Cennete Açılan İki Kapı: Ramazan ve Kur’an!
Genel Yazarlar

Cennete Açılan İki Kapı: Ramazan ve Kur’an!

Bismillâhirrahmânirrahîm. Elhamdulillahi Rabbil’âlemin, vessalâtu vesselâmu alâ Rasûlinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve sahbihi ecma’în. Emmâ ba’d.
Lisânu’l-Arab’da “sıcağın çok olması, güneşin kum ve taşları ateş gibi yapması, yalın ayak yüründüğünde ayakları yakması” anlamlarına gelen ramad mastarından ve “güneşten dolayı çok fazla kızmış olan yer” anlamında ramda’ kelimesinden türediği belirtilen ‘ramazan’, kameri takvimde şaban ile şevval arasında bulunan 9. aydır. Arapların kültüründe önceden beri var olan bir isimlendirmedir.
Kaynaklarda neden bu isim verildiğine dair bazı yorumlamalar var olsa da genel kanaate göre isimlendirmenin sıcak, yakıcı bir zamana denk gelmiş olması ve Arapların, aylar üzerindeki oynamaları etkili olmuştur. Yani ramazanla ilgili açlık ve susuzluğun etkisiyle insanın içinin yandığı, orucun vermiş olduğu hararetle birlikte günahların yakıldığı… Aktarılan bilgiler, biraz sofistike bilgilerdir. Ramazan, her yönüyle mübarektir ve inşallah günahlara kefarettir ancak bu sunumu yaparken ramazanı doğru temeller üzerine bina edip aktarmamız gerekmektedir. Kaldı ki hicri takvimde yer alan her ay ismi, İslam’dan önce de vardı.
Ramazan, Kur’an-ı Kerim’de, adı ulvi bir şekilde geçen tek aydır. “Ramazan ayı… İnsanlar için hidayet olan ve doğru yolu ve (hak ile batılı birbirinden) ayıran apaçık belgeleri (kapsayan) Kur’an, onda indirilmiştir.” (Bakara 2/185). Allah teala, yalnızca ramazanı kuru kuru geçirmiş; açlık, susuzlukla bitap düşmüş bir kul görmek istemiyor. Vakıa da beklenen de sadece zahiri arınma değil, batıni olarak da arınmış bir kul olunmasıdır. Böyle olduğundan Allah teala, ramazan ayını ‘hakkı batıldan ayırıcı, dosdoğru yolu gösterici, dosdoğru yola iletici’ Kur’an ile bağdaştırıp devamında tekrar orucun detaylarına girmektedir. Yani ramazandan bahsedip oruca dair hükümlerle devam etmiyor; oruç, bedeni bir ibadet iken ayetin akışında hemen ona ruh verecek olan bir destekçi, maneviyat deposu, kalbin şifasına değiniyor. Orucu, salt nefsi şeylerden uzak kalma değil; bedeni ve kalbin, zikir olan Kur’an ile ünsiyetini sağlamlaştırma vesilesi olarak görmeliyiz. Çünkü bedenin tıbbi olarak temizlenmesi gerçekleşirken kalbin paslarının da sökülüp atılması gerekecektir.
“Ey insanlar, rabbinizden size bir öğüt, sinelerde olana bir şifa ve müminler için bir hidayet ve rahmet geldi.” (Yunus, 10/57). Ramazanın, Allah teala katında bu denli önemli olmasının bir nedeni de -yukarıda da değindiğimiz üzere- Kur’an-ı Kerim ile irtibatının çok kuvvetli olmasındandır.
Allah teala, rahmete ulaştıran bu zorluk ayında, kullarından kendilerini süsleyecek bir olguya (Kur’an) yönelmelerini ve bu, bir aylık süreçte Kur’an’ı hayatlarına adapte edip sonraki ayları da bu şekilde devam ettirmelerini istemektedir. İlginçtir ki on bir ay boyunca eline Kur’an almamış kişinin bile ramazanın rahmetinin cazibesinden dolayı okuma, dinleme iştiyakı artabilir. Okumayı bilmeyen dahi mukabelelere koşarak gider.
Ramazan ve Kur’an, insan bedeni gibidir. Allah subhanehu ve tealanın insanoğluna bahşetmiş olduğu en büyük nimet olan iki gözü gibidir. Tek gözlü ya da doğuştan âmâ olma, sonradan görme yetisini kaybetme gibi imtihanlarla da karşılaşabiliriz. Ramazan ve Kur’an, bir mümin için göz kaygısı gibi olmalıdır. Ramazana ulaştığımızda Kur’an’dan mahrum kalan acizler isek Allah’a tövbe istiğfar etmemiz gerekir. Kur’ansız bir ramazan; sıradan, basit bir ay demektir. En büyük hayırdan, nurdan gafil kaldığımız için de üzüntü duymalıyız. En sevdiklerimizin cenaze namazlarını kılıp toprağa defnetmekten daha buruk ve hüzünlü bir kalbe sahip olmalıyız. Bütün yıl çalışıp da primlerimizin, ikramiyelerimizin verilmediğini düşünelim. Dünya başımıza yıkılmaz mı? Yaşadığımız ramazanların sonuçları karşımıza geldiğinde, amel defterlerimizin düşük puanlarla yazılı olduğunu gördüğümüzde nasıl bir ruh hâline bürüneceğimizi tefekkür edelim. Böyle bir manzara ile karşılaşmamak için, daha şuurlu olmaya gayret etmeliyiz.
Ramazan; yenilenme, arınma ayıdır. Allah tealaya iman etmiş kulun, bunlara daha çok ihtiyacı olduğundan her yıl olacak biçimde farz kılınmıştır. Hac gibi, sadece ömür boyunca bir kez, gücü yetenlere farz kılınabilirdi. Mesele sadece oruç değil. Allah’ın aç kalmamıza da zaten ihtiyacı yok. Şümullü bir ibadet olarak Allah teala, bizlerden bu ayı hakkıyla ifa etmemizi ve her açıdan mükemmel geçirmemizi istiyor. Ölmüş kalplerin, amelden uzak uzuvların, zikirden mahrum dillerin, dünya metasına dalmış beyinlerin, laçkalaşmış karakterlerin yeniden ıslah olduğu bir ay olarak sonuçlanması gerekiyor. Geride bıraktığımız her yılın bilançosunu, ramazan terazisinde yapmamız isteniyor. Ramazan; iyi, bereketli geçtiyse güzel bir kuluz, demektir.
Her yönüyle rahmet ayı olan ramazan, iman edenleri Kur’an ile Allah tealaya yaklaştırırken cemaatle eda edilen ibadetlerle de vahdet ve velayı arttırmaktadır. Allah’a daha çok yaklaşmış olan kulun, bağ kurduğu muhataplarıyla muhabbeti güzelleşecek ve toplum-birey sevgisi artacaktır. Bu birlikteliğin artması adına Müslümanlar arasında etkileşimi kuvvetlendirecek adımlar atılması da elzem olacaktır. Orucumuzun tehlikeye düşmemesi ve kardeşliğimizin zedelenmemesi için; meclislerimizin, oturumlarımızın rahmete yakın ve gıybet, dedikodu, yalandan uzak olması gerekmektedir.
Ebu Hureyre’nin (ra) rivayet ettiğine göre Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Kim ki yalan söylemeyi ve yalanla amel etmeyi bırakmazsa Allah teala o kimsenin yemeyi, içmeyi bırakmasına, orucuna bir kıymet vermez.” (Buhari, Savm 8, Edeb 51). Enes (ra) ve tabiinden İbrahim b. en-Nehaî’ye (rahimehullah) göre bu tür haramlar, tutulan oruçta sevaba dair hiçbir şey bırakmaz. Allah, muhafaza eylesin.
Kimi için bir açlık, kimi için bir bıkkınlık, kimi için de bir külfet iken Müslümanlar için cennete ulaştıran bir nurdur. Gaflet ehli için “Ne zaman bitecek ya hu?” iken Allah’a en güzel şekilde kavuşma arzusundaki bir kul için “Acaba günahlarım bağışlanmış mıdır?” kaygısıdır. “Ramazan girip çıktığı hâlde günahları affedilmemiş olan insanın burnu sürtülsün.” (Tirmizi, Daavat 110).
Ramazanın Önemini Arttıran Etkenler
Üzerinde çokça durduğumuz üzere Kur’an’ın bu ayda nazil olması ve her yıl o zamana kadar nazil olmuş ayet ve surelerin Cebrail (aleyhisselam) ve Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ile karşılıklı arza yapılması, bizde de mukabele geleneğinin yaygınlaşmasında etkili olmuştur. Mütalaa edenler hatırlayacaktır ki İmam Nevevî’nin (rahimehullah), Kur’an-ı Kerim’e dair yazdığı -ev araba satılıp alınacak kadar değerli olan- et-Tibyan adlı eserinde, sahabe efendilerimizden bazılarının, ramazan ayına kavuştuklarında ailesiyle bir araya gelip mukabele yaptıkları aktarılır. Cennet arzusundaki kulların, Kur’an’ı özellikle bu ayda tezekkür, tedebbür, tefekkür ve derine inmek isteyenler için tefakkuh penceresinden okumaları, onlara farklı bir huşu kazandıracaktır. Ayetleri okurken Mekki ve Medenî olmaları, nüzul sebepleri de bilinirse bu, dönemin ruhunu kavramada kişiye çok şey katacaktır. “Ey iman edenler!” ayetini, Allah teala bize hitap ediyormuş gibi “Buyur ey Rabbim!” karşılığı verebilecek bir bilinçle okumalıyız. Dualarımızda “Allah’ım! Kur’an’ı kalplerimizin şifası kıl.” yakarışına çokça yer vermeliyiz. Camiamızda ramazan dahil, Allah’ın zikrinden gafil, kendini İslâm’a nispet eden ne kadar çok kardeşimiz var, doğrusu duyduğumuzda hayret etmekten kendimizi alamıyoruz. Sıradan insanlardan bahsetmiyoruz, “Ben Müslümanlardanım!” diyenlerden bahsediyoruz. Bu, olmaması gereken, dehşet verici, kötü görüntünün, bir insanın göçük altında kalmasından, denizde boğulmasından, bir uzvunun kesilmesinden daha facia bir şey olduğunun farkında bile değiliz. İyi şeyler yaptıklarını sananlardan olmaktan, Allah’a sığınırız.
İslam’ın beş şartından biri olan oruç, bu aydadır. Nafile olan oruç ibadeti bile -hadislerde geçtiği üzere- bu kadar övülmüş ve ifa eden için kuşkusuz cennet vadedilmiş iken farz olan bir oruç ibadetinin ifasının ahiretteki karşılığını tefekkür edelim inşallah. Ebu Said el-Hudrî’nin (ra) rivayet ettiğine göre Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Allah rızası için bir gün oruç tutan kimseyi Allah teala, bu bir günlük oruç sebebiyle cehennem ateşinden yetmiş yıl uzak tutar.” (Buhari, Cihat, 36; Müslim, Siyam, 167-168). Bilindiği üzere metinde geçen yetmiş sayısı, Arapçada çokluk ifade etmektedir. Bunun yanı sıra zaten orucun mükâfatı -başka rivayetlere göre- özel olarak Allah katına saklanmıştır. El-Kerim olan Allah’a dayanıyoruz.
Bin aydan daha değerli olan, adına sûre inmiş ve hadislerde de çok fazla yer verilmiş olan Kadir Gecesi, bu ay içerisindedir. İbn Ömer’in (ra) rivayet ettiğine göre ashaptan (ra) bazıları, rüyalarında Kadir Gecesi’nin ramazanın son yedi gününde olduğunu gördü. Bunun üzerine Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) şöyle buyurdu: “Rüyalarınızın ramazanın son yedi gecesinde birleştiğini görüyorum. Şu hâlde Kadir Gecesi’ni bulmak isteyen, onu son yedi gecede arasın.” (Buhari, Leyletü’l-Kadr, 2; Müslim, Siyam, 205).
Başta fıtır sadakası olmak üzere yapılan mali ibadetler, diğer aylara nazaran bu ayda daha faziletlidir. (Buhari, Savm, 7; Müslim, Fezail, 50) Resulullah, ramazan ayı girdiğinde daha da cömertleşirdi. İbn Abbas (ra), onun cömertliğini şöyle tasvir ediyor: “Cebrail ile ilk buluştuğunda esmek için engel tanımayan bereketli rüzgârdan daha cömert davranırdı.” (Buhari, Leyletül-Kadr 5; Müslim, İtikaf 7). Dolayısıyla biz, aciz ve cennete muhtaç kulların, daha cömert olmaya gayret etmesi gerekmektedir. Allah’a hamt olsun ki Müslümanlar, bu noktada daha bilinçli gibidir. Öyle ki ramazanın bereketinden olsa gerek zekât mefhumu, diğer aylarda değil de bu aya has kılınmış gibi gelenekselleşmiştir. Allah teala, infak şuurlarını daha da arttırsın.
Sadece bu aya verilmiş bir teminat olarak cennetin kapıları sonuna kadar açılır ve tüm şeytanlar bağlanır. “Ramazan ayı girdiğinde cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır ve şeytanlar bağlanır.” (Buhari, Savm 5). Allah azze ve celle, şeytanları bağlayarak kudsiyet atfettiği bu ayın rahmet kapılarını bize açmıştır. Her tarafımızı şeytani şeylerin sarmış olmasına ve içinde yaşadığımız toplumun ahlaki çöküntüye uğramasına rağmen, bunu apaçık bir şekilde hissediyoruz. İnsani şeytanlara karşı ise Rabbimizin lütfu ve yardımı dışında bir duruşumuz olmayacaktır. “İnsanlardan kimin şerri, ramazanda artarsa bilsin ki onun şerri, zincire vurulan şeytanların şerrinden daha fazladır. Zira insani şeytanlardan bazıları, cinni şeytanlardan daha sapıktır.” [Şeyh Abdulaziz Et Tarifi (hafizahullah)].
İnanarak ve sevabını Allah’tan bekleyerek ifa edenin günahlarının bağışlanacağı müjdelenen teravih namazı da bu aya hasrolunmuştur. (Buhari, “Ṣalatü’t-teraviḥ”, 1; Müslim, “Müsâfirîn”, 173-178). Ayrıca bu ay içerisinde, son on günü kapsayacak şekilde uygulanan itikaf, imkânlar dahilinde ihmal edilmemelidir. Bu aya özel olarak umre ibadeti de çok faziletli kılınmış ve hac sevabı seviyesinde olduğu haber verilmiştir. (Buhari, “ʿUmre”, 4; Müslim, “Ḥac”, 221, 222).
Selefimizin Nezdinde Ramazan Ayı
Süfyan es-Sevri (rahimehullah), ramazan ayı girdiğinde bütün ibadetleri terk eder ve kendini Kur’an okumaya yaklaştırırdı.
Zühri (rahimehullah), ramazan ayı geldiğinde şöyle derdi: “O, Kur’an tilaveti ve fakirleri doyurma ayıdır.”
İmam Malik (rahimehullah), ramazan ayı geldiğinde şöyle demiştir: “Hadis okumaya ve ilim meclislerinde bulunmaya ara ver ve mushafını eline alarak Kur’an okumaya yönel.”
Ramazan Açısından İki İnsan Profili
Biri, ramazanın ehemmiyetini kavrayamamış, belki de sıcağa denk geldiği için oflayıp puflayarak karşılamış, “Bilmem kaç saat oruç tutacağız, biter mi be!” diyen ve sonuç olarak bedbaht bir şekilde geçirmiş olan, diğeri de Ramazan geldiğinde sevdiği bir insanı karşılar gibi tavır sergilemiş ve hazırlık yapmış olandır.
İki motif ile karşı karşıyayız. Sevinç içinde miyiz yoksa üzüntü, keder hâlinde miyiz? Müslüman olarak bu durumu sorgulamamız gerekir. Şeytan, bizleri yazın sıcağıyla, çalışma saatleri ve şartlarıyla, en sevdiğimiz yiyecek ve içeceklerden mahrum kalmakla vesvese verip aldatmamalıdır. Ramazana girmeden önce; sıradanlıktan, gelenekselleşmiş bir ramazan olgusundan uzak, Allah’ın af ve mağfiretine yakın, o ramazan bu ve benim için bereketli, farklı bir havada geçecek psikolojisiyle hazırlık yapabiliriz. Bizler için “Bu ramazan, benim için günahların ter gibi akıp gittiği bir ay olacaktır ” beklentisinde bol bol zikirle doldurulmuş bir ay olmalıdır. “Tevbe edenler, ibadet edenler, hamt edenler, (Allah yolunda) seyahat edenler, rüku edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülükten alıkoyanlar ve Allah’ın sınırlarını koruyanlar. Müminleri müjdele!” (9/Tevbe, 112).
Kişinin, gündüzü oruç, zikir, Kur’an; gecesi de ibadetler olunca ve Kadir Gecesi’nin artıları da eklenince… Bizleri cehennemden azat etmek isteyen bir Rabbimiz var, elhamdülillah. “İman edenlerin, Allah’ı anma ve ondan inen Kur’an sebebiyle kalplerinin ürpermesi zamanı daha gelmedi mi?” (57/Hadid, 16). Evet, Rabbimiz, geldi! Özellikle mübarek ramazan bunun için bir fırsattır, biliyoruz. Ama buna rağmen ne yazık ki insan, çok zalim ve cahildir. Allah, hidayetimizi ve şuurumuzu artırsın. Allah’ın af ve mağfiretine sığınarak korku ve ümit arasında mücadelemizden bir an olsun geri kalmamaya gayretkeş olacağız. Inşallah
Velhamdülillâhi Rabbil âlemin. Selam ve dua ile…
Sercan AKBAYRAK
akbayraksercan@gmail.com

GRUBA KATIL