İslam varlığı, hayatı, olayları, olguları, ilişkileri Tevhid-Şirk, İman-Küfür, Adalet-Zulüm, Takva-Fücur, İfsad-Islah… vb. kavramları üzerinden anlamlandırır ve açıklar. Varlıkta müşahede ettiğimiz çelişkileri bu kavramlar üzerinden anlamlandırmamızı öğütler. Varlığın Sahibi (c.c.) hayat içerisindeki sahici düşünce ve ilişkilerin bu temel ve zemin üzerinden tezahür edeceğini murad etmiş, bu tezahürün nasıl gerçekleşeceğini de Nebiler/Rasuller üzerinden bizlere ayan etmiştir.

Tevhid’in bozulması, İslam’ın asliyetinden uzaklaşması, Müslüman toplumun yozlaşması bu kavramların ve bu kavramların açıkladığı amaçların hayatımızdan çekilmesiyle başlamıştır. Yeniden sahih, salih, izzetli bir yaşam için bu kavram, anlam ve amaçların sahih anlamlarıyla gündemlerimizi, yaşayışımızı yönlendirmesi gerekiyor.

Tevhid ontolojiyi (yaratılış/varlık), epistemolojiyi (ilim/bilgi), amelleri bir amaçlılık ve bütünlük üzerinden yeniden tanımlar. Tevhid varlığı, bilgiyi, amelleri birbirinden koparmaz bilakis amaçlılık ve bütünlük üzerinden birbirine rapt eder. Tevhid’in merkezinde Allah vardır. Şirk, Allah’ı dikkate almayarak varlığı, bilgiyi, amelleri bütünlüğünden kopararak, parçalayarak ‘Güç’ü ele geçirenin menfaati üzerinden yeniden tanımlar, hedeflendirir. Şirk öncelikle Allah’ın zatına, esmasına, sıfatlarına, efaline yapılan bir saldırıdır. Varlığın Sahibi’ne yapılan bu saldırıdan sonra insana, insan üzerinden bütün bir varlığa sonu parçalanmayla ve ifsadla sonuçlanan bir saldırıdır. Tevhid’e inanmak; birliği, bütünlüğü bozan, parçalayan her tür saldırıya karşı çıkmak, birliğe, bütünlüğe ulaşmak için cehd etmektir.

İman, insanın Hakikat’e ulaşma yolculuğunu, emin olma halini Allah’ın rehberliğinde, Nebilerin önderliğinde derinleşerek, yakinleşerek devam ettirme kararıdır. Mü’min, Allah’tan O’nun rehberliğinden itminan bulan, varlıkla emniyet üzere muamelede bulunan adamdır. Küfür, Hakikat’e kör ve sağır kesilme halidir. Hakikate karşı yarasalaşmaktır. Küfür insanın kendine ve varlığa karşı yaptığı en büyük kötülüktür. Kâfir, küfür halinin devamında Hakikat’e düşman kesilen insandır.

Adalet, her sözü ve ameli yerli yerince söyleme ve eyleme halidir. Yeryüzünün ve insanlığın Hakk üzere davamı adalete bağlıdır. Her zulüm, varlıktan ve insanlıktan eksilmedir, zulmün devamı helaktır. Zulmün sonuçları, Mümin-Kâfir ayrımı yapmadan herkese ulaşır.

Takva, Varlığın Sahibi’ni düşünerek, O’na karşı sorumluluk duyarak yaşamaktır. Fücur ise, Varlığın Sahibi’ne karşı serazat olma halidir. Sahibi’ne karşı serazat olandan, isyan edenden hayr’a ve ıslah’a karşı ne beklenebilir?

İfsat, varlığı ve içindekileri Fıtrat’ından uzaklaştırmaktır. Islah, varlığı ve içindekileri Fıtratları üzere devamını sağlamak için onlara adaletle muamelede bulunmaktır. Her zulüm bir ifsad hareketidir. Müşrik, Kâfir ve Zalim en büyük müfsiddir. Rabbim müminleri ifsattan ve ifsatçılardan uzak etsin.

Küresel Seküler Sistem, içimizdeki Belam’lar yardımıyla bu kavramları aslından uzaklaştırıp, içini boşaltmak için var gücüyle çalışmaktadır. Küresel saldırıyı durdurmak ve yok etmek, zihinsel işgale dur demekle başlayacaktır.

Bu kavramların ve amaçların insanlığın gündemine girmesi için Müslüman âlim ve mütefekkirlere büyük sorumluluklar düşmektedir.

Yeryüzü, Şirk’in günümüzdeki tezahürü olan Seküler felsefenin, kavram ve kurumlarının saldırısı ve hegemonyası altında bulunmaktadır. Batı Medeniyeti’nde vücut bulan bu anlayış, zer ve zor kullanarak bütün insanları kontrol etmek istemektedir. Varlık bulduğu medeniyet sınırları içerisinde başka, sınırları dışında ise başka tezahür etmektedir. Sınırları içerisinde, kendinden olanlar üzerinden gelişmiş, medeni(!) bir görüntü vererek ona bakanların hayranlıkla gözlerinin kamaşmasını, sınırları dışındakiler kendisine hayran ve hizmetçi olursa gelişmişliğinden ona da bir pay vermek istemektedir. Bu duruma itiraz edenlere; bu medeniyetin insani bir medeniyet olmadığını, göz kamaştıran halinin sahte olduğunu söyleyenleri, başka bir dünya ve medeniyet peşinde olanları acımasızca ya boyun eğdirmeye ya da tasfiye etmeye kalkışmaktadır.

Bu gün yaşadıklarımız Küresel Seküler Plan’ın tezahürleridir. Öncelikle bu Küresel Plan ve Saldırı’ nın farkına varmalıyız. Şirk Güçleri’nin temsilcilerinin planladığı bu plan teşhir edilmeden, bu planı uygulayanların habis elleri kesilip atılmadan coğrafyamız huzura kavuşamayacaktır.

Küresel Şirk Güçleri kendilerini kamufle etmek için bizlere görünen-görünmeyen tuzaklar hazırlamaktadırlar. Bizi kendilerini ve planlarını deşifre edip, teşhir etmememiz için sahte gündemlerle ve çelişkilerle oyalamaktadırlar. Küresel Şirk Güçleri:

1-Medya endüstrisinin bütün imkânlarını kullanarak bizleri vahşi topluluklar, kendilerini iyilik meleği, kurtarıcı olarak lanse etmektedirler. Kendilerinin, yerel işbirlikçilerinin peydahladığı, desteklediği örgütler eliyle İslam ve Müslümanlar barbar ve ilkel gösterilerek itibarsızlaştırılıyor, şeytanlaştırılıyor sonra da bu görüntüler ve algı üzerinden İslam dünyasına işgal operasyonları düzenliyorlar. İlk önce bu iğrenç ve sahte algıyla mücadele etmeliyiz. Medya’nın, Sermayenin/Kapitalistin/Burjuvanın “silahı” olduğunu unutmamak gerekiyor. Medya, Burjuvazi’nin “dördüncü kuvvetidir”. Bu araçtan insanlığa bir fayda zuhur etmeyeceğini kabul etmeliyiz. Medya sadece Sermaye Gücü’ne hizmet eder. Medya üzerinden birbirimizle konuşmayalım. Medya üzerinden halka konuşanlar birileri adına halkı manipüle etmektedir. Bu vahşi medya diline, hem fasık hem de kâfirden zuhur edecek bilgi kirlenmesine karşı çok dikkatli olmak zorundayız.

2-Bizleri ana çelişkilerden -Adalet-Zulüm, Tevhid-Şirk-  kopararak sahte çelişkiler üzerinden birbirimize düşman ederek, kendi ellerimizle kendimizi telef ettirmektedir. Batılı-Doğulu, Kürt-Türk-Arap-Fars-Alman-İngiliz, Sünni-Şii-Alevi, Laik-Dindar, Sağ-Sol, devletlerarası menfaat çelişkileri, Ulus devlette parti içi çelişkiler… üzerinden insanlık oyalanmaktadır. Küresel Liberal Kapitalist Sistem kendi zulümlerini ve yağmalamalarını gizlemek için bütün bir insanlığa hokus pokus çekmektedir.  Sahte çelişkiler üzerinden hak ve adalet mücadelesi verdiğini zannedenler Küresel ve onların yerli ortakları adına “vekâlet savaşları”na mecbur bırakılıyorlar. Bu vekâlet savaşını devam ettirebilmek için de zelil ilişkilere girmek zorunda kalıyorlar. Bu vekâlet savaşçıları görevlerini yapıp her şeyi berbat ettikten sonra efendileri kurtarıcı olarak sahneye davet edilmektedir. Geldiklerinde ise herkesi köle haline getiriyorlar. Bu gün olduğu gibi. Müslüman halkların ilk önce bu oyunu ve tuzağı fark etmeleri gerekiyor. Gerisi gelecektir.

Müslüman olarak hiçbir âdemoğlu ile bir meselemiz yoktur. İnsanın zulüm kaynaklı söz ve fiillerine hasımız. Kuran, Peygamberlere karşı çıkan zulmü iktidar aracı haline getiren “kavminin ileri gelenleri”ni eleştiri konusu yapmıştır. Bu günde zulmü iktidar ve rant aracı haline getiren monarklar, oligarklar, Küresel lordlar’a karşı eleştiri/muhalefet oklarını yöneltmeliyiz. Halkları istismar eden bu güç odaklarıdır. Müslüman halklar arasında savaş çıkaranlar, bu savaşlar sebebiyle halkları maddi, manevi olarak zayıflatanlar, Küresel güç odaklarına hizmet ederek halklarına en büyük kötülüğü yapmış olurlar. Sadece zulme yol yoktur. Hiçbir insana şeriatın belirlediği hükümler dışında kuvvet kullanılması meşru değildir. İnsan ilişkilerinde ana değer “adalet”tir. Müslüman, her durumda adaletten ayrılmayan, kimden sadır olursa olsun zulme ve zalime karşı olan insandır. Adalet değeri müzakere konusu edilemez, bizler “adaleti nasıl kâmilen yerine getirebiliriz” için müzakere ederiz. Başımıza ne geliyorsa bu değere gereğince hürmet etmediğimizden gelmektedir. Müslümanlar bu değere gereken hürmeti göstermedikleri müddetçe bu zilletten kurtulamazlar. Adil olmamanın bahanesi olamaz. Adil olduktan sonra her türlü zalimden hesap sorma hakkımız vardır. Biz adil olursak, zalimle mücadele edecek gücü Allah bize bahşedecektir.

İslam dünyasında yaşanılanlar Küresel Şirk’in tuzağına düştüğümüzün resmidir. Küresel Finans Kapitalizm, bizleri, müşteri olmaya davet ediyor. Küresel Kapitalizm nezdinde üretim-tüketim süreçlerindeki verimliliğimiz, başarımız kadar değerliyiz. Müşteri olmayı kabul etmeyenleri veya müşteri olmayı beceremeyecekleri ise maliyet hesabına bakarak, karada, denizde itlaf ediyor. Türkiye örneği üzerinden düşünecek olursak; Türkiye’ deki bütün toplumsal, siyasal kesimlerin-Laik, dindar, Kürt, Türk, Alevi, Sünni, sağcı, solcu-Kapitalizm gibi bir derdi bulunmamaktadır. Herkes ülke içi tartışmalarla Kapitalizme yöneltmeleri gereken enerjilerini birbirleriyle uğraşarak, çatışarak heba ediyor. Küresel ve yerel güç odakları medya üzerinden bu kesimlere talimatlarını bildiriyor, birbirleriyle nasıl mücadele edeceklerinin yol ve yöntemini öğretiyor. Küresel Sistem bu süreci sıfır maliyetle yönetiyor ve maksimum fayda sağlıyor. Biz enerjimizi ve imkânlarımızı birbirimizi boğazlamaya, zayıflatmaya, yok etmeye harcadıkça Kapitalist sömürücüler daha da semizlenmiş, güçlenmiş olarak üstümüze geliyorlar.

Küresel Liberal Kapitalist Sistemi mücadelelerinin odağına koymayan dini, siyasal çevrelerin, mücadelelerinin bizlere hiçbir faydası olamaz, faydası olmadığı gibi bizleri oyalayarak bizlere en büyük kötülüğü yapmış olurlar. Müslüman âlimler, önderler birbirleriyle uğraşacaklarına, kelamî tartışmalarla meşrep savunuculuğu yapacaklarına, enerjilerini Küresel Kapitalist Sistem’ e yöneltmeleri, bu sistemi halka teşhir edip, onunla mücadelenin temsiliyetini yapmaları gerekmez mi?

Bu büyük tuzağı bozmanın yolu; Seküler kavramlardan, ideolojilerden, kurumlardan, Medya propagandasından, sahte çelişkilerden, sahte gündemlerden zihnen ve fiilen kopmaktan geçmektedir.