• Harun Akça

    Bir Muallim Olarak Hz. Peygamber (s.a.v)

    - 15 Ekim 2021

Kur’an-ı Kerim’in ilk emri olan “oku” ilahi fermanıyla, Müslümanlar dört elle eğitim ve öğretim faaliyetlerine başlamışlar ve çok kısa bir sürede ilim ve irfanda zirveye ulaşmışlardır. Acaba bu ilk Müslümanları başarıya ulaştıran etmenler nelerdi, neler yaptılar da başarıya ulaştılar?
Her şeyden önce onlar, sadece Kur’an’ı lâfzî olarak okumamışlar, aynı zamanda onun derin anlamlarına nüfuz ederek, bizzat hayatlarında tatbik etmişlerdir. İkinci olarak, önlerinde Kur’an’ın kendisinden övgüyle bahsettiği Hz. Peygamber (s.a.v) gibi bir model şahsiyet vardı. Zira Hz. Peygamber (s.a.v), hem sözleri hem de davranışlarıyla ilim namına ne varsa teşvik ediyordu. Kur’an-ı Kerim, ümmiliğine ve çöl bölgesinde yaşamış olmasına rağmen, Rasulullah’ın (s.a.v.) bütün beşeriyetin rehberi ve eğiticisi olduğunu belirtmektedir.
İnsanlığın Hz. Peygamber’den (s.a.v.) sonra şahit olduğu önderlere ve rehberlere baktığımızda, onların konumlarının bile, bu yüce öğreticinin ve terbiyecinin büyüklüğünü, en güçlü şekilde gösterdiğini anlıyoruz. Çünkü eğitim tarihinde zikredilen tanınmış bütün büyük isimler, O’nun önünde küçük kalırlar. Bu eğitimcilerden hangisinin elinde, Hz. Peygamber’inkinden (s.a.v) daha çok insan yetişmiş ve hidayete ermiştir? Sahabeden ve onlardan sonra yetişmiş her biri bu eşsiz muallim ve terbiyecinin büyüklüğüne şahitlik ederek konuşan birer delillerdir.
Abdullah b. Amr b. As (r.a.) şöyle demiştir: “Rasulullah (s.a.v.), bir gün odalarından birinden çıkıp mescide girdi. İçeri girince halka olup oturmuş iki cemaat ile karşılaştı. Halkalardan biri Kur’an okuyor ve Allah’a dua ediyordu. Diğer halka ise ilim öğreniyor ve öğretiyordu. Rasulullah (s.a.v), bunu görünce ‘Hepsi hayır üzeredirler. Şunlar, Kuran okuyup Allah’a dua ediyorlar. Allah dilerse onlara istediklerini verir, dilerse vermez. Şunlar da ilim öğrenip öğretiyorlar. Ben de ancak bir muallim olarak gönderildim.’ buyurdu ve hemen onların yanına oturdu” (İbn Mace).
Bir eğitimci olarak, en iyi, en güzel ve hep en’leri üzerinde barındıran, en muallim olan Hz. Muhammed’in (s.a.v.) eğitim ve öğretim metotlarından bir kısmına ama en önemli kısımlarına bakarak, O’nun hayatından dersler çıkararak, örnek davet, tebliğ, terbiye ve eğitim metotlarına maddeler halinde bakmak gerekir:
1- Kısa bir zaman diliminde Hz. Peygamber’in (s.a.v) elinde bu kadar çok insanın yetişmesinde bir gariplik yoktur. Çünkü Hz. Peygamber (s.a.v.), onlara karşı toplu bir eğitim seferberliği başlatmıştır. Onları cehaleti kökünden kaldırmaya yönlendirmiş ve bu yönde onları teşvik etmiştir. Bu yüzden bu örnek nesil, ona gelip ilim aldılar, dinlerini öğrendiler ve birbirlerine öğretip bilgilendiler ve kısa bir süre içerisinde cehaleti üzerlerinden söküp attılar.
2- Rasulullah (s.a.v.) nübüvvetle birlikte kalkıp insanlar arasında ilmi yaymaya başladı. Açıklamalarının güzelliği, konuşmasının fasihliği, kelamının netliği, üslubunun tatlılığı, ikazlarının nezaketi, ruhunun aydınlığı, açık kalpliliği, yüreğinin inceliği, son derece sevecen ve şefkatli oluşu, kızgınlığında bile hikmetli davranışı, son derece dikkatli ve uyanık oluşu, zekâsının yüksekliği, insanlara aşırı ilgisi ve merhametiyle o gerçekten de bu dünyada hayrı gösteren bir muallimdi.
3- Rasulullah (s.a.v), insanlara bir şey öğretirken en güzel, en yarayışlı, muhatabın gönlüne en çok etki edecek, anlayış kapasitesine en münasip, bilgiyi zihnine yerleştirecek ve meseleyi ona izah etmeye yardımcı olacak en uygun metodu seçerdi. Hadis kitaplarına baktığımızda Hz. Peygamber’in (s.a.v.) ashabıyla olan konuşmalarına değişik renkler kattığını görmekteyiz. Bazen soru soran bazen cevap veren, bazen soru sorana sorusu kadar cevap veren, bazen verdiği cevaba başka şeyleri de ilave eden, bazen öğretmek istediği mesele için örnekler zikreden, bazen sözünü Allah’a yeminle söyleyen, bazen yüce bir hikmet sebebiyle soru soranı sorduğu şeyden başka bir şeye yönlendiren, bazen yazdırarak öğreten bazen çizerek öğreten, bazen teşbihle öğreten bazen açıklıkla cevap vererek öğreten, bazen cevabı kapalı olarak veren bazen de cevabı işaretle öğreten bir muallimdi.
4- Hz. Peygamber’in (s.a.v.) öğretim metotlarının en mühim ve en önde gelenlerden birisi; yaşamı, iyi hali ve yüce ahlakıydı. Hz. Peygamber (s.a.v), bir şey emrettiğinde bunu ilk önce kendisi yapar, ardından insanlar bu davranışı örnek alır ve onda gördükleri gibi yaparlardı. Hz. Peygamber (s.a.v.), bu bağlamda büyük bir ahlaka sahipti. Onun ahlakı, Kur’an idi. Allah, O’nu kullarına en güzel örnek yapmıştı.
5- Hz. Peygamber (s.a.v.), dinin ahkâmını peyderpey öğretirdi. Daha iyi alınması ve zihinlere yerleşip ezberlenmesi için öğretirken önem sıralamasında bulunur ve parça parça, bölüm bölüm öğretirdi. Cündeb b. Abdullah (r.a.) diyor ki: “Hz. Peygamber’den (s.a.v) Kur’an’ı öğrenmeden önce imanı öğrendik. Kur’an’ı daha sonra öğrendik ve onun sayesinde imanımız arttı” (İbn Mace). İbn Mesud (r.a.) da şöyle diyor: “Bizden biri 10 ayeti öğrendiğinde, içindeki manaları anlamadan ve onlarla amel etmeden diğer ayetlere geçmiyordu” (Taberani).
6- Hz. Peygamber (s.a.v), ashabı usanmasın diye nasihatte bulunmak ve öğretmek için uygun vakit ve durumları da göz önünde bulundururdu. Bu hususta itidal ve orta yolu tutardı.
7- Hz. Peygamber (s.a.v.), öğrenenlerin ferdi farklılıklarını göz önünde bulundururdu. Hz. Peygamber (s.a.v), dinleyicilerin ve soru soranların, ferdi farklılıklarına son derece dikkat ederdi. Herkese, anlayışına ve seviyesine göre hitap ederdi. Yeni başlayanların durumlarını göz önünde tutar, son noktaya gelmiş olanlara öğrettiklerini, onlara öğretmezdi. Herkesin sorusuna, onu ilgilendiren kadarıyla ve durumuna uygun olarak cevap verirdi.
8- Hz. Peygamber’in (s.a.v) öğretimdeki en önemli metotlarından birisi de dinleyenlerin dikkatini toparlamak, vereceği cevaba yoğunlaştırmak ve ne olabileceği hususunda, fikir üretmeleri için, karşılıklı konuşması ve soru sormasıydı. Böyle soru sorduğunda sahabe cevap veremezse, Rasulullah’ın (s.a.v.) verdiği cevabı daha iyi anlıyorlar ve mesele zihinlerinde daha iyi yerleşiyordu.
9- Hz. Peygamber (s.a.v.), çoğu zaman anlatmak istediği meselelerin anlaşılması için insanların gözleriyle gördükleri, dilleriyle tattıkları, hissettikleri ve elleriyle tuttukları şeyleri misal olarak getirirdi. Çünkü bu yolla öğrencinin anlaması kolay hale gelir, öğreten insan öğrettiği veya sakındırdığı şeyi daha hızlı ve tam olarak izah ederdi.
10- Hz. Peygamber (s.a.v), bazen anlatmak istediği hususları izah etmek için yere veya toprağa şekil çizerdi. Cabir (r.a.) anlatıyor: “Hz. Peygamber’in (s.a.v.) yanında otururken, işte böyle önüne bir çizgi çizdi ve ‘Bu, Yüce Allah’ın yoludur’ buyurdu. Sonra bu çizginin sağına iki çizgi, soluna da iki çizgi çizdi ve ‘Bunlar da şeytanın yollarıdır’ buyurdu. Ardından elini ortadaki çizginin üzerine koydu ve: ‘Bu, dosdoğru yoluma uyun. Sizi Allah yolundan düşürecek yollara uymayın. Allah size bunları sakınasınız diye buyurmaktadır’ (Enam/153) ayetini okudu.”
11- Hz. Peygamber (s.a.v.), bazı zamanlar öğretirken meramını sözle ifade etme yanında mübarek elleriyle de işaret ederdi. Bunu, anlatmak istediğini daha iyi açıklamak, zikrettiği veya öğrettiği şeyin ehemmiyetine dikkat çekmek için yapardı. Ebu Musa el-Eşari’den (r.a.) rivayetle Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurdular: “Mümin, diğer mümin için, parçaları birbirini perçinleyen bir bina gibidir.” Hz. Peygamber (s.a.v.) ardından bunu göstermek için parmaklarını birbirine kenetledi (Buhari, Müslim).
12- Hz. Peygamber (s.a.v.), sual soranların sorularına cevap verirdi. Dinin pek çok kural, hüküm ve temel esaslarını, ashabının sormuş olduğu sorulara cevap vermek suretiyle öğretmişlerdi. Ayrıca O, ashabını karşılaştıkları meseleler ve sıkıntılar ile öğrenmek istedikleri farzları ve dinin hükümlerini sormaya teşvik ederdi. Sahabiler, karşılaştıkları problemleri ve şüpheleri çözmek, cevabını öğrenmek ve sorunlarını gidererek imanlarının artması için, bunları Hz. Peygamber’e (s.a.v.) arz ediyorlardı. Hz. Peygamber (s.a.v.), her birinin sualine gönüllerini rahatlatacak şekilde cevaplar veriyordu.
13- Hz. Peygamber (s.a.v.), bazı zamanlar ashabıyla şakalaşıp onlara latife yapardı. Ancak O, bu şakalarda doğru sözden başka bir şey demezdi. Şaka diye yalan söylemezdi. Bilinmesi gereken pek çok şeyi şaka ve mizah vesilesiyle öğretirdi. Enes b. Malik (r.a.) anlatıyor: “Bir adam Hz. Peygamber’den (s.a.v.) yük hayvanı istedi. Hz. Peygamber (s.a.v.) ona, ‘Seni dişi devenin yavrusuna bindireceğim’ buyurdu. Adam ‘Ya Rasulullah! Dişi devenin yavrusunu ne yapayım’ deyince, Hz. Peygamber (s.a.v.) ‘Develeri dişi develer doğurmuyor mu?’ diye sordu” (Ebu Davud, Tirmizi). Hz. Peygamber (s.a.v.), bu hoş latifesiyle, devenin, yaşını başını alıp yük taşısa bile nihayetinde bir dişi devenin yavrusu olduğunu ona anlatmıştı.
14- Hz. Peygamber (s.a.v.), bazen zikrettiği hususu vurgulamak, muhataba önemini göstermek ve dinleyenin iyice anlayıp bellemesi amacıyla sözünü bazen birden fazla tekrar ederdi.
15- Hz. Peygamber (s.a.v.), bazen oturuşunu ve duruşunu değiştirerek sözünü tekrar ederdi. Bunu söylediği veya uyardığı hususun ehemmiyetini ve tehlikesini göstermek için yapardı.
16- Hz. Peygamber’in (s.a.v.) öğretimde kullandığı metotların en başta gelenlerinden birisi de yapılmasını istediği hayra teşvik etmesi, sakındırdığı şeyden de korkutmasıydı. Hz. Peygamber (s.a.v.), hayırlı şeylere, sevabını zikredip sağlayacağı faydalara dikkat çekerek teşvikte bulunur, şerden de azabını zikredip, kötülüklere ikazda bulunarak sakındırırdı. Hz. Peygamber (s.a.v.), konuşmalarında teşvik ile korkutma arasında bir denge gözetir, bazen ondan bazen de ötekinden bahsederdi. Sadece korkutarak nefret ettirmezdi. Keza sadece teşvik ederek insanların tembelleşip amelleri terk etmesine izin vermezdi.
17- Hz. Peygamber (s.a.v.), çoğu kez geçmiş ümmetlerin kıssalarını ve olaylarını anlatmak suretiyle ashabını eğitip öğretirdi. Bunlar, dinleyenlerin gönlünde son derece müspet tesir bırakır, onları yönlendirmede son derece etkili olurdu, gönüller bunları dinlemekle muazzam gayret ve iştiyaka gelir, kalp ve kulak bunları dinlemekten son derece hoşnut olurdu. İbret ve öğüt alınacak güzel örnekler ve misaller ile ashabını en iyi bir şekilde yetiştiriyordu.
Hz. Peygamber (s.a.v.), Allah’u Teâlâ’nın dinini, son ve ebedi kanunu öğretmek için, beşeriyete Allah Teâlâ’nın seçtiği bir muallim idi. Dünyada Allah için, Rabbimizin dininden daha kıymetli bir şey yoktur. Allah, değerli nizamını yaymak ve öğretmek vazifesi için peygamberlerin en üstünü Hz. Muhammed’i (s.a.v.) seçmiştir.
Allah’ın dinini insanlara tebliğ etmek için, seçilmiş olan bu muallim, görünüşü, gönül dünyası, tavrı, konuşması ve bütün halleri ile gerçek bir muallimdi. Onun, kâmil şahsiyeti İslam’ı öğrenenler için, onun gibi olmaları ve onun yolunu takip etmeleri için bir metottur.
Müslümanlara düşen görev ve sorumluluklar nelerdir? Her şeyden önce Müslümanlar, kendilerinin tüm insanlık için çıkarılmış “hayırlı bir ümmet” olma gerçeğini hatırlayarak ilk Müslümanlar gibi Kur’ani değerlere geri dönmeleri gerekir. En başta yapılacak iş, zihinlerin İslami değerlere dönmeleri olmalıdır; yani öncelikle zihinlerin işgalden kurtarılması gereklidir.
Maalesef günümüzde İslam’ın evrensel ilkeleri birer birer çiğnenmeye başlanmasıyla, ilim alanında da gerilemeler başlamış; bu da yetmezmiş gibi kadim İslam geleneğiyle hiç de ortak paydası olmayan Batı medeniyeti taklit edilmeye başlanmıştır. Sonuçta dokuz asırlık varlıklarını devam ettiren ve dünya ilmine çok önemli katkıları olan medreselerin kapanmasıyla, İslam medeniyeti de sonlanmıştır. İşte son birkaç asırdır Müslümanların bu geri kalmışlık bataklığından kurtulamamalarının en önemli nedeni, dini ve milli olmayan bir eğitim sistemini takip etmeleridir. Batının eğitim sistemi takip edilerek onlara uygun içerik, yöntem, öğretmen-öğrenci ilişkisi geliştirilmeye çalışıldıkça, İslam ülkeleri daha da batmış, sonunda ne idüğü belirsiz, melez bir medeniyet ortaya çıkmıştır.
Bugün gelinen noktada, çağdaş eğitim diye toplumlara yutturulmaya çalışılan eğitim sistemlerinden aslında sadece Müslümanlar değil, bizzat kurucuları olan batılılar da şikâyetçidirler. Zira bu eğitim sistemi, hiçbir ahlaki ve manevi değer tanımayan egoist bir nesil yetiştirmiştir. Sonuçları da tüm dünyada da ortadadır.
İslami eğitim sistemi, günümüz Müslümanları içinde kaynaklık edecek çok geniş bir birikime sahiptir. Zamanımızın şartlarına uygun olarak, kadim medeniyetimizin bu konudaki tecrübelerinden faydalanmamız gerekir. Zira onlar, uyguladıkları yöntem sayesinde, yaşadıkları çağın en iyileri, en hayırlıları olabilmişlerdir. Dönüş tekrardan İlahi Kelam’a ve Örnek Rasulü’nün sünnetine olduğu sürece, eğitim metotlarımız da bu iki kaynaktan beslendiğinde, işte o zaman özlenen ve beklenen günlere kavuşulacaktır. Bu, çok geç değildir, yakındır biiznillah…
Harun AKÇA
Faydalanılan eserler:
1. Abdülfettah Ebu Gudde, Bir Eğitimci Olarak Hz. Muhammed.
2. Prof. Dr. Mustafa Köylü ve Prof. Dr. Şakir Gözütok, Ana Hatlarıyla İslam Eğitim Tarihi.