davetci

“Biz, gökleri, yeri ve bu ikisi arasındakileri eğlence olsun diye yaratmadık.” (Enbiya 16)

GİRİŞ

Vahiy, özü itibariyle ulaştığı her yerde iktidar olmak ister. Küçükten büyüğe doğru gidersek; önce birey, sonra aile ve daha sonra toplum üzerinde bir iktidardan bahsediyoruz.

Vahiy, önce yüreklere seslenir. Eğer yürekte muktedir olmuşsa sonrasında ilk hakimiyetini aile üzerinde gerçekleştirmek ister. Çünkü aileler, toplumu meydana getirir. Aileye hakim olunamamışsa topluma hakim olmaktan bahsetmek abesle iştigaldir. Fert ve aile hâkimiyetini gerçekleştirmemiş ve fakat toplum/devlet iktidarı elinde olan bir sistemden bahsediyorsak, dersimiz zulüm ve tasallut demektir.

Allah Teâlâ, vahyini, hâkim kılmak üzere peygamberleriyle insanlığa ulaştırdığında toplumlar farklı tepkiler vermişlerdir. Allah Teâlâ’nın yardımı, peygamberlerin azmi, fertlerin ve toplumun yapısı ve fiziki şartlar gibi pek çok neden ve etken, bahsettiğimiz hâkimiyetin şekli ve imkânı üzerinde rol oynamıştır.

İlahi iradenin hâkimiyeti için peygamberlerin yürüttüğü tebliğ ve davet çalışmalarını, hitap ettikleri zaman ve mekânda sonuçları itibariyle değerlendirdiğimiz bu yazımızda, davet ve netice ilişkisini ele aldık. Bugünün peygamber takipçilerine, davetçi – davet – toplum – sonuç denkleminde, peygamberler tarihinden bir hakikat göstermek istedik.

Kur’an-ı Kerim’de peygamber kıssalarının yer almasının en önemli gerekçeleri arasında, davetçinin gönlünün ve zihninin tatmin edilip güçlendirilmesi gösterilmiştir. Bu kıssalar incelendiğinde, tüm peygamberlerin vazifelerini eksiksiz olarak yerine getirdikleri görülür. (1) Zaten bu yazının konusu da peygamberlerin davet başarısını değil, başarılı bir davetin sonucunda vahyin bireye, aileye ve topluma hakimiyet kurup kuramadığını ele almak ve değerlendirmekten ibarettir.

A- PEYGAMBER VE TOPLUM İLİŞKİLERİ

     1- Peygamber

Kur’an-ı Kerim’de peygamberler, nebi veya rasul sıfatlarıyla adlandırılmışlardır. Allah Teâlâ peygamberlerini vahyin özü merkezli değerlendirmelerde Nebi; Allah – peygamber – toplum merkezli değerlendirmelerde Rasul olarak tanımlamıştır.

Allah Teâlâ, meleklerden de insanlardan da peygamber seçebilecekken (2) bizler gibi bir insanı (3), hem de ölümlü bir varlığı (4), içimizden birini (5), görevinden ve yaptıklarından sorumlu olmak üzere (6) ve elbette kimi peygamber seçeceğini en iyi bilen olarak (7) insanlığa haberci/elçi olarak göndermiştir.

Hamurunda toprak olan insan, biyolojik yapısında olduğu gibi ruh dünyasında da ahlakıyla ve imanıyla çeşitlilikler gösterir. Allah Teâlâ’nın, yoldan ayrılmış/yolunu kaybetmiş kullarına peygamber olarak gönderdiği tüm nebi/rasuller, bu çeşit malzeme üzerinde çalışmışlardır. Kur’an-ı Kerim’in bize tanıttığı yoldan çıkma modellerinin başında, inkâr ve isyan bulunmaktadır. İlahi vahiy de merkezine imanı ve özellikle Allah’a ve Ahiret Gününe İmanı esas alarak toplumlara ulaşır.

     2- Toplum

Tüm peygamberler, görev yaptıkları toplumlarda iman sorunlarıyla uğraşmışlardır. Çünkü tüm ilahi ahlak ve taabbut (kulluk) kurallarını alt üst eden gerçek, akide rahatsızlıklarıdır.

İlahi vahyin ve iradenin özü, Allah’a ve Ahiret Gününe iman hakikatidir. Diğer iman esasları, bu iki ana esas etrafında şekillenmişlerdir. Gerçek şudur: Allah vardır, birdir/tektir, yegâne ilah ve rabdır; bu anlamda insanlar, Allah Teâlâ’ya kulluk etmelidirler. Allah Teâlâ’ya imanın ve kulluğun neticesi, olumlu veya olumsuz ölçekte ahiret hayatında cennet ve cehennemdir. İşte insanlar, bu iki gerçeği kavramakla, inanmakla sorumludurlar. Hanif dinin temeli de budur. Kitaplara, peygamberlere, meleklere, kaza ve kadere iman ise bu iki ana damarı besleyen, içeriği dönemine göre değişebilmiş akide başlıklarıdır.

Kur’an-ı Kerim’de peygamberlerin muhatabı olan toplumları değerlendirdiğimizde, genelde iki yapılanmayla karşılaşıyoruz:

  • Allah’ı bırakıp başka rabler ve ilahlar bulmuş sapkın toplumlar.
  • Hakikatle ve hatta kitap ve peygamberlerle birlikte olmalarına rağmen ahlaksızlığın dibini bulmuş ve Allah’ı unutmuş toplumlar.

Her iki halde de peygamberlerin ana hedefi, Allah Teâlâ’nın hakkıyla takdir edilmesi ve ahiret bilincinin oluşturulması olmuştur.

B- PEYGAMBERLERİN DAVETİ VE BAŞARI

  • Peygamberler ve Davet Atlası

Konunun tam bu noktasında, tekrar şu gerçeğin altını çizmeli ve hakkını teslim etmeliyiz: “Allah Teâlâ’nın görevlendirdiği tüm peygamberler, görevlerini hakkıyla yerine getirmişlerdir. Bu anlamda davetçi peygamberler, başarılıdırlar.”

Ancak peygamberlerden bazısının, başarılı davet çalışmaları sonucunda vahyin toplum hâkimiyetini gerçekleştiremediğini görüyoruz. Elbette Allah Teâlâ’nın istediği şekilde ortaya tüm gayret konmuş; fakat toplum istenilen yönde değişime direnmiş ve İslam’ın hâkimiyeti mümkün olmamıştır.

Şimdi, ana hatlarıyla Kur’an’da bizlere tanıtılan peygamberlerin davetine ve vahyin toplum hâkimiyeti ölçeğinde başarı durumlarına göz atalım:

  • Peygamberler ve onlara inanan tüm kadrolar, azimle çalışırlar. Fakat müşrik ve ahlaksız toplum, vahye direnir. İman ve İslam hakikatı bazı gönüllere hâkim olarak kalırken, vahiy topluma hâkim olamaz. Nuh, Hud, Salih, Lut, Şuayb, İlyas, Zekeriyya, Yahya ve İsa Peygamberlerin (salât ve selam üzerlerine olsun) daveti bu şekilde değerlendirilebilir.
  • Peygamberler ve onlara inanan tüm kadrolar, azimle çalışırlar. Çalışmalarının karşılığını zafer ve başarı olarak alırlar. Bu anlamda vahiy, topluma hâkim olmuştur. Davut, Süleyman ve Muhammed Peygamberlerin (salât ve selam üzerlerine olsun) daveti bu şekilde değerlendirilebilir.
  • Peygamberler ve onlara inanan tüm kadrolar, azimle çalışırlar. Fakat toplumun şirk ve ahlaksızlık problemi karşısında davet yön değiştirir. Bulunduğu toplumun dışında başka bir zaman ve mekânda vahiy, topluma hâkim olur. Yunus, İbrahim, Musa ve Harun Peygamberlerin (salât ve selam üzerlerine olsun) daveti bu şekilde değerlendirilebilir.

Anılan peygamberlerin dışında Âdem, İdris, İsmail, İshak, Yakup, Yusuf, Eyyüp, Zülkifil ve Elyesa Peygamberlerin (salât ve selam üzerlerine olsun) davet mücadelesi hakkında net bir bilgiye sahip değiliz. Kur’an ve Sünnette bu peygamberlerin mücadelesini ortaya koyabilecek yorumlar yapılabilirse de dava ve toplum hakkında açık sonuçlara ulaşamıyoruz.

  • Davet ve Başarı Atlası Neyi İfade Eder?

Amacımız, elbette peygamberlere bir karne vermek değildir. İlahi vahye mazhar ve muhatap olmuş peygamberlerin davetlerinin modern dönemde bizlere her yönüyle örnek mesajları vardır. Bu anlamda peygamberlerin davet tarihi, günümüz İslam Davetçilerine ana hatlarıyla şunları söyler:

  • Davetin konusu vahiy, topluma asla değiştirilmeden ulaştırılmalıdır.
  • Davet bir süreçtir; vazgeçmek, oyalanmak mümkün değildir.
  • Davetin şekli; konusu olan vahiy gibi ilahi ve rabbanidir.
  • Davetin sonucunda başarı ve zafer elbette önemlidir. Fakat başarılı bir davet çalışması, zafersiz de ilahi rızaya uygundur.
  • Davet sonucunda başarısızlık asla zillet değildir. Müslüman, sahip olduğu iman imkanı ile zaten davetine başarı ile başlamıştır.

Sonsöz niyetine:

Ey Rabbimiz, unutur veya yanılırsak bizi sorumlu tutma.

Ey Rabbimiz, bizden öncekilere yüklediğin gibi bize de ağır yükümlülükler verme.

Ey Rabbimiz, güç yetiremeyeceğimiz sorumluluğu bize yükleme.

Günahlarımızı bağışla, bizi affet, bize merhamet et;

Sensin bizim Mevlamız, kâfir topluma karşı bize yardım et.

Âmin.

 

 

Dipnotlar:

1 Peygamberlerden sadece Yunus Peygamberin davetinde bir sorun yaşanmıştır. O da sonuçta davetini tamamlamıştır. (Saffat, 139-148.)

2 Hacc, 75.

3 Kehf, 18.

4 Enbiya, 8.

5 Bakara, 151.

6 Araf, 6; Al-i İmran, 144.

7 En’am, 124.