• İsmail Ceylan

    Çağımızda Aile Birliğinin Korunması[1]

    - 09 Mayıs 2022

Çağımızda Aile Birliğinin Korunması[1]

Bizler, aileyi toplumun nüvesi, kilit taşı, mayası olarak gören bir medeniyetin mensuplarıyız. Öyle ki bizim milletimiz alışverişte, sokakta, ticari ve sosyal hayatta tanımadığı insanlara dahi teyze, abi, amca gibi aile kavramlarıyla hitap eder. İnancımızda devletin beş temel vazifelerinden birisi de neslin korunmasıdır. Zaruret-i diniyye dediğimiz bu beş kavramdan (can, nesil, mal, akıl, din) bir tanesinin fesada uğraması, beş temel değerin tümünün fesada uğraması manasına gelir.

Kadim geleneğimizde aile ile toplumun, aile ile devletin kaderi özdeşleşmiş, bir ve beraber görülmüştür. Güçlü bir ülke, güçlü bir millet, huzurlu bir toplum olabilmenin öncelikli şartı, güçlü bir aile yapısına sahip olmaktır. Şeyh Edebali’nin o meşhur sözünden ilhamla söyleyecek olursak, aileyi yaşatmadan ne devleti ne de milleti yaşatabiliriz. Bu açıdan aile, millet varlığımızın temelidir, asli dayanağıdır. Aile, nesiller arasındaki değer aktarımının da en önemli aracıdır. Kişilik, okuldan ve toplumdan önce ailede inşa edilir, ailede oluşturulur.

Karakter, dışarıdan önce aile içinde şekillenir, biçim kazanır. Birey, sosyal hayatın kodlarıyla, büyüklerimizin deyimiyle adab-ı muaşeret kurallarıyla ilk kez ailede taşınır. Din, inanç, ahlak, edep, saygı, sevgi önce ailede öğretilir ve öğrenilir. Keza suç ve kötü alışkanlıklarla mücadelede ilk siper, yine ailedir. İnancımız, aileyi, iki cihan saadetinin anahtarı, dünyada cenneti yaşamanın vasatı, ortamı olarak tanımlar. Bunun için aileyi dışlayan her adım, aileyi önemsizleştiren her politika, aile bağlarının zayıflamasına sebep olan her davranış, aynı zamanda milli ve manevi bünyemize vurulmuş ağır bir darbedir. Aile kurumunda yaşanan bir sıkıntının siyasetten ticarete, eğitimden ikili ilişkilere kadar hayatın her alanına sıçraması kaçınılmazdır. Aile bağları çözülmüş, aile mefhumu ortadan kalkmış bir toplum, ne kadar zengin, ne kadar müreffeh olursa olsun ayakta kalamaz. Modern hayatın örseleyici hamleleri karşısında aile kurumuna sahip çıkmak, bir milletin kendi geleceğine de sahip çıkması demektir. Bizim aile hassasiyetimizin gerisinde işte bu anlayış vardır.

Son 60 yılda hayatla, çevreyle, kendimizle ve toplumla kurduğumuz ilişkiyi kökten dönüştüren iki büyük kırılma yaşadık. Bunlardan ilki, 1960’larda başlayan ve giderek artan köyden şehre yönelik kitlesel göçlerdir. Göç hadisesinin ülkemize, gecekondulaşmadan beşeri münasebetlere kadar çok geniş bir yelpazede ciddi etkileri oldu. Bu süreç, özellikle geleneksel aile yapımızda çok büyük değişikliklere yol açtı. Asırlar boyunca milletimizin adeta alamet-i farikası olan geniş ailenin yerini, anne-baba ve çocuklardan oluşan çekirdek aile yapısı almaya başladı. Bu süreçte şehir hayatının tabii bir sonucu olarak aile bağları zayıfladı. Tecrübeleriyle ailenin devamına, çocukların yetişmesine katkı sunan aile büyükleri ile çekirdek aile arasındaki ilişkilerin periyodu giderek uzadı. Özellikle yeni nesiller, hayatın zorluklarını göğüslemede en kritik destek noktalarından biri olan aile büyüklerinin birikimlerini böylece kaybetmiş olduk.

Şahit olduğumuz ikinci önemli kırılma ise teknoloji devrimiyle yaşandı. İnternetin ve modern iletişim araçlarının yaygınlaşmasıyla beraber beşeri ve sosyal hayatımızda ciddi değişiklikler ortaya çıktı. Dünyamızı devasa bir köye dönüştüren, mesafeleri ortadan kaldıran bu yeni dönemin etkilerini her alanda görüyoruz. Üretimden ticarete, bireysel münasebetlerden eğitime, siyasetten tüketim alışkanlıklarına kadar hayatımızın tüm safhalarında bu yeni dönemin dönüştürücü hamlelerini takip ediyoruz. Kullandığımız teknoloji bir taraftan hayatımızı kolaylaştırırken, diğer taraftan milli bünyemizde çözülmelere sebebiyet veriyor. Bu yeni dönemin de en büyük mağduru yine ailedir, aile kurumudur. Sosyal medyanın yaygınlaşmasıyla beraber bilhassa aile değerlerimizde çok ciddi erozyonlar yaşanıyor. Mahremiyet algımız yozlaşırken, maalesef mahrem alan kavramı gün geçtikçe anlamını yitiriyor. Önceki dönem nasıl geniş aileyi adeta ortadan kaldırmışsa, bu yeni dönem de çekirdek aileyi çözüyor, çekirdek aileyi yıkıyor. Bu sorun, sadece ülkemize mahsus da değildir. Aile kurumu, kültürlerden ve toplumlardan bağımsız olarak tüm dünyada güç kaybetmektedir. Özellikle Batılı ülkelerde aile kavramının içi boşalırken, anne babanın yerini ya tek ebeveynli bir model ya da tek kişilik hayat biçimi alıyor.

İnsan fıtratına aykırı sapkın ilişkilerin belli çevreler tarafından kasıtlı şekilde meşrulaştırılmaya çalışılması da aile kurumuna yönelik ana tehditler arasındadır. Nikâh akdinin değersizleştirildiği, evlilik dışı ilişkilerin normal sayıldığı, boşanmanın adeta teşvik edildiği sancılı bir süreçle karşı karşıyayız. Sürekli haz peşinde koşan hedonist ve egoist bir insan tipinin yüceltildiği bu gayr-i ahlaki hayat tarzı, maalesef etkisini ülkemizde her geçen yıl daha fazla gösteriyor.

Millet olarak çağın hastalıklarına karşı elimizdeki en büyük imkân, tüm saldırılara rağmen, halen varlığını güçlü bir şekilde devam ettiren aile kurumumuzdur. Bu açıdan adına aile dediğimiz mukaddes ocağın yaşatılması, tehditler karşısında korunması son derece önemlidir. Ailede çözülme olursa, millet olarak varlığımızın tehlikeye girmesi de kaçınılmazdır. Nesli muhafaza etmenin yolu da aile kurumuna sahip çıkmaktan geçiyor; bu, olmazsa olmazımızdır. Keza devleti korumak da ancak aileyi korumakla, kollamakla mümkündür.

Günümüz dünyasında aile kurumunu tehdit eden sınamaların boyutu da değişmiştir. Devletin tek başına bu tehditlerin üstesinden gelmesi mümkün değildir. Şayet millet olarak varlığımızı korumak istiyorsak, aile kurumuna hep birlikte sahip çıkmalıyız. Ruhen ve bedenen sağlıklı nesiller yetiştirmek istiyorsak ebeveynler olarak bizler de bu mücadeleye aktif destek vermeliyiz. Hiçbirimizin kenarda bekleme, “neme lazım” deme lüksü yoktur. Bu öyle önemli bir konudur ki, karanlıktan şikâyet etmek yerine, o karanlığı delecek bir kandil olabilmeyi gerektirir, bunu başarmalıyız.

Çocuklarımıza ilham kaynağı olması gereken sanatçılar ve sporcular, başarılarıyla değil de, özel hayatlarıyla gündeme geliyorsa aile kurumunu korumamız elbette zorlaşacaktır. Aileye sahip çıkılması elbette herkesin görevidir; ancak asıl mesuliyet, asıl yük anne-babalar olarak bizlerin omuzlarındadır. Biz, sıla-i rahim yapmazsak, büyüklerimizi sadece bayram günleri değil, her fırsatta ziyaret etmezsek ileride, evlatlarımızın bizleri ziyaret etmesini de beklemeyelim. Değişimi önce kendimizden, kendi şahsımızdan, kendi hayatımızdan başlatmazsak kimseye sözümüzü geçiremeyiz. Biz örnek olmazsak, çocuklarımızdan örnek davranışlar göstermesini de bekleyemeyiz.

Sunumun sonunda bazı hususlara dikkat çekmek istiyorum:

1- Bütün problemlerin kaynağında, İslâmî hayattan kopmanın olduğu gizlenmez bir gerçektir. Bunun için aileler, kendi özlerine dönerek, çocuklarına, iman, salih amel, güzel ahlak ve ahiret odaklı bir hayat anlayışını aşılamalıdırlar/aşılamalıyız.

2- Modern dünya, insanı meta haline getirmekte, insanı insan olarak değil, bir müşteri olarak görmektedir. Küreselleşen dünya, böyle bir nesil yetiştirmek istemektedir. Biz Müslümanlar, buna karşı tebdir almalıyız, hayat tarzımızla meta olmadığımızı, göstermeliyiz.

3- Uluslararası erk; sabiteleri olmayan, haksızlığa karşı duramayan köksüz bir nesil istemektedir. Bunun için mevcut değer yargılarını bir bir yok etme planlarını yapmaktadır. Biz, değerler üzerine bina edilmiş bir aile, ondan neşet eden bir toplum ve bu toplumun idare ettiği bir yapılanma inşa etmeliyiz.

4- Bize sunulan her plan, proje ve programların arka planını düşünmemiz ve içlerine yerleştirilen hinlikleri keşfe çalışmamız gerekir. Çünkü Batı’nın bize karşı gizli ve derin planlarının olduğunu asla unutmamalıyız. Çok yüzlü Batı medeniyeti, tuzak içinde tuzak kurma becerisine sahiptir. Bu hususta AB kriterlerine bilhassa son çıkan aileye ait kanunlara dikkat etmemiz ve karşı tedbir almamız hayati bir zorunluluktur.

5- Modern dünyayı anlayan ve fakat ona teslim olmayan kişilik sahibi evlatlar, nesiller yetiştirmeyi hedeflemeliyiz. İyi bir okul kazanmaları için harcadığımız maddi ve manevi gayretin hiç olmazsa yarısını iman ve ahlaklarını temin etmek, muhafaza etmek için harcamalıyız.

6- Çocuklarımızın da katılabileceği aile ortamlarını çoğaltmalıyız. Vakıf-dernek benzeri kurumlarımız, bu hususta gösterişi bırakarak, gelecek nesillerin sağlam yetişmeleri için gayret sarf etmeyi öncelemelidirler.

7- Televizyon, internet gibi iletişim araçlarını mutlaka kontrol altına almalıyız. Bu hususta alternatifler üretmeliyiz. Ne büsbütün hayattan kopuk ne de güncele teslim olmuş sabitesi ve ideali olmayan bir nesil. İkisi de zararlı ve nakısalarla maluldür. Mevcudu gören ve bilen fakat teslim olmayan ideal ve dava sahibi bir nesil öncelemeliyiz. Yakınmayı terk ederek çocuklarımıza İslam idealini aşılamalıyız.

8- Fert, aile, toplum, devlet ve medeniyeti birbirinden ayırmayan, biri diğerini besleyen bir bütünlük içinde gören bir anlayışı zihinlere yerleştirmeliyiz.

9- Evliliği kolaylaştırıcı ortamlar hazırlamalı ve teşvik etmeliyiz, evlenmelerdeki gösteriş ve israfı önlemenin çarelerini aramalıyız.

10- Aile içi sohbetler, dersler düzenlemeliyiz, aileyi konuşulabilir bir yuva, istişare edebilen bir meclis haline getirmeliyiz.

11- Dışarıdan kurtarıcı beklememeliyiz. Her şeyden biz Müslümanlar sorumluyuz. Mesuliyetlerimizi siyasi erke havale ederek işin içinden çıkma ucuzluğuna asla kapılmamalıyız.

12- Örnek insanlar göstermek zorundayız. İlmiyle, sahih itikadıyla, salih ameliyle, adaletiyle, gayretiyle, fedakârlığıyla örneklik teşkil edecek insanlar… Zenginlik yarışını bırakmalıyız, aramızda helal-haram, günah-sevap konuşulmalıdır. Ancak böyle bir ortamda İslam’ı modern dünyada temsil edebilecek nesiller yetişebilir.

13- Küresel kapitalizmle mücadele etmeden, onunla hesaplaşmadan, İslâmî aileyi ihya ve inşa etmek mümkün değildir. Küresel kapitalizmin tüketim çılgınlığa kapılmadan tüm insanlığa örneklik teşkil eden bir hayat tarzını dünyaya sunmasını bilmeliyiz.

14- İnancımız o dur ki, istikbal İslam’ındır ve ümmetin geleceği aydınlıktır. İslam dışı tüm düşünüş, anlayış ve yaşayışlar iflas etmiştir. Bundan sonra bize vurulacak en büyük darbe, uygulanacak en sinsi hile, bizi de kendilerine benzetmeleridir. Biz Müslüman olarak kişiliğimizi inşa edeceğiz. Müslümanın ahlakıyla ahlaklanacağız. İslam’ın değerleriyle donanacağız. Batıdan alacağımız çok fazla şey kalmamıştır. Hilekâr Batı, devrini tamamladı, miadını doldurdu, batmak üzere, bizi de beraber batırmak istiyor. Hayır, biz kendimiz olacağız ve kendimiz kalacağız.

 

Kaynaklar

1- Yedinci aile şurası (https://www.tccb.gov.tr/konusmalar/353/105228/7).

2- Aile Sempozyumu, 2014.

3- Prof. Dr. Faruk Beşer (Aile Sempozyumu 2014 değerlendirme).

4- Cemil Meriç, Bu Ülke.

5- Sezai Karakoç, Çağ ve İlham 2.

[1] 10 Şubat Perşembe günü, çevrim içi yapılan “Günümüzde Aile” başlıklı panelde sunulan tebliğin özet metnidir.