dava

Sakın ha (zannetmesin yaptıkları karşılıksız kalacak)!
Eğer  (çirkinliklerine) bir son vermeyecek olursa,
onu alnından tutup sürükleyeceğiz;
o yalancı, o günahkar alnından!
O zaman çağırsın bakalım adamlarını.
Biz de zebanileri çağırırız. (Alak,15/18)

BİRİNCİ BÖLÜM

Elest

“Rabbin ademoğlunun sulbünden soyunu çıkarmış, onlara ‘ben sizin rabbiniz değil miyim?’ demiş ve buna kendilerini şahit tutmuştu. Onlar da ‘elbette şahidiz’ demişlerdi. Bu, onların kıyamet günü ‘bizim ikrardan haberimiz yoktur’ veya ‘bizden evvel analarımız, babalarımız Allah’a ortak koşmuşlar; biz ise onlardan sonra gelen zürriyetiz, o halde bizi batıl işleyen ve haksızlık edenler uğruna helak mi edeceksin?’ dememeleri içindir.” (7/172-173)

Ayet-i kerimelerin ifade ettiğini gerek tefsir geleneğimiz gerekse de fikir tarihimiz farklı şekillerde değerlendirmişlerdir. Fakat özü itibariyle mesaj nettir: Dünya sınavı öncesi bütün insanlık Allah Teala’ya, O’nun Rabb olduğu hakikatini ikrar etmiştir.

Peki olay nasıl gerçekleşmiştir? Mutezile’yi “şayet böyle bir misak alınmış olsaydı, bizim şu anda onu hatırlamamız gerekirdi” diyerek başka yorumlara götüren olayın aslı nedir? Tam bu noktada sözü Seyyid Kutub’a bırakalım:

“Ancak bu sahne nasıl olmuştur? Allah Teala ademoğullarının belinden zürriyetlerini nasıl almış ve kendisine nasıl şahit kılmıştı? Onlara ‘ben sizin Rabbiniz değil miyim?’ diye nasıl hitap etmişti? Onlar ne şekilde ‘elbette Rabbimizsin, buna şahitlik ettik’ demişlerdi? Bütün bunlara verilecek cevap şudur: Allah Teala’nın fiilinin keyfiyeti de kendi zatı gibi ğaybdır. İnsanoğlu nasıl Allah Teala’nın zatını idrak edemezse fiillerinin keyfiyetini de hiçbir zaman idrak edemez. (…) Bunun içindir ki gerek felsefecilerden gerekse kelamcılardan Allah Teala’nın fillerinin keyfiyetini tavsif etmeye çalışanlar sapıtmışlar, cehalete düşmüşler ve şiddetli hatalara dalmışlardı.”

Elest Hakikatleri

Farklı yorumlar yapılsa da ayeti kerimelerden damıtacağımız hakikatler de vardır:

  • Tüm insanlığı yaratan Rabbimiz Allah’tır.
  • İnsanlığın atası/babası Adem’dir.
  • Daha dünyaya gelmeden tüm insanlık Allah Teala’nın Rabbleri olduğunu kabul etmiştir.
  • Allah Teala’yı Rabb olarak kabul etmiş olmak, O’nun her konuda hayatımıza karıştığını ikrar etmek anlamına gelir.
  • Rabbimiz Allah Teala, müdahale ettiği hayatımızın hesabını da soracak demektir. Kıyamet ve sonrası bunun içindir.
  • Allah Teala ile O’nun Rabbliği konusunda ahidleşenler dünyaya bu fıtrat üzere gelirler.
  • Dünyaya gelmelerine vesile olan anne ve babalarının dinleri bu temiz fıtratı bozabilir.
  • Allah Teala, gönderdiği peygamberler ve kitaplar ile bu ahdi insanlara hatırlatır.

Elest ve Dava

Artık bundan sonra, özellikle İslamcı neslin ağzında sakız olan dava konusuna gelebiliriz. Peki dava nedir?

Önceki söylediklerimizi aslında tekrar etmiş olacağız ama, sağlam bir kurgu için gerekli olduğuna inanıyoruz:

Dava Allah Teala ile olan ahdimize sahip çıkmaktan ibarettir. Bu ahdimizde Allah Teala’ya “O’nun Rabb, bizlerin ise kullar” olduğu hakikatine şahitlik etmiştik. Buna göre elbette Allah Teala hayatımıza müdahale edecek, bizden kulluk bekleyecektir. İşte davamız budur. Allah Teala’ya verdiğimiz sözün gereği olarak kulluk etmektir.

“Yoksa insan (sorumsuz ve) başıboş bırakılacağını mı sanıyor.” (75/38)

“İnsanlar, ‘biz inanıyoruz’ demekle, hiç imtihan edilmeden bırakılacaklarını mı sanıyorlar.” (29/2)

Davamız

Allah Teala’nın bizlere hatırlattığı kadarıyla “e-lestü” ile başlamıştı her şey. Çok cahildik, çok da cesurduk. Emaneti yüklenmiştik bir kere. Allah Teala’ya “sen bizim rabbimizsin” dedikten sonra denenmeyi de göze almıştık. Öyleyse geriye imtihan kalıyordu. İşte dünyadayız, sınavda.

“Biz bu emaneti önce göklere, yere ve dağlara teklif ettik fakat onlar bu büyük sorumluluğu göze alamadıklarından onu yüklenmekten çekindiler. Böylece bu yükümlülüğü insanoğlu kabul etti. Gerçekten insan ne kadar zalim, ne kadar cahildir!” (33/72)

“Rabbin ademoğullarından soyunu çıkarmış, onlara ‘ben sizin Rabbiniz değil miyim?” demiş ve buna kendilerini şahit tutmuştu. Onlar da ‘elbette şahidiz’ demişlerdi.” (7/172)

“Doğrusu biz, onlardan öncekileri de sınamıştık. Allah doğruluktan ayrılmayanları mutlaka belirleyecek, yalancıları da mutlaka ortaya çıkaracaktır.” (29/3)

İKİNCİ BÖLÜM

Tellallar Dünyası

Dünyaya gözünü açan insan daha ilk günden kendini davetçiler piyasasında bulur. Kimi ezan okur kulaklara, kimileri şirk üfürür. Koskoca bir hayat, tellalların nidaları arasında gider gelir. İnsan ya dualarla uğurlanır bu dünyadan; ya da geride kalanların küfürdeki azmine meze alkışlarla silinir gider.

Hakikaten dünya tellalların dünyasıdır. Çağrışan, çığrışan…

Hayra Çağıranlar Vardır

  • Hayra çağırmak elzemdir öncelikle

“İçinizden hayra çağıran, iyiliği emreden ve kötülükleri önlemeye çağıran bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler bunlardır.” (3/104)

  • Çağrıya kulak vermelidir

“Ey iman edenler! Allah ve Rasulü yeniden dirilişinizi sağlayacak bir konuda size çağrı yaptığında bu çağrıya mutlaka uyun! Şunu iyi bilin ki Allah, kişi ile kalbi arasına girer. Hepiniz (eninde sonunda) onun huzurunda toplanacaksınız.” (8/24)

  • Çağrının, menfaatlerden uzak olması gerekir

“Yoksa sen onlardan dünyalık bir menfaat mi istiyorsun ki! Rabbinin bahşedeceği mükafat daha hayırlıdır. O, rızık verenlerin en hayırlısıdır. Elbette sen, onları dosdoğru bir yola çağırıyorsun.” (23/73)

  • Çağrıdan vazgeçmemek gerekir

“Nuh ‘Ey Rabbim’ dedi, ‘Ben kavmimi gece gündüz çağırdım durdum.” (71/5)

Şerre Çağıranlar Vardır

  • Müşrikler cehenneme çağırır

“Çünkü o müşrikler sizi ateşe çağırırlarken, Allah sizi izniyle cennete ve bağışlanmaya çağırıyor. İşte Allah ayetlerini insanlara açıkça bildiriyor ki düşünüp öğüt alabilsinler.” (2/221)

  • Tatlı (!) çağrılara kulak tıkamak gerekir

“ ‘Ey Rabbim’ diye yalvardı, ‘Bu kadınların arzularına boyun eğmektense, hapse girmeyi tercih ederim. Benim için hapse girmek bunların beni çağırdığı işi yapmaktan çok daha iyidir. Eğer beni onların hile ve entrikalarından kurtarmazsan onlara uyup bir cahillik yaparım.’’ (12/33)

  • Cehennem çağrısı şeytan odaklıdır

“Şeytan sizin apaçık düşmanınızdır, öyleyse siz de onu düşmanınız bilin doğrusu o, taraftarlarına ancak cehennemlik olmaya çağırır.” (35/6)

  • Hayır ve şer çağrıları birbirine meydan okur

“Ey kavmim! Bu nasıl iştir, ben sizi kurtuluşa çağırırken, siz beni ateşe çağırıyorsunuz.” (40/41)

Davetimiz

Allah Teala’nın “Ben sizin Rabbiniz değil miyim?” sorusuna “Elbette Rabbimizsin” karşılığını verdiğimizde; Allah Teala, Rabb ve İlah sıfatları merkezli İslam dini ile bizleri sınamak istedi. İşte tam bu noktada sözümüze sahip çıkmamız davamızdır.

  • Peki, dünyaya ğayr-ı müslim bir ailenin çocuğu olarak gelenler?
  • Verdiği sözü/davasını hatırlamadığını iddia edenler?
  • Davasından haberdar olmakla birlikte gaflet içinde olanlar?
  • Israrla davanın üstünü örtmeye çalışanlar?
  • Davasına sahip çıkmaya çalışanlara engel olanlar?
  • Davaya sahip çıkanlarla birlikte olup, başka çağrılara da kulak verenler?

Evet tüm bu gruplar için yapılacak bir şey yok mudur?

Davasından habersiz veya dava karşısında konuşlanmış kişilere davayı ulaştırmaya davet diyoruz. Tüm insanlığı verdikleri söze, Allah ile yaptıkları ahitlerine uymaya çağırıyoruz. Kur’an-ı Kerim’ in bizden, peygamberimiz örnekliğinde istediği de budur.

Davet Paradigmamız

Davet düşüncemizi şekillendiren ana kavramlar “Rab, ademoğlu, ahit, dava, ahiret” hakikatleridir. Tüm bu kavram örgüsü davet formumuzu meydana getirir.

Davamız için insanlara ulaşma konusunda kullandığımız tüm enstrümanlar dava ve davet ilkelerine, ilahi rızaya uygun olmalıdır. İslam ümmeti Hz. Adem’ den bugüne, davasını dert edindiği kadar başkalarının davasını da dert edinen bir yapıda olmuştur.

Habil davasına sahip çıkmış, güzel bir davet örneği sergileyerek öldürülmüştür. Tüm peygamberler hayatlarını dava ve davetlerine harcamıştır. Yahya ve Zekeriya peygamberler davet yolunda şehit olmuşlardır. Osmanlı, Avusturya kapılarına bu uğurda dayanmıştır. Ebu Eyyub’ u İstanbul surları önüne davet/fetih ruhu taşımıştır. 21. yüzyıl davasına sahip çıkan müslümanların ezildiği zamanlarla başlamış ve devam etmektedir.

İnsanlara ulaşmak için yapılan tüm fedakarlıklar; kurulan dernek, vakıf ve cemaatler ve hatta devlet bile temelde davaya sahip çıkmak, davasından gafil insanları davet etmek için vardır.

Bizler insanları verdikleri sözü tutmaya ve mükafat olarak cennete çağırıyoruz. Buna karşı duran şeytan dostları ise davanın üstünü örtüp cehenneme çağırıyor:

“Allah, kullarını selam yurduna/cennete çağırmakta ve dilediğini dosdoğru yola iletmektedir” (10/25)

SONUÇ

Dünya hayatımızdan önce Allah Teala’ya “Elbette sen bizim Rabbimizsin” deyip bir ikrarda bulunmuştuk. Bu ahdimize sahip çıkmamız davamızdır.

Davasından habersiz veya şeytanın yoldaşı olmuş insanlara davamızı hatırlatmak da davetimizdir.

“İşte bunun içindir ki, sen (onları) davet et, sana emredildiği gibi dosdoğru ol. Sakın onların arzu ve heveslerine uyma. De ki ‘Ben Allah’ ın gönderdiği tüm kitaplara iman ediyorum. Aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum. Allah hem bizim rabbimiz hem de sizin rabbinizdir. Bizim yaptıklarımızın sorumluluğu bize, sizinkiler de size aittir. Sizinle bizim aramızda tartışacak hiçbir şey yoktur. Allah hepimizi huzurunda toplayacaktır. Dönüş O’ nadır.” (42/15)