• Genç Birikim

    Davet Bilinci: Araştırmacı-Yazar Gökhan Durmaz

    - 27 Ağustos 2020

’İNSANLARI ALLAH’A ÇAĞIRAN, SALİH AMEL İŞLEYEN VE BEN MÜSLÜMANLARDANIM DİYENDEN DAHA GÜZEL SÖZLÜ KİM OLABİLİR?’’ (FUSSİLET/33)

Bismillahirrahmanirrahim…

Davet Nedir?

Davet kelimesinin sözlük anlamı; De’ave fiilinden masdar olup çağırmak, nidâ etmek, sevketmek, dua veya bedduada bulunmak; birisini yemek ve ziyafete çağırmak manalarına gelmektedir.
Dini terim olarak da davet ; İslâm dininin esaslarını uygun bir metod çerçevesinde anlatarak insanların onu benimsemelerini ve dinin koyduğu esaslara göre hayatlarını sürdürmeleri için yapılması gereken çalışmalara denir .Cenab-ı Allah(cc) Kur’anı-Kerim’de İslam’a davet emrini; ud’u ( ادْعُ ), enzir ( أَنذِرْ ), belliğ ( بَلِّغْ ) gibi kelimelerle açıklamıştır.
Davet; bir şeye meylettirme bir şeye olan rağbeti artırma işidir. Sizin herhangi birini İslâm’a davet etmeniz, onu İslâm’a eğilimli hale getirmeniz ve onun İslâm’a olan rağbetini artırmanız demektir. İslâm’a davetin söz ile sınırlandırılmaması da bundandır. Davet edilenlerin eğilim ve teşviki için davet sözlü yapıldığı gibi amel ile de yapılır. Demek oluyor ki “davet” hem davranışla hem de sözle yüklenilmelidir. Müslümanın davet ettiği şeyin canlı bir örneğini temsil etmesi, İslâm’ın gerçek sûretini apaçık bir şekilde beyan etmesi kaçınılmaz bir gerekliliktir. Allahu Teâla şöyle buyurmaktadır:
“Salih amelde bulunarak Allah’a davet eden ve Ben Müslümanım diyenden kim daha güzel sözlü olabilir?” ‘’(Fussilet/33)
Diğer bir ayeti kerimede ise; “İşte bunun için (Allah’a) davet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol.”
Bu ifadeler davetçinin davet ettiği şey ile amel etmesinin davetten bir parça olduğunu göstermektedir.
Allah’a davet etmek, müminler için yerine getirilmesi gereken ciddi bir sorumluluk olmakla birlikte davetçiyi Rabbine yaklaştıran bir ibadettir.
Ancak günümüzdeki en temel sorunlardan biri, kullandığımız kavramların gerçek anlamlarını tam anlamıyla bilmemektir. Sorgulamadan, irdelemeden ıskaladığımız o kadar çok kelime var ki, farkına varınca çok şaşıracağınıza eminim. İşte bu kavramlardan biri de davettir. Davet kavramını doğru biçimde anlamak için, diyalektik bir yaklaşım gerekiyor. Bu da şu manaya gelir. Kullandığımız kavramları bilinen anlamıyla beraber zıt anlamıyla da anlamaya çalışmak gerektiğidir. Davet, bildiğimiz, sevdiğimiz, inandığımız bir gerçekliğe açık, sade ve net olarak çağırmak anlamına gelir. Günlük yaşamımızdan örnek verecek olursak, bir kimseyi bir ziyafete davet etmek, düğünümüze davet etmek gibi durumlarda söz konusu olan davet kavramı şu anlamları içerir. Sevdiğimiz, tanıdığımız insanları yapmakta olduğumuz bir eyleme çağırmaktır. Yaşayacağımız mutluluğa, bilincinde olduğumuz eyleme ortak etmektir. Burada en basit anlamda şu sonuçları çıkarabiliriz. Birincisi biz inandığımız bir faaliyete yakınlarımızı çağırıyoruz. İkincisi de yapmakta olduğumuz veya yapmayı planlandığımız faaliyete yakınlarımızı ortak etmek istiyoruz.  Yani kişi inandığı ve yaşadığı hayata ancak samimiyetle çağrıda bulunabilir. İşte inancımızdaki davet te tıpkı burada olduğu gibi, güçlü bir inanç ve yaşantı ister. Mümin Allah’a davet ederken, en temelde bulunması gereken bu iki prensibi uygulamak zorundadır. Allah’a iman etmek ve Allah’ın emrettiği bir hayat tarzını da yaşamak zorunda olmasıdır. Davet bilincinde olmak, dediğimiz durum tam olarak budur. Tüm peygamberler Yüce Allah’ın kendilerine emrettiği dine iman etmiş ve tam bir teslimiyetle yaşama gayretinde olmuşlardır. Ayrıca Allah’ın dinine teslim olmanın, şartlarından biri de bu dini başka insanlara da iletmek, ulaştırmaktır. Bu nedenle tüm nebiler bu kutsal görevi hakkıyla yerine getirmişlerdir. Elbette daveti dünyadaki en önemli sanattan üstün kılan şey, bu işin prensiplerinin, metodunun, ilkelerinin incelikli, hassasiyete sahip olmasıdır. Zaten davetin tüm incelikleri vahiy yoluyla bu görevi üstlenen peygamberlere bildirilmiş olmasıdır.

Burada parantez açmamız gereken bir nokta var ki, gözden kaçırılmaması gerektiğine inanıyorum. Şimdi sizlere şöyle bir soru yöneltsem, ilk davetçi kim olabilir? Cevabınız muhtemelen Hz. Adem olacaktır.  Peki ya, bu cevap doğru mudur?..

Genellikle daveti iyiliğe çağırmak, hayra çağırmak olarak düşünüyoruz. Peki ya kötülüğe davet de yok mudur? Günaha, harama, kötülüğe davet etmek,,

İşte insanlığın ilk yaratılış sahnesine döndüğümüzde, karşımıza şu çarpıcı gerçekler çıkıyor. İblis yani namı diğer meşhur şeytan.. Yüce Allah’ın emrine isyan ederek, kovulan, lanetlenen şeytan, Rabbimize yalvarmış ve kıyamet gününe kadar mühlet istemişti ve bu mühleti insanlığı kötü sona yani cehenneme götürebilmek adına tercih etmişti. Evet, İblis kötülüğe, günaha davet görevini üstlenmiş. Bu görevi en iyi biçimde yerine getirmek için bütün çabasını bu işe yöneltmişti. Şeytanın cehenneme davet görevini en iyi biçimde yapabilmesi için büyük bir motivasyona ihtiyacı vardı. Bunu da insanlara karşı duyduğu, haset, kıskançlık ve intikam duygusuyla pekiştirmişti. Şimdi bir düşünecek olursak, şeytanın günaha davet misyonunu bu kadar ciddiye alıp, başarıya ulaşmak için her türlü çabayı yerine getirmeye çalışması, bugünkü müslüman davetçilerin Allah’ın dinine davet çabasıyla kıyaslar isek sonuç ne olur?

Evet, gerçekten davet bilincinde olan bir mümin, bu görevi yerine getirmek için çok büyük bir dikkat ve hassasiyete ihtiyaç vardır. Yüce Rabbimiz bu görevi tüm incelikleriyle bilip, yerine getiren peygamberler seçip, görevlendirmesi bu konunun ne kadar önemli olduğunu bizlere göstermektedir. Bu yazının konusu davetin usulleri ve yöntemleri değil, bu nedenle sadece davet kavramının önemine vurgu yapmaya çalışıyorum. Dikkatimizi yaptığımız bu işin ne kadar önemli ve ciddi olduğuna çekmeye çalıştığımı ifade etmek istiyorum. Evet, gerçekten de davet bir mümin hayatında önemli bir yere sahiptir. İnandıklarını yaşayan, yaşatmaya çalışan bir davetçi olabilmek için kuranın, sünnetin bizlere gösterdiği doğru yöntemleri uygulamakla mümkün olabilir. Rabbimiz bizleri dinini anlayan, yaşayan ve davet görevini en iyi biçimde yerine getirmeye çalışan salih kullarından eylesin… Amin..