Ebeveynlik Üzerine

Müslüman bir şahsiyet… Şuurlu, dirayetli ve fedakâr… Camia içinde karakteri ile takdir edilen, her vazifeye koşan, yükten kaçmayan, sorumluluk alan, yerin aşağılık nizamını reddedip göğün şerefli düzeni için mücadele eden bir Müslüman…

Hepiniz takdir ettiniz değil mi? Tam olması gereken bir şahsiyet… Dava adamı… Tüm Müslümanların arzusu… Ama o da ne, bir sorun var! Evlatlarına bakıyorsunuz bambaşka bir dünya… Ebeveynlerinden çok farklı… Hiçbir gayesi yok, dava adamlığı önemsiz onlar için… Okumak, fedakârlık yapmak, kendini insanların ıslahına adamak ruhlarını iten bir kuvvet değil… Çoğu kendi halinde sıradan insanlar gibi… Bir kısmı daha uç, tam kötü yolda; çok az bir kısmı ise ebeveyninin yolunun yorgun yolcusu… Hemen üzüldünüz değil mi? Kendini davasına adamış bir ebeveyn için en kötü sonucun evlatlarının aynı çizgide olmayışı… İmtihan dediniz tıpkı Hz. Nuh (a.s.) gibi… Peki, gerçekten öyle mi? Bu, sadece imtihan mı? Öyleyse bugün neden birçok şuurlu Müslüman ebeveynin evladı böyle? Hz. Nuh, bir istisna ama oysaki peygamberlerin çoğunun evlatları da peygamber. Evlatları peygamber olmayanlar için de bu durumun bir başka örneği var mı?

O halde bu duruma basit bir şekilde imtihan deyip üzerinden geçmek, koca bir İslam tarihinde birkaç istisna olay üzerinden kendimizi temize çıkarmak olabilir mi?

Evet dostlar, bu çok ciddi bir mesele ve bizim bu durumun bir tek sebebi olduğunu ifade etmemiz, cüretkar bir görüş olur. Onun için bu durumun en büyük nedenlerinden birini yazımızda izah etmeye çalışacağız:

Bugün insan davranışlarına yön veren, insanın kendisini, çevresini ve olup biteni bilme, tanıma ve algılama olarak ifade edebileceğimiz bilinç ile alışkanlık davranış kalıplarımızı yönetenin otomatik pilot olan bilinçaltı olduğunu biliyoruz. Tüm araştırmalar, davranış ve duyarlılığımızı şekillendiren ana unsurumuzun bilinçaltımız olduğunu söylemekte… Yani sizi siz yapan, derinlerdeki inancınız, alışkanlıklarınız, hayatınıza yön veren davranışlarınız, öfke, korku, açlık gibi zor anlarda ortaya çıkan benliğiniz ve bilinçaltınızdır. Bu konu hakkında daha fazla bilgiyi okuyucunun araştırma kabiliyetine bırakarak konumuza dönecek olursak; çoğu kişinin Müslüman olduğunda yaşadığı İslamî dönüşüm, bilinç düzeyinde kalmaktadır. (Burada, Müslüman olmaktan kastımızın, İslam’ı bir hayat düsturu edinme şuuruna sahip olmak olduğunu ifade edelim.) Bilinçaltına inmeyen Müslümanlık; ana davranış kalıplarını, ruhun derinliklerinden gelen davranışları, atalardan miras alınan benliğine aksettirmemektedir. Bu nedenle zor ve çetin anlarda otomatik pilotun devrede olduğu bilinçaltı yönlendirmelerinde kişinin eylemi İslamî değil mirasî olmaktadır.

Peygamberleri inceleyecek olursak; onların İslam’ı hayat biçimi edinme deneyimlerinin, zihinlerinin her tarafını kuşattığını görürüz. Hem düşünen, iletişim kuran, sosyal hayata yön veren meselelerde hem de öfke, korku, açlık, zorluk, yalnız kalma gibi otomatik pilotun devrede olduğu tüm anlarda İslamî bir yaşam ve davranış görüyoruz. Hiçbir hal ve şartta peygamberlerin davranışlarının Müslümanca olmadığını göremezsiniz, bu konuda peygamberler benzersiz örnektirler. Bu yüzden kendileriyle kısa bir an bile geçirmiş kişiler üzerinde çok derin izler bırakmaktadırlar. Hepimizin bildiği üzere İslam, bir teori inancı değil, yaşam biçimidir; en güzel öğretme yöntemi de yaşayarak öğretmektir. Bu yüzden onlarla zaman geçirenler, zihinlerinin en derinliklerinde olsa bile İslamî bir dönüşüm yaşarlar. Sahabeye baktığımızda ise onların da “bilinçaltlarını Müslümanlaştırdıklarını” görüyoruz. Hepimiz, sahabenin Kur’an ayetlerini beşer beşer öğrendiğini yahut Hz. Ömer’in Bakara suresini on üç yılda tamamladığını okumuşuzdur. Burada yapılan yorum; böyle olmasının nedeninin öğrenilen ayetleri hayatlarına aktarmadan başka ayetleri öğrenmemeleri olarak ifade edilmektedir. Bu yorum, doğru olmakla beraber eksik kalan yönü şudur ki; bu ayetleri, zihinlerinin derinliklerine işlemeleri idi. Yani cahiliye döneminde atalarından miras aldıkları bilinçaltı dönüşümünü tamamlıyor, öylece geçiyorlardı sonraki ayetlere. Örneğin; “namazı ikame edin” ayetini okuduklarında, bilinçleri namazın önemli olduğunu, aksatılmaması ve geciktirilmemesi gerektiğini artık bilmiş oluyor. Bugün çoğumuz da bunu bilmemize rağmen zaman zaman aksi durumlara düşmekten kendimizi alıkoyamıyoruz. İşte nedeni, bilinçaltımıza bu durumu kabullendirememektir. Bu, “öğrendim bitti” meselesi değil, üzerinde zaman, emek, çaba ve gayret harcanması gereken bir meseledir.

Bu minvalde bugün Müslüman ebeveynlerin çoğu; İslami bilinç düzeyinde kaldığı için, kişinin bilincinin devrede olduğu anlarda güzel bir Müslüman portresi çizebiliyor. Sohbette bilgili… Dostlarıyla ilişkide mütevazı… İşteyken çalışkan… Fedakârlıkta öncü… Tüm bunlara dikkat ederseniz bilincimizin devrede olduğu anlaşılır. Oysa ebeveyn, evde çok farklı… Evet, namaz kılıyor, Kur’an okuyor, çocuğuna nasihat ediyor. Ancak öfkeliyken, açken, zorluk içindeyken ve yalnızken, otomatik pilotun devrede olduğu anlarda Müslümanca davranamıyor. Başkalarının göremediği yüzünü, evlatları görüyor… Ve unutulmamalı ki çocuklar, ebeveynlerinin sözleri ile değil, davranışları ile ahlak edinip bilinçaltlarını şekillendirirler. Örnek verecek olursak; eşinizle yaşadığınız şiddetli bir tartışma sonrası veya çocuğunuza kızgınlığın ertesi içsel dünyanızda derin bir burukluk hissedersiniz sakin ve normal zamanda (bilinç devredeyken) söyleyemeyeceğiniz birçok şeyi söylemiş oluyorsunuz. Her seferinde Peygamber’in (sav) hayatını ve hadislerini okuyor, “O olsa nasıl cevap verirdi” diye düşünüyor kendinize kızıyorsunuz. Ama benzeri bir olayda, benzeri reaksiyonu veriyorsunuz. İşte tam olarak kastettiğimiz gerçek, budur. Bilinçaltınızı önce tanımalı, daha sonra ise onu Müslüman yapmalısınız.

Sonuç olarak; Müslümanlar, İslam’ı hayat prensibi edinme dönüşümünü sadece bilinç düzeyinde değil, ruhlarının derinliklerinde de, en karanlık yerleri bile aydınlatacak şekilde gerçekleştirmek, bunun için çok çaba sarf etmek ve gayret etmek mecburiyetindedirler. Her bir Müslüman, yüzde kaç Müslüman olduğunu tespit edip şuuraltını İslam’a davet etmeli ve onu Müslümanlaştırmalıdır. Ondan sonra emin olun; evlatlarınız, çok daha az çabayla çok daha güzel Müslüman olacaklardır. Onlara verebileceğiniz en büyük miras, “bilinçaltı Müslümanlığı” olacaktır.

 Dr. Hüseyin Durmaz

doktordurmaz.02@gmail.com