Eğitim, tüm ülkeler için hayati bir meseledir. Bu nedenle bugün en çok üzerinde konuşulan, tartışılan konuların başında gelmektedir. Ülkelerin gelişmişlik düzeyi eğitimle paralel olarak değişir. Bir medeniyet için varoluşsal mesele olarak görülen eğitim, gelecek nesillerin şekillenmesinde kilit rol oynamaktadır. Bu nedenle eğitim sorunu halledilmeden diğer sorunların hiçbiri çözülemez.

Eğitim sözcüğünün İngilizcesi education-Latince ‘Educere’den gelir. ‘Educere’ sözcüğü, hem bitki ve hayvan hem de çocukların bakım ve yetiştirilmesi anlamlarında kullanılırdı. İngilizcede de bu kelime genel manada, çocukların ve hayvanların yetiştirilmesi anlamında kullanılmaktadır. Türkçede, ‘eğitim’ 1940’larda maarif, tedrisat, talim ve terbiye gibi sözcüklere karşılık gelecek şekilde ortaya çıkar. Türkçe ‘eğmek’ kökünden türemiştir. Bu kök, bükmek, uygulamak, öğretmek, yetiştirmek, geliştirmek, alıştırmak, egemenlik altına almak, yenilgiye uğratmak, kırmak ve yönlendirmek gibi anlamlara gelir.

Ülkemizdeki en yaygın tanıma göre eğitim; “Bireyin davranışlarında kendi yaşantısı yoluyla kasıtlı olarak istendik yönde değişiklik meydana getirme süreci” olarak ifade edilmiştir.

Ziya Gökalp, eğitim kelimesini “Bir toplumda yetişmiş neslin, henüz yeni yetişmeye başlayan nesle fikirlerini ve hislerini vermesidir” şeklinde tanımlar. Platon eğitimi, “bedene ve ruha mükemmellik vermek” olarak tanımlarken Çiçero ise eğitimi “çocuğu insan haline getiren sanat” olarak açıklamıştır.

Dünyaca ünlü psikoloji profesörü Abraham Maslow, “Tüm hayat eğitimdir. Herkes öğretmendir ve herkes sürekli olarak öğrencidir.” Demekle “hayat” ile “eğitimin” ahenkli bütünlüğünü özet şekilde açıklamıştır.

Eğitimi, peygamber düzeyinde ele aldığımızda da, “tebliğ” etmek manasına gelir. Böylece öğretim de eğitim içine girmektedir. Tebliğ, hem eğitimi hem de öğretimi içine alır.
Mâverdî, “Eğitim bir direktir. Allah onunla akılları kuvvetlendirir. Bir süstür, nesebi kaybolmuş olanları Allah onunla süsler” der. Bir taraftan insanın istidat ve kabiliyetlerini kuvvetlendiren, bir yönden de insanın pespayeliklerini örten bir süs olur.
Eğitimin amacı, öğrencilerin yeteneklerini geliştirmek ve onları hayatta başarılı olacak şekilde yetiştirmektir. Öğrenciyi hayata hazırlamayan eğitim modeli başarısız olur.
Eğitim, anasır-ı erbaa’dan sayılan toprak, hava, su ve ateş gibi hayati bir önem arz etmekte. İğne deliği kadar hiçbir boşluk yoktur ki eğitim sistemi lehte ve aleyhte ona nüfuz etmiş olmasın. Üniversitedeki akademisyenlerden, sokaktaki işportacıya kadar her kesim üzerinde kalın veya ince çizgileriyle hep mevcut. Bu sebeple hayatın her safhasıyla ilintili olan eğitime hiçbir toplum burun kıvıramamıştır. O halde üzerimizde derin izler bırakan eğitimden beklentimiz neler olmalıdır? Meslek sahibi olmak, başarıya koşmak, paraya tutunmak mı, kariyer mi, estetik duygulara sahip olmak mı? Olaylara geniş bir perspektiften bakabilme sezgisi mi yoksa? Yahut da ön yargının prangalarından kurtulup bağımsız bir kafa yapısıyla düşünebilmek mi? Kuşkusuz hepsine evet. Yalnız asıl “evet”i hak eden bir başka amaç daha vardır:
Eğitim uzun süreçli bir yol olduğundan yaz-boz anlayışı verimsizliği beraberinde getirmiştir. Maalesef ülkemizde ne kaliteli bir müfredat ne de kaliteli bir eğitim programı oluşturuldu. Esnek olmayan tek tipçi, tornadan çıkmış insan profili öngören, ülke içindeki farklı etnik ve inanç kesimlerini yok sayan bir anlayış dayatılmıştır. Yetenekleri ve yaratıcılığı körelten, yenilikçiliğe kapalı analitik düşünmekten uzak bireyler yetiştirdi. Artık sık sık değişmeyen, çağın sorunlarına cevap verecek ve toplumun tüm kesimlerini temsil edecek bir müfredat gereklidir.
Eğitimin en önemli görevi değerleri olan bireyleri hayata hazırlamak toplum ihtiyaçlarını karşılamaktır. Yetişmiş birey toplum için en gerekli ihtiyaçtır. Bu yönüyle eğitim, toplumun temeli olarak ortaya çıkar. Öncelikle ailede, daha sonra okulda gerçekleşir. Bu açıdan önce ahlak ve değer, ikinci olarak da bilim ve teknik eğitimidir. Camilerin de eğitim amaçlı kullanılabileceğini belirtmiştir. Eğitime yatırım yapmadan yapılan bütün yatırımların eksik ve sonuçsuz kalacaktır. Aliya, İslam Deklarasyonu’nda şöyle der: “İslam dünyasının şu an bulunduğu aşağı durumdan hızlı bir şekilde kurtulması için birlik ve beraberliğin yanında, öğretim ikinci ve en önemli etkendir.”
Eğitim bir süreçtir. İnsan değişimi ve dönüşümü de bir süreçtir. Eğitim ve bilgi inanılan ve yaşanılan bir forma dönüşür. Ancak bu şekilde eğitimli insanlar kitap yüklü merkep olmazlar.
Seküler eğitimden, manevi eğitime yönelmek zorundayız. Manevi eğitim olmazsa, hileci ve şüpheci bir toplum ortaya çıkar.
Eğitim: Kalem, defter, kitap, okul, müfredat, tablet ve bilgisayar demek değildir. Eğitim, bütün bunlarla asla alâkası olmayan başka bir şeydir. Eğitim, hayal gücünün sınırlarını zorlamak, öğrenciyle tıpkı bir sanatkâr gibi, bir heykeltraş gibi ilgilenmek, öğrenciye vizyon kazandırmak, öğrenciye sürat kazandırmak, öğrenciyle uyum, öğrenciyle senkronizasyon ve öğrenciyi merkeze almaktır. Bunu anlamak isteyenler, Mimar Sinan’ı, Yunus Emre’yi, Newton’ı, Edison’ı, Einstein’ı, Heisenberg’i… Onların hayatlarını ve eserlerini incelesinler.
Gerçeği, hakikati arama eğilimini güçlendirmeyen eğitim, ne kadar eğitir? Anlamsız ve amaçsız bir eğitim, eğitim midir? İnsanı, Allah’a arama yolculuğuna çıkarmayan eğitime eğitim denir mi? Bu sorular, eğitimin merkezinde olmak zorundadır.
“Allah’ı” hesaba katmayan bir eğitim sistemi, “Kuranı” referans almayan bir ahlak anlayışı, “Peygamberi” ıskalayan bir terbiye modeli bir çok felaketin, facianın habercisi değil midir?
Sistemin sihrini bozacak, büyüsünü çözecek sahici bir eğitim. Müteal değerlerden beslenecek, ruhun açlığına, kalbin boşluğuna cevap verecek bir muhteva ve mahiyete sahip eğitim çalışması. İrfan, beyan, burhan içeren; hikmet, hakikat, marifet yüklü bir açılım.
İşte görüyoruz; mesnedi uhrevi olmayan tüm eğitim modelleri geri tepiyor.
Ahiret penceresinden bakıp hayatı öylece anlamlandıracak, seküler çıkarlara düşmeden vahyi, gaybi iletişimini güçlendirecek bir eğitim yükümlülüğü altındayız.
Hayatımızda cirit atan batılların, içimize sinen kirlerin ruhumuza sirayet eden çarpıklıkların ve çirkinliklerin, İslam`ın duru ve diri mesajı ile giderilmesi gerekiyor.
İşte bunun için özgün eğitim diyoruz.
Bu amaca yönelik İslami endişesi olan herkesin ve her kesimin; cemaat, cemiyet, vakıf, dernek, dergah, kurum, kuruluş kim varsa, eğitim sorununu öncelemeleri gerekiyor.
Çünkü özgün eğitim dediğimiz konu, ibadî bir sorumluluktur. Bize emanet edilen nesillere karşı ertelenemez bir farizadır.
Bu çerçevede ne yapılabilecekse; ev okulu, aile okulu, yaz okulu, ana okulu, medrese, kurs, yurt, kamp, özel okul, etüt merkezi, dershane, enstitü, akademi, mescit, cami, ev sohbeti, ders halkaları, kültürel çalışmalar, ortak okumalar, sosyal faaliyetler, spor kompleksleri, kır gezileri, seyahat, sürekli güncellenerek, derinlik ve nitelik kazandırılarak sürdürülmelidir.
Her yapı bir okul; her ev bir eğitim ocağı olmalıdır.
Asıl eğitim okul saatleri dışında başlamalıdır. Hayatımızı mektepleştirerek gelecek kuşaklara ciddi bir miras ve oturmuş bir gelenek bırakabiliriz. İnsanlarımız düzenin insafına terkedilmemelidir.
Eğitim İslam’da Bir zorunluluktur. Hz. Peygamber bir hadisinde;”İlim tahsili her Müslüman için bir görevdir” buyurmuş, bir başka hadisinde ise; “Beşikten mezara kadar ilmi arayınız” tavsiyesinde bulunmuştur. Müslüman İspanya’nın medreselerinin kapılarında ise şu levha yer almıştır: “Dünya yalnızca dört sütun üzerinde durur: Alimlerin ilmi, büyüklerin adaleti, doğruların duası ve yiğitlerin kahramanlığı”. İslam ülkelerinde eğitim, küçük yaşlardan itibaren önce aile içerisinde, sonra küttablar (temel eğitim kurumları)’da, camilerde, medreselerde ve araştırma merkezlerinde veriliyordu. Bu eğitim erkek çocuklarını olduğu kadar, kız çocuklarını ve yetişkinleri de içine alıyordu.
İslami eğitimi ve onun metotlarını daha iyi anlayabilmek için Allah’ın “Rab” ismini bilmek elzemdir. Çünkü Rab ismi eğitimle yakından ilgilidir. Müslüman eğitimciler İslam’ın öngördüğü eğitim biçimini tanımlarken Allah adına terbiye eden, öğreten anlamına gelen “Rabbânî eğitim” ifadesini kullanırlar.
İslami eğitimin hedefi en yalın şekilde ifade edilecek olursak: “İnsanı dünya ve ahirette en iyi, en yararlı, en hayırlı ve en güzel olana ulaştırmaktır. İslami eğitim, düşüncede, inançta, ahlakta ve duygularda; bunun yanında iş ve davranışlarda Müslüman insanın oluşmasını sağlamaktır. Yani İslami eğitimin amacı “Salih insan” yetiştirmektir.
İslami eğitim metodu; İslam’ın mesajının yeryüzünün her köşesine yayılmasını ve tüm insanlığa ulaşmasını amaçlar. İslami eğitim Yeryüzünde ne kadar tağut varsa, müstekbir ve zalim varsa hepsinin İslam karşısında diz çöktürecek özgüveni yerinde, imanlı, vahyi kuşanmış, adil nesiller yetiştirmeyi amaçlar. İslami eğitim metodunun asli gayelerinden biri de “Yeryüzünde fitne (şirk ve küfür) kalmayıp, din yalnız Allah’ın oluncaya kadar cihad etmektir”. (Dr. A. Halim Mahmud, Müslüman Kardeşlerin Eğitim Metodu)
Beşir Eryarsoy hocamızın ifadesiyle, ümmetin inşa etmekle sorumlu olduğu medeniyetimizin bir eğitim metodu ve gayesi vardır ve bu gaye: “Görev ve sorumluluklarını yerine getirebilecek keyfiyet ve şahsiyete sahip, ahlaki değerleri özümsemiş, insanlığa mesajını her şart ve durumda en yetkin bir surette ulaştırabilecek kimlikli, kişilikli, fedakâr, ‘nitelikli insanlar’ yetiştirmek olmalıdır.” (Beyanımız, syf: 73)
Ne mutlu İslami eğitimin aydınlığında nesillerini hayr üzere yetiştirenlere, ne mutlu Kuran ve Sünnetin ışığında Müslüman şahsiyetler ile geleceğini inşa edenlere.

İDRİS KERİMOĞLU