabileceğini, mutlaka hatırda tutmalıdır.

– Eleştirirken haklı yere eleştirmeli, bir hakkın ortaya çıkması için eleştirmeli; eleştiri, haksızlığa ve kişisel çıkarlar üzerine bina edilmemelidir. “Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adalet ile şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz, sizi adaletsizliğe itmesin. Adil olun. Bu, Allah’a karşı gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır” (Maide, 5/8).

– Eleştirirken, yapıcı bir üslup kullanmalı, insanları etrafından kaçırıcı ve itici değil, kazanıcı ve çekici bir dille yaklaştığı bilinmelidir. “Allah’ın rahmeti sayesinde sen, onlara karşı yumuşak davrandın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık sen, onları affet. Onlar için Allah’tan bağışlama dile. İş konusunda onlarla müşavere et. Bir kere de karar verip azmettin mi, artık Allah’a tevekkül et, (ona dayanıp güven). Şüphesiz Allah, tevekkül edenleri sever” (Âl-i İmran, 3/159).

Eleştirilen kişi, eleştiri üslubu ne olursa olsun eğer doğruluk arayışında ise öncelikle konuya odaklanmalıdır. Eleştiri getirenin kim olduğu değil, ne dediği önemlidir.

– Eleştiri, ne kadar içten ve samimi olursa, başka bir anlatımla, ne kadar Allah rızasına yönelik olursa, o kadar verimli olacaktır. Eleştirilen kimse, eleştirenin iyi niyetini anlamalı, samimiyetini görmelidir. Aksi takdirde muhatap, savunma pozisyonuna geçebilir.

– Eleştiri; somut bir kişi, kurum veya insanların değer verdiği sembole hakaret, sövgü içermemelidir. “Onların, Allah’ı bırakıp tapındıklarına sövmeyin, sonra onlar da haddi aşarak, bilgisizce Allah’a söverler. Böylece her ümmete yaptıklarını süslü gösterdik. Sonra dönüşleri ancak Rablerinedir. O, yapmakta olduklarını kendilerine bildirecektir” (En’am, 6/108).

– Eleştiriden rahatsız olmamak gerekir. Kendine güvenen kişiler, eleştiriden rahatsızlık değil, memnuniyet duyarlar. Çünkü bunun, birçok faydası olabilir. Çok zaman, nice yanlış anlamalar, eleştiri sayesinde açığa kavuşur ve yeni dostlukların oluşmasına sebep olabilir.

– Karşı tarafı dinlemek gerekir. Peşin hüküm ve önyargıyla yapılan eleştiriler, sorunu çözmek yerine daha da ağırlaştırır.

– Eleştirmeden önce empati yapılmalıdır. “Ben onun yerinde olsaydım ne yapardım; o benim yerimde olsaydı nasıl davranırdı?” soruları düşünülmelidir.

– Muhataplar, iyice tanınmalı, onların algı, anlayış, kavrayış ve vasıfları göz ardı edilmemelidir.

– Eleştirirken, hassasiyet yansıtılmalı ama asla taassuba kapı açılmamalıdır.

– Eleştiriyle tekfircilik birbirine karıştırılmamalıdır. Bu konuda İmam Ebu Hanife, çok güzel bir ölçü koymuştur: “Tenzilin inkârı söz konusu değilse, tevilin inkârı tekfiri gerektirmez.” Yani açıkça bir ayeti, nassı inkâr etmedikçe, yorumundan dolayı bir mümin tekfir edilemez.

 

REMZİ KORKMAZ

[1] 16 Nisan 2021 Cuma tarihinde gerçekleşen, çevrimiçi konferansın özet metnidir.