darbe

Derginin birkaç sayı öncesinde birlikte yaşamak üzerine yazmış ve toplumsal birlikteliğin tetikleyicisi ve engelleyicisi bazı unsurları sıralamıştım. Temmuz 15 darbesi bana gösterdi ki saydığımız unsular arasında en önemlisi olan ortak değerler etrafında birleşme ve engelleyici unsurların en güçlüsü ise organize edilmiş nifak hareketleriymiş. Toplumsal felaketler her zaman insanları ortak paydalarda birleştiren olaylar olmuştur. Bunların birleştirici olması için, her kesimin düşünmeden karşı duracağı bir odaktan gelmesi veya her kesimi bazı şekilde olumsuz etkileme ihtimali olması gerekmektedir. Sözgelimi onlarca kişinin öldüğü terör saldırılarında bile insanlar tepki koymak için, saldırının geldiği odağın netleşmesini beklemişler veya saldırının hedefi olan kişilere göre konumlanmayı tercih etmişlerdir. Ülkede yapılacak olan askeri darbe ise, gerçekleştirenlerin son dönemde herkesin ortak nefret noktası haline gelen bir yapılanma olması ve önceki tecrübeler ışığında, darbeden herkesin olumsuz etkileneceği hasebiyle birleştirici bir unsur olmuştur.

Toplumsal barış için böyle felaketlerin beklenmesi ne kadar acı gelse de, hastalığı ilerlemiş birinin tedaviye cevap vermesi için güçlü ilaçlara gerek duyulduğu misali; toplumsal ayrılıkların derinleştiği ülkemizde de ancak tesiri gücü yüksek felaketler aynı gemide olduğumuzu hatırlatmaktadır bizlere. Böyle olaylar kısa vadede menfi tahribatlara yol açsa da, uzun vadede iyi kurgulanmış adımlarla toplumsal açıdan olumlu sonuçlar gösterebilir.

Bu olumlu neticelerden bazılarını hatırlatmak gerekirse ilk olarak toplumun kendi insanına güvenini artacaktır. Son yıllarda kendi insanımıza karşı geliştirdiğimiz; korkaklık, güce tapma, adam kayırmacılık, ahlaki yozlaşma, umursamazlık, politik dejenerasyon gibi kanılar büyük ölçüde yıkılabilir. Halkın tankların altına yatması, kafasına dayanan namlulara cesaretle tepki vermesi, birkaç linç girişimi dışında sükûnetle olaylara el koyabilmesi, isyan ahlakı düsturunu göz ardı etmemesi, olaylar süresince ideolojik saplantılardan sıyrılarak iyiyi savunması, sokakları oluşturan unsurların çeşitliliği, bahsettiğim kanıların bertaraf edilmesi için zemin oluşturabilir. Bu erekte ilerlerken unutulmaması gereken söz konusu kitleler olunca, etkili manipülasyon araçları ile zihinlerin çabucak zehirlenebileceği gerçeğidir. Bir toplum böyle ani şok dalgaları ile basireti birden bire açılabilir lakin hiçbir toplum bir gecede ferasete ermez. Unutmayalım ki 28 Şubat’ta Erbakan hocayı, darbe karşısında yalnız bırakanda aynı toplumdur. İkinci olarak bu olay vesilesiyle yakınlaşan Türkiye halkları gerçek manada millet halini alabilme fırsatı yakalamıştır. Büyükşehirlerde tankların karşısına çıkan kitleleri oluşturan insanların renkliliği, doğu illerinde örgüt baskısına rağmen insanların meydana çıkabilmesi, medyadaki farklı unsurların ortak tavırları, buna fazlasıyla delalet eder diye düşünüyorum. Bundan sonrası için yetki ve konum sahiplerinin birleştiricilik konusunda yılmadan çalışmaları, bu ortamı nefsi meselelerle kurban etmemeli, karşı çabaları samimiyetle mücadele vermeli ve bu sürecin uzun olabileceğini hesaplayabilmeleri gerekmektedir. Üçüncü olarak ise toplumsal barışın tesisi için gerekli olan devlet- birey arasındaki mesafenin kısaltılmasıdır. Ülkemizde bu mesafenin uzun olmasının çeşitli nedenleri vardır. Devletteki art niyetli bürokrasi, geleneksel devlet yapımızın toplumu katmanlarına göre değerlendirmesi ve en önemlisi devlet dışında kalan kurum veya örgütlerin bir çoğunun motive kaynağı olarak devlet düşmanlığını benimsemesi bu nedenlerin bazılarını oluştur. Peki bir darbe girişimi devlet ve toplumu nasıl yakınlaştırabilir? Darbe gecesi halkın devletin sert yüzü olarak görünen polis teşkilatına sahip çıkması ve beraber hareket etmesi ayrıca darbeci askerler dışında kalan eratı bile korumaya çalışması bir başlangıç olarak görülebilir. Bununla beraber darbe sonrası kamudaki büyük tasfiye hareketi süresince hakkaniyet ölçüleri korunursa ve sonrası atamalarda kamu vicdanını yaralamazsa bu güzel başlangıç için yol alınabilir. Bundan sonraki kamu ve birey ilişkilerinde adil uygulamalar eskiye dönülmemesi açısından belirleyici olacaktır. Dördüncü ve son olarak ta darbe sonrası fırsat olarak görülüp, devletin işleyiş sistemi, bürokrasisi, kamu çalışanları rejimleri, kamu örgütlenmesi gibi konularda çağdaş uygulamalara geçilmelidir. Belki mevcut durumda, söz konusu örgütün unsurları devletten temizlenebilir ama devlet kurumlarına  bu veya başka yapılanmaların tekrardan sızma girişimleri olacaktır..

Toplumu bir arada tutmak için her ne kadar iyi niyetli çalışmalar yapılsa da 15 Temmuz darbe girişimi sonrası yaşananlar gösterdi ki, toplumu ayrıştırmak isteyenler de aynı azimle uğraşmakta. Nifak ve fitnenin bu ölçüde sistematikleşmiş ve organize olmuş başka örnekleri, başka ülkelerde var mıdır gerçekten merak ediyorum? Fitnecilik yaşadığımız topraklarda bazı komplo teorisyenlerinin savunduğu gibi, dış merkezli belli odakların bitmek bilmeyen projeleri mi yoksa insanımızın bir hastalığı mı tartışılması gerekir. Her toplumsal olay sonrası ortamı ele geçiren bu fitneciler kin tohumlarını saçarken temel motiveleri nedir? Geçim kaynakları nelerdir? İnsanlıktan ve huzurdan bu kadar nefret etmek için neler yaşamışlardır? İnsan hayret ediyor doğrusu. Özellikle son dönemde mesken olarak benimsedikleri sosyal medya mecraları bu nefret neferlerinin en rahat davrandıkları ve kontrol edilmesi imkânsız görünen yerler olarak duruyor. Bu kişilerin hiçbir kutsal değer ve inanç sistemleri yok gibi görünüyor. Örneğin darbe gecesi karşıt gruplar oluşturmak için sosyal medyada dolaştırılan ve sahte olduğu sonradan anlaşılan, bir askerin kafa kesme videosu altına, askeri öven yorumlar yapan bir adamın hesabına rastgele baktım. Bu asker öven ve Türk milletini askerine sahip çıkmaya çağıran bu adam meğerse aylarca pkk saldırılarına sevinen paylaşımlar yapmış ve ülkesinin bölünmesi gerektiğini savunmuş. Sosyal medyada bunun gibi sayısız hesap bulunabilir. Belki de caydırıcı bir bilişim  suçları yasası ülkemiz için faydalı olacaktır. Mümkün olsa bu tür insanları tek tek tespit edip ruhsal tedavi metotları uygulamak lazım gelir, fakat bu pek mümkün gözükmemektedir. Etkili bir savunma mekanizması olarak dua da ihmal edilmemelidir: Allah fitnecilerin şerrinden korusun, bizi dosdoğru yola iletsin.