G. Karşılıklı Sakin Konuşmak

Sakin bir şekilde karşılıklı konuşma yapmak, çocuğun akıl ve düşünce dünyasını zenginleştirir ve gelişen hâdiselerin içyüzünü keşfetme konusunda büyük ölçüde katkı sağlar. Çocuğun, münakaşa ve karşılıklı konuşmaya alıştırılması, ana babayı eğitimin zirve noktasına sıçratır. Çünkü o zaman çocuk, kendi haklarını gündeme getirebilir ve kavrayamadığı birtakım meçhulleri sorabilir. Tabii ardından da düşünce yönüyle çocukta bir hareket ve canlılık meydana gelir. Artık çocuk yetişkinlerin sohbet ve meclislerine gider. Orada varlığını hisset­tirir ve görüşleri büyüklerde yankı uyandırır. Çünkü çocuk, evinde ana babasıyla beraber tatlı münazara adabı, karşılıklı konuşma üslûbu ve tecrübesi kazanmıştır.

Bugün birçokları, yüksek ahlâk ve faziletin bir tezahürü olsun diye çocuğun sürekli/bütünüyle susmasını istemekte; “söz gümüş ise sükût altındır” atasözünü kullanarak bir yerde daimî sükûta mahkum etmektedir.

Şüphesiz gereksiz yere konuşmaktansa sükût etmek güzel bir huy ve iyi bir sıfattır. Ancak çocuk, kendi fikrini serbestçe ifade edebilmeli ve karşılıklı konuşmalarda adap ölçüleri içerisinde varlığını hissettirebilmelidir.

Rasulullah (SAV), zina etmek isteyen bir delikanlı ile sakin bir şekilde karşılıklı konuşma yapmış ve sonunda delikanlı, en fazla zina­dan nefret ederek oradan ayrılmıştır.

Bir evvelki maddede geçtiği üzere, Rasulullah (SAV) çocuğa müşriklerin asker sayısını sorarken, onunla ihtiyat ve sükûnetle karşılıklı olarak konuşmuştur. Halbuki daha önce sahabe aynı çocuğu konuşturmak için dövmüş ama çocuk onlara cevap vermemişti.

Rasulullah’ın (SAV), teyzesi Meymûne’nin yanında gecelediği sırada henüz bir çocuk olan Abdullah ibn Abbas ile karşılıklı konuşurken de aynı tatlı ve güzel üslûbunu görmekteyiz. Muhtelif vesilelerle birkaç defa tekrarlamak zorunda kaldığımız bu konuşmanın farklı bir varyantını özet olarak dikkatlere arz etmek istiyoruz. Söz konusu rivayette, Rasulullah (SAV) namaz kılarken, sol tarafına duran İbn Abbas’ı sağ tarağına alır. Fakat çocuk tekrar sol tarafına geçer. Bu birkaç defa tek­rarlanınca, Rasulullah (SAV):

“Seni durdurduğun yerde sebat etmekten alıkoyan sebep nedir, ey çocuk? ” diye sordu. İbn Abbas:

“Sen Rasulullah’sın (SAV).Hiçbir kimsenin sana müsâvî olması uygun değildir, ” cevabım verdi. Bunun üzerine Rasulullah (SAV):

“Allah’ım, bunu dinde fakîh (derin anlayış sahibi) kıl ve ona Kur’an’m mânâsını öğret! ” buyurdu.

Rasulullah (SAV) savaşa katılmak isteyen bir çocuğu muhatap kabul ederek onunla sükûnetle konuşmuş, fikrini almış ve ona adaletle muamele etmiştir. Semura b. Cündeb (r.a) anlatıyor: Anam dul kalmış ve Medine’ye gelmişti. Evlenmek üzere onu isteyenler vardı. Onlara anam:

“Şu yetimin bakımını üstlenebilecek bir adamla ancak evlenmeyi kabul edebilirim, derdi. Sonra Ensar’dan bir adamla evlendi. Rasulullah (SAV) her yıl Ensar’n çocuklarını denetler, onlardan yetişmiş olanları cihada asker olarak alırdı. Derken bir yıl ben gösterildim. Beni kabul etmedi ama hemen yanımdaki çocuğu kabul etti. Ben:

“Ya Rasûlallah! Onu kabul ettin ama beni reddettin. Eğer ben onunla güreş tutacak olsaydım, mutlaka onu yıkardım” dedim, Rasulullah (SAV):

“Peki öyleyse onunla güreş tut! ” buyurdu. Ben de hemen onunla güreştim ve onu yıktım. Bunun üzerine Rasulullah (SAV) beni de or­duya aldı.

Bu noktada sahabe de aynı metodu takip etmiştir. Emîru’l-mü’minîn Ömer b. Hattab’a bir adam gelerek oğlunun isyanını şikâyet etmişti. Ömer’in ilk yaptığı iş, meselenin içyüzünü anlamak için çocuğu çağırtmak oldu. Hz. Ömer oğlana:

“Babana isyan etmenin sebebi nedir? ” diye sordu. Çocuk:

“Ey mü’minlerin emîri! Çocuğun babası üzerindeki hakkı nedir? ” diye sordu. Hz. Ömer:

“İyi bir ana seçmesi, güzel bir isim koyması ve ona Allah’ın kit­abını öğretmesidir, cevabını verdi. Çocuk:

“Ey mü’minlerin emiri! Babam bunlardan hiçbirini yapmadı, ” dedi. Bunun üzerine Hz. Ömer babaya dönerek:

“Vallahi çocuk sana asi gelmeden önce, sen ona isyan etmişsin, vazifeni yapmamışsın, ” dedi. Bu örnekte olduğu gibi, Hz. Ömer, umûmî mânâda çocuklarla karşılıklı konuşur hattâ birçok önemli işlerde on­ların görüşlerine başvururdu.

Görüldüğü üzere, o tarihte dünyanın en büyük devlet başkanı, müslümanların halifesi ve Allah’ın, hakkı kalbinde ve dilinde kıldığı bu yüce insan önemli işlerde, toplumda değer verilmeyen ve tepeden bakılan çocuklar ve gençlerle istişare ediyor, bazı problemleri onlarla tartışıyordu. Bu konuda bir örnek de beşinci râşid halifeden vermek is­tiyoruz.

Ömer b. Abdilaziz (r.a) halife seçilince, tebrik etmek ve bu arada ihtiyaçlarını arzetmek üzere çevre beldelerden heyetler geliyordu. Birgün hicaz bölgesinden bir heyet geldi ve gelenler adına konuşma yapmak üzere Hâşim oğullarından bir çocuk öne geçti. Çocuğun yaşı küçüktü. Halife Ömer çocuğa:

“Yaşça senden daha büyük olan kimse gelsin! ” dedi. Çocuk:

“Allah mü’minlerin emirine iyilik versin! İnsan, ancak iki küçük uzvu ile; kalbiyle ve diliyle insandır. Binaenaleyh Allah bir kuluna laf yapan bir dil ile belleyen bir kalp ihsan buyurmuş ise, o kimse konuşma hakkını elde etmiş ve kendisini dinleyenlerin takdirine arzetmiş demektir. Ey mü’minlerin emîri! Eğer iş yaşla olsaydı, şu makamında ümmet içinde mutlaka senden daha layık kimseler olurdu, dedi. Halife Ömer:

“Doğru söylüyorsun, konuş! ” dedi. Çocuk:

“Allah mü’minlerin emirine iyilik versin! Biz bela ve musibet hey­eti değil, tebrik ve şükran heyetiyiz. Biz, senin vasıtanla Allah’ın bize verdiği ikram ve ihsandan dolayı beldemizden kalkıp isteyerek seni ziy­arete geldik. Devlet başkanımız olarak adaletin sayesinde zulüm ve haksız uygulamalarından emin olduk,” dedi. Halife Ömer:

“Bana nasihatte bulun, yavrum! ” dedi. Çocuk:

“Allah mü’minlerin emîrine iyilik versin! Allah’ın halim muamelesi, tûl-i emelleri, halkın fazla övgü ve takdiri bazı insanları tehlikeye atmış, ayaklarının kaymasına ve cehenneme girmelerine sebep olmuştur. Bundan dolayı Allah’ın sana olan hilmi, tûl-i emelin ve insanların çok övmesi seni kesinlikle aldatmasın. Aksi halde ayağın kayar sen de o bahtsızlar kervanına katılırsın. Allah Teâlâ seni onlar­dan değil, bu ümmetin sâlih insanlarından eylesin, ” dedi ve sonra sükût etti. Bunun üzerine halife:

“Çocuğun yaşı kaç? ” diye sordu. Orada bulunanlar:

“On bir yaşındadır,” cevabını verdiler. Sonra çocuğun kimlerden olduğunu sordu ve onun Hz. Ali’nin oğlu Hüseyin efendimizin ev­ladından olduğunu öğrendi. Bunun üzerine halife Ömer b. Abdilaziz onu takdir etti, hayır ve bereket niyazında bulundu.”

Mus’ab b. Sa’d diyor ki: Babam mescidde namaz kıldığında hafif tutar, rükû ve secdesini tamamlardı. Evde namaz kıldığında ise, namazı ve rükunlanra uzun tutardı. Birgün babama:

“Babacığım! Sen mescidde namaz kıldığında biraz hafif tutuyor, evde kıldığında ise uzatıyorsun.” (Bunun sebebi nedir?) dedi. Babası:

“Yavrucuğum! Biz, insanların bize uyduğu imam insanlarız. (Cemaatin içinde hasta, yaşlı, çocuk ve ihtiyaç sahibi bulunabilir), ” cev­abını verdi.

Ebû Mûsâ ‘nın (r.a) oğlu Ebû Bürde anlatıyor: Ümnü’l-Fadl’ın evinde iken ben babam Ebû Mûsâ ‘ya dikkat ettim. Kadın aksırdı, bab­am ona “yerhamükellah” dedi. Ben aksırdım fakat bana öyle demedi. Eve geldiğimde durumu anama anlattım. Derken babam geldi. Anam ona:

“Oğlum senin yanında aksırmış ama sen ona “yerhamükellah” de­memişsin. Fakat bir kadın aksırmış ona demişsin. Bunun sebebi ve hik­meti nedir? ” diye sordu. Babam:

“Senin oğlun aksırdığında, “el-Hamdü lillâh” demeyince ben ona “yerhamükellah” demedim. O kadın ise aksırdıktan sonra “el-Hamdü lillah” dedi. Ben de ona “yerhamükellah” dedim. Çünkü ben Rasulullah’ın (SAV)“Sizden biriniz aksırdığı zaman “el-Hamdü lillah” derse, ona “yerhamükellah” deyin. Fakat “el-Hamdü lillah” demediyse, siz de ona “yerhamükellah” demeyin!”buyurduğunu işittim, cevabım verdi. Bunun üzerine anam:

“Pekâlâ, iyi yapmışsın! ” dedi.

Karşılıklı sakin konuşma mevzuunda, büyük bir imamın fevka­lade etkilendiğini gösteren canlı bir örnek vermek istiyoruz: İmam Ebû Hanîfe, çamurla oynamakta olan bir çocuğu görünce:

“Yavrum, dikkat et çamura düşersin! ” demişti. Bunun üzerine çocuk büyük imama:

“Asıl sen dikkat et ve düşmekten sakın! Çünkü âlimin düşmesi (yanlış fetva vererek ayağı kayması) âlemin düşmesi (ve dünyanın karışması) demektir, ” cevabını yetiştirmişti, İmam bu sözden çok etki­lenmiş ve çok sarsılmıştı. Artık o günden sonra, öğrencileriyle birlikte tam bir ay müzakere ettikten sonra ancak bir fetva verirdi.

Mücâşi b. Yûsuf anlatıyor: Medine’de İmam Mâlikin yanında bu­lunuyordum. O, insanlara fetva veriyordu. Derken imam Ebû Hanîfe’nin öğrencilerinden henüz genç yaşta olan Muhammed b. Hasan İmam Mâlikin yanına geldi. Bu hâdise, onun, imam Mâlik’ten Muvatta’ adlı eserini rivayet etmesinden önce oluyordu. Muhammed, Mâlik’e:

“Mescidin dışında su bulamayan cünüp kimse hakkında ne dersin? ” diye sordu. Mâlik:

“Cünüp mescide giremez, ” cevabını verdi. Muhammed:

“Nasıl öyle olur? Namaz vakti gelmiş, o da suyu görüyor! ” dedi. Bunun üzerine Mâlik:

“Cünüp mescide giremez,” sözünü yine tekrarlamaya başladı. Mu­hammed soru üzerinde çok durunca, Mâlik ona:

“Peki bu konuda sen ne dersin? ” dedi. O:

“Teyemmüm eder ve mescide girer. Sonra suyu mescidden alır, dışarı çıkar ve boy abdesti alır, ” cevabını verdi. Mâlik:

“Nerelisin sen? ” diye sordu. Muhammed:

“Yere işaret ederek “buralıyım” dedi ve sonra kalktı. Orada bulu­nanlar, bu, Ebû Hanîfe’nin arkadaşı ve öğrencisi Muhammed b. Hasan’dır, ” deyince Mâlik:

“Muhammed b. Hasan nasıl yalan söyler, o kendisinin Medineli olduğunu söyledi? ” dedi. Orada bulunanlar, Muhammed’in yere işaret ederek “buralıyım” dediğini hatırlatınca Mâlik:

“Bu cevap bana ötekinden daha hârika ve daha müthiş geldi, ” dedi.

 

H. Pratik Tecrübe Ve Uygulamalarla Çocuğun Duyu Ve Yeteneklerini Geliştirmek

Duyu organlarının geliştirilmesi, çocuğa yeni bilgi ve beceri ka­zandırır. İlkin ellerini kullanmak suretiyle herhangi bir işte maharet göstermesi, onun düşünme melekesini de harekete geçirir. Çocuk, önündeki canlı örneği dikkatle izler ve izlediği işi güzel yapabilmek için kendisi de dener. Böylece o, ustalığa doğru adım adım ilerler.

Rasulullah (SAV), koyun yüzmekte olan bir çocuk gördü. Çocuk yüzme işini iyi beceremiyordu. Rasulullah (SAV) hemen kollarını çemredi ve çocuğun önünde koyunu yüzmeye başladı. Bu pratik tecrübeden faydalanmak isteyen çocuk, aklını kullanarak işin nasıl yapıldığını dikkatle izledi.

Ebû Saîd el-Hudrî anlatıyor: Rasulullah (SAV) birgün koyun deri­si yüzmekte olan bir çocuğa rastladı. Çocuk işi güzel yapamıyordu. Bu­nun üzerine Rasulullah (SAV):

“Biraz kenara çekil de sana (nasıl yüzüldüğünü) göstereyim,” buy­urdu. Sonra elini koltuk altına kadar görünmeyecek şekilde deri ile et arasına soktu. Sonra da gitti ve (yeniden) abdest almadan cemâate na­maz kıldırdı.

Şüphesiz bu tür tecrübe ve uygulamalarla çocuğun ufku genişler, akıl ve zihin bakımından gelişme gösterir.

 

İ. Çocuğu Takdir Etmek:

Sevilen, takdir edilen, kabul edilen çocuklar, birçok konuda söze gerek kalmadan, çok şey öğrenebilirler. Fakat bu konuda da ölçüyü kaçırmamalıdır. Çocuğun takdir edilmesi, onun ruh ve his dünyasını ol­dukça etkiler. “Marifet iltifata tâbidir” sözü gereği, çocuk, hareket ve davranışlarını kontrol ederek kendini otokritiğe tâbi tutar. Takdir edi­len çocuk, psikolojik olarak rahatlar ve övülen hasletlerini devam etti­rir. Gerçek manada bir psikolog olan Peygamber (s.a.v.) bu hassas pren­sibi çocuklar üzerinde dengeli bir şekilde tatbik etmiştir.

Çocuğu/öğrenciyi dinlemek, sorunlarına eğilmek, kişiliğine saygı göstermek onda “değerliyim” duygusunun gelişmesine ve bunun gereklerini yapma isteğinin gelişmesine neden olacaktır. Peygamberimizin meclisinde bulunanların her biri “Rasulullah’ın (SAV), en çok kendisini sevdiği” hissine kapıldıkları rivayet edilmektedir. “Ben değerliyim” gereksinim aile gibi ortamlarda yerine getirilmezse, başka yollarla bu duyguyu elde etmeye çalışır. Ergenlik çağındaki erkek çocukların çete kurarak, çatışmalara girmeleri, kendilerini önemli görmeyen aile ortamlarına tepki olarak yorumlanabilir. İbn Ömer (r.a) anlatıyor: Rasulullah’ın (SAV) hayatında bir adam rüya gördüğünde onu Rasûlüllah’a anlatırdı. Ben de gördüğüm bir rüyayı Rasulullah’a (SAV) anlatmak istedim. Taze ve bekâr bir genç idim. Rasulullah’ın (SAV) zamanında mescidde uyurdum. Derken ben de bir gün rüyada iki meleğin beni tutup cehenneme götürdüklerini gördüm. Bir de baktım ki, cehennem kuyu gibi yanları örülüp durulmuş ve iki tane boynuzu vardı, içinde kendilerini iyice tanıdığım bazı insan­lar bulunuyordu. Ben hemen “Ateşten Allah’a sığınırım” demeye başladım. O sırada başka bir melek bizi karşıladı ve bana hitaben “sen korkma!” dedi. Ben bu rüyamı (kız kardeşim ve Rasulullah’ın (SAV) zevcesi Hafsa’ya anlattım. Hafsa da bunu Rasulullah’a (SAV) anlattı. Bunun üzerine Rasulullah (SAV): “Abdullah ne iyi adamdır, bir de gec­eleyin kalkıp namaz kılmayı âdet edinseydi!” buyurdu. Abdullah’ın oğlu (ravi) Salim diyor ki: “Artık ondan sonra geceleyin pek az uyurdu.”

İşte Rasulullah’ın (SAV), insan ruhunu okşayan güzel üslubuyla yaptığı medih ve takdir, bu şekilde semeresini verir ve insanı mükemmel noktaya sevkederdi. Zaman ve mekan faktörü dikkate alınarak, haddi aşmadan dengeli ve itidalli bir şekilde yapılan medih ve takdir, her yerde semeresini verecektir.

Daha önce geçtiği üzere, Rasulullah’a (SAV) hizmet düşüncesiyle Arapça ve Süryânîce’yi öğrenen çocuk için, Hendek günü Rasûlüllah’ın “Ne iyi çocuktur o!” diyerek övgüde bulunması da bizim için bir örnektir.

konu_1340021507_3

K. Çocuğun Kendine Olan Güvenini Geliştirmek:

Rasulullah’ın (SAV) çocuğun kendine olan güvenini geliştirmek için birtakım usûller tatbik etmiştir. Bu usûller şunlardır:

1. Çocuğun iradesini kuvvetlendirmek.

Bu da iki şeye alıştırmakla gerçekleşir:

a) Sır saklamak: Enes ve Abdullah b. Ca’fer (r.a) bunu yapmıştır. Çünkü verilen sırları saklayıp başkasına ifşa etmemeyi öğrenen çocuğun iradesi sağlam olur ve dolayısıyla kendine olan güveni gelişir.

b) Oruç tutmak: Açlık ve susuzluk karşısında oruç tutmaya daya­nan ve devam eden çocuk, nefse karşı zafer neşesini hisseder. Buna bağlı olarak da hayatın sıkıntıları karşısında iradesi kuvvetlenir ve kendine olan güveni artar.

2. Çocuğun içtimaî yönden kendine olan güvenini geliştirmek:

Çocuk, evin ihtiyaçlarını ve ana babanın işlerini yerine getir­diğinde, büyüklerle oturup kendi yaşıtlarıyla birlikte olduğunda, içtimaî açıdan kendine olan güven ve itimadı gelişir.

3. Çocuğun ilmî yönden kendine olan güvenini geliştirmek:

İlmî yönden çocuğun kendine olan güven ve itimadı, onun Kur’an’ı, Rasulullah’ın(SAV) sünnet ve siyerini öğrenmesiyle gerçekleşir. Böylece çocuk daha küçüklüğünde temel birçok bilgiyi elde ederek ilmî yönden kendine olan güveni sağlamış olur. Çünkü o, bid’at ve hurafelerden, asılsız ve uydurma şeylerden uzak bir şekilde ilmin özünü ve hakikatim almıştır.

4. Çocuğun iktisadî ve ticarî yönden kendine olan güvenini geliştirmek:

Bu da, çocuğun alım-satıma alıştırılması, ana babasıyla birlikte çarşıda dolaşması ve onların ihtiyaçlarını görmesiyle gerçekleşir.

Süleyman b. Yesâr diyor ki: Sa’d b. Ebi Vakkas, eşeğinin yemi tükenince hizmetçisine:

“Evden buğday al. Götür ve mukabilinde onun kadar arpa satın al! ” derdi.

Rasulullah da (SAV), henüz bir çocuk olan Abdullah b. Ca’fer’in alım-satımını görmüş ve ona bereket duasında bulunmuştur.

 

Etkili İletişim İçin Neler Gereklidir?

1-Saygı duymak

2-Doğal davranmak

3-Empati

4-Etkin dinleme

 

İLETİŞİMİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER

A-Sıklıkla emir cümleleri kurmak:

“Kalk, yüzünü yıka, işlerini fırçala,konuşma,otur, TVyi kapat,ödevini bitir!” gibi uzayan emrivakiler…Adeta askerlik eğitimi:”Yat,kalk,sürün!” Çocuklarımızın korkudan değil söyleneni yapmasını değil,kendisi için gerekli olanı düşünmesine ve bulmasına yardımcı olmalıyız.

B-Gözdağı vererek konuşmak

“Okulunu bitirmezsen sana para mara yok!””Ödevini bitirmezsen televizyonu unut!” Bir şeyi şarta bağlamak,onu daha cazip hale getirebilir.Ayrıca korku,boyun eğme vb davranışları tetikleyebilir.Öfke düşmanlık gibi duyguların oluşmasına neden olabilir.

C-Sürekli öğüt verme,çözüm önerileri getirme

“Senin yerinde olsam plan yaparak çalışırdım”,”sütünü içmezsen cüce kalırsın” vb.

D-Sıklıkla eleştirmek, yargılamak

“Sen zaten tembelin tekisin”,”Yine mi bitiremedin?” vb konuşmalar çocuğun kendisini yetersiz görmesine, aptal hissetmesine sebep olabilir.

E-Muhatabı sürekli övmek

Sürekli eleştiri ne kadar zararlı ise,sürekli yerli yersiz övmek de bir o kadar zararlıdır.

F-Ad ve Lakap takmak

“Aptal,geri zekalı, hadi sende, sulu göz,beceriksiz” vb hitaplar kendini değersiz hissetmesine neden olabilir.”Aşkım,sevgilim” gibi sözler de sıkıntıya neden olabilir.

G-Sürekli soru sormak,sınamak,sorgulamak

“Neden? Kim? Sen ne yaptın? Nasıl?” Çocuk sorgulanıyor hissine kapıldığında güvensizlik sebep olabilir.

ÖNERİLER

1-Çocuğunuza zaman ayırın.Çocuğunuzla geçen zaman asla boşa geçen zaman değildir.Çocuğu sevmek demek,ona bolca oyuncak vb almak değil, onunla ortak faaliyetler yapmak,zaman ayırmak,onunla oyun oynamaktır.

2-Onunla beraber olduğunuzda dikkatlerinizi ona yoğunlaştırın.Bu nedenle bir şeylerle meşgul olurken değil,kendinizi rahat hissettiğinizde onunla ilgilenin.

3-Aşağılamak,suçlamak,çocuk adına karar vermek yerine çocuğu dinleyin.Dinlendiğini hisseden çocuk,sevildiğini düşünen çocuktur.

4-Göz kontağı kurarak,gülümseyerek kabul belirtisini beden diliyle pekiştirin.Böylece “Kişiliğine saygı duyulduğunu” düşünerek iletişimi pekiştirin.

5-Anne, baba ve öğretmeninin kendisini dinlediğini gören çocuk duygularını ifade etme olanağı yakalar.Aldığı tepkilerle “anlaşıldım” duygusunu yaşar.Böylelikle rahatlar.

6-Çocuğunuza karşı davranışlarınızda tutarlı olun.Kendi içinizde çelişkili olmanız çocuğun “doğru davranışı bulmasına ya da göstermesine” engel olacaktır.

7-Çocuğunuzu başka çocuklarla kıyaslamayın.Çocuk anne babası ve öğretmeni tarafından önemsenmek,değerli bir insan olarak kabul edilmek ihtiyacındadır.Onun diğer çocuklarla kıyaslanması,kendini değerli görmesine engel olacaktır.Çocuğun kendine özgü,bağımsız bir birey olarak kabul edilmesi,ruh sağlığının temelini oluşturur.

Sevgili anne ve babalar, eğitimciler;

Çocuğunuzu,

-Hoşgörüyle yetiştirirseniz, Sabırlı olmayı öğrenir.

– Destekleyip yüreklendirirseniz, Kendine güven duymayı öğrenir.

– Yaptığı güzel şeyleri över ve beğenirseniz, Takdir etmeyi öğrenir.

– Hakkına saygı gösterirseniz, Adil olmayı öğrenir.

– Güven ortamı içinde yetiştirirseniz, İnançlı olmayı öğrenir.

– Kabul ve onay gösterirseniz, Kendini ve başkalarını sevmeyi öğrenir.

– Aile ortamı içinde dostluk ve arkadaşlık gösterirseniz, Bu dünyada mutlu olmayı öğrenir.

– Sevgi içinde büyütürseniz, Güvenmeyi öğrenir.

– Sürekli eleştirirseniz, Kınama ve ayıplamayı öğrenir.

– Kin ortamında büyütürseniz, Kavga etmeyi öğrenir.

– Alay edip aşağılarsanız, Sıkılıp utanmayı öğrenir.

– Devamlı utanç duygusuyla eğitirseniz, Kendini suçlamayı öğrenir.

– Devamlı gülünç duruma düşürürseniz, Çekingen olmayı öğrenir.

– Kendisine inanmazsanız, Dolandırıcılığı öğrenir.

– Aşırı hoşgörülü olursanız, Bencilliği öğrenir.

– Her zaman tenkit ederseniz, Kendini kabahatli bulmayı öğrenir.

 

KAYNAKÇA

Eğitimciye Notlar GBY Komisyon

Peygamberimizin Sünnetinde Çocuk Eğitimi Muhammed Nur Süveyd

NOT: Bu yazı Genç Birikim dergisinin Haziran 2014 sayısında yayımlanmıştır.