Gayesi insan olanın, her zaman gündeminde olan bir kavramdır eğitim. Eğitimle insana güzel hasletler kazandırmak; aileye, topluma, devlete yararlı birer insan yetiştirmek amaçlanır. Dolayısıyla tüm uğraşların başında hep eğitim olmuştur. Ailede, okulda, çevrede bu hep böyle olmuştur. Aileyi yönetenlerin de devletleri idare edenlerin de öncelikleri hep eğitim olmuştur. İyi bir evlat, iyi bir vatandaş yetiştirmek için eğitime her şeyden daha çok önem verilmiştir. Eğitime verilen bu önem, hiçbir zaman azalmamıştır. Hz. Âdem ile başlayan insanoğlunun serüveni, yine Hz. Âdem’in Allah tarafından eğitilmesiyle başlamıştır. Sonrasında Hz. Âdem’in çocuklarını eğitmeye çalışması gelmiş ve bu eğitim maratonu, Allah tarafından birer uyarıcı ve eğitici olarak gönderilen peygamberlerin, inanmayanları uyarması ve inananları eğitmesiyle devam etmiştir. Yaratılıştan bugüne eğitime verilen önem, artarak devam etmiştir. Tarihteki örnekler ve günümüzde gelişmişliği yakalayan ülkelerin durumları bize açık bir biçimde gösteriyor ki; nesillerini iyi bir biçimde eğitebilmiş toplumlar, hem refahı yakalayabilmiş hem de bir medeniyet inşa edebilmişlerdir.

Bireyler, toplumlar, devletler nezdinde bu kadar büyük bir önemi haiz olan eğitimin, üzerinde yükseldiği çok önemli bir unsur vardır: edep. Eğitimle amaçlanan asıl nokta, bireyin; küçüğüne, büyüğüne, güçsüze, yoksula kısacası insana karşı edepli olması, kendisinin ne olduğunu unutmamasıdır. Halk arasında da ilim ehli arasında da edep, eğitimin öncelikli amacı olmuştur. Okuma yazma faaliyetleriyle henüz tanışmamış çocuğun ilk gördüğü ders, edeptir. Nerede, nasıl davranması gerektiğini öğrenmesidir asıl olan. Yine nefsini eğitme, ona edebi öğretme yoluna giren zahidin karşısına çıkan ilk düstur, “edep ya hu”dur. Ferdin, ailesine karşı tutum ve davranışlarında, devlete karşı ödevlerini yerine getirmede ön plana çıkan, yine edeptir. İyi bir evlat, sorumlu bir vatandaş, merhametli bir ebeveyn, hep edebi öne geçirendir.

Eğitim konusu, sadece aile bireylerinin, yöneticilerin gündeminde yer almamıştır. Pek çok yazar ve şair de eğitime yönelmiş, bu konuyu kendi sanatlarınca ele almaya çalışmışlardır. Eğitim üzerine makaleler de yazılmış; deneme, roman, hikâye de… Ancak bunlardan daha etkili olan bir diğer sanat dalı ise şiir olmuştur.

Türk edebiyatının hemen hemen bütün edebî geleneklerinde okuyucunun faydalanmasını, eğitilmesini amaçlayan didaktik şiirler yazılmıştır. Halk edebiyatı geleneğinde kendine özgü bir yeri olan Karacaoğlan:

“Mecliste arif ol kelamı dinle

El iki söylerse sen birin söyle”

dizeleriyle eğitimin önemli aşamalarından biri olan dinlemeyi, az konuşmayı tavsiye etmiş, üzerinde önemle durmuştur.

Türk edebiyatının mihenk taşlarından biri olan Mehmet Akif Ersoy’un da şiirin güçlü etkisinden yararlanmaya çalıştığını görüyoruz:

“Ne odunmuş babanız: Olmadı bir baltaya sap!

Ona siz benzemeyin, sonra ateştir yolunuz.

Meşe hâlinde yaşanmaz, o zamanlar geçti;

Gelen incelmiş adam devri, hemen yontulunuz.

Ama dikkatli olun: Bir kafanız yontulacak;

Sakın aldanmayın: İncelmeye gelmez kolunuz!”

İstiklal Marşı şairi, kişinin kendisini zamanın ölçülerine göre tekrar şekillendirmesi gerektiğini; ancak bu şekillendirmenin, sadece kafada olması gerektiğini dile getirmiştir.

Türk edebiyatının bir diğer önemli şahsiyeti olan ve özellikle tasavvufi şiirleriyle asırlar sonra bile kendinden söz ettirmeyi başaran Yunus Emre’nin dizelerinde de eğitici bir yön olduğunu görürüz:

“İlim ilim bilmektir

İlim kendin bilmektir

Sen kendini bilmezsen

Ya nice okumaktır”

 

Bu dizelerle, nefsi terbiye etme yolunda önemli bir ders verme noktasındadır Yunus Emre. İlmin, insanı eğitmede bir etken olması gerektiği hususuna etkili bir üslupla değinmektedir.

Tasavvufi halk edebiyatının önemli isimlerinden bir diğeri olan Erzurumlu İbrahim Hakkı da eğitimi, şiir yoluyla verme yolunu seçiyor:

“Hak şerleri hayr eyler

Zan etme ki ğayr eyler

Ârif ânı seyr eyler

Mevlâ görelim neyler

Neylerse güzel eyler”

Allah’ın evreni yaratması karşısında insanın takınması gereken tutumun ne olduğunu, yine şiirsel bir dille aktarır okuyucusuna.

Eğitimin, bilhassa edebin merkeze alındığını görürüz edebî eserlerde. İnsanın eğitilmesiyle toplumun çok daha sağlıklı bir yapıya kavuşacağı düşünülmüş, dolayısıyla da bireyin eğitimine ayrı bir önem verilmiştir. Bireyin eğitiminde ise birinci sırayı, canlı cansız herkes ve her şey karşısında takınılacak edepli tutum almıştır. Bir başka şiir örneğinde, bu tutumun, edebin ne kadar önemli olduğu bir kez daha vurgulanmış oluyor:

“Edep bir tac imiş nur-ı Hüda’dan

Giy ol tacı emin ol her beladan”

Edebi, her şeyden önce ve üstün tutmuş edebiyatçılarımız. Bu durumu farklı farklı dizelerde, tekrar tekrar dile getirmişlerdir. İşte onlardan bir tanesi daha:

“İlim meclisine girdim; eyledim, kıldım talep

İlim ta geride kaldı; illa edep, illa edep”

Her ne şekilde ve nerede olursa olsun, ister edebiyatta ister ailede ister okulda hiç fark etmez, eğitim, her zaman önemini korumuştur ve korumaya devam edecektir. Tüm bunlardan anlamamız ve çıkarmamız gereken şey, eğitimin her yaştaki insan için gerekli olduğu, eğitimi olmayan bireyin, hiç kimseye bir faydası olmayacağıdır. Dolayısıyla eğitime hak ettiği gerçek değeri verme noktasında hassasiyet göstermemiz gerekir.

Taşkın ÖNEL