• Genç Birikim

    Bid’atle Din’e Hizmet Olmaz!

    - 17 Mayıs 2013

“Din’den eksiltmek” ne ölçüde tahrif edici bir tasarrufsa, “Din’e eklemek”, yani Din’de aslı olmayan bir uygulama ihdas etmek de aynı şekilde hakikati rencide eden bir tavır alıştır.

Hatta “Din’e eklemek” dediğimiz hususiyet bir fazilet, bir ibadete düşkünlük olarak yorumlandığı için; sakıncası herkesçe malûm olan “Din’den eksiltme”ye göre daha sinsi bir tehlike olarak görülebilir, görülmelidir.

Oysa adına bid’at denilen, Din’de aslı olmayan bir uygulamayı ibadet ve Allah’a yakınlaşma amacıyla ihdas etmek, bu tür bir mesnedsiz tasarrufu meşru ve masum addetmeye başlamak, herkesin kendi hayat tecrübesi ve anlayışı paralelinde ‘yeni ibadetler’ icat etmesine yol açacağı için hakikati izafileştiren ve algımızın zeminini kaydıran bir etki üretecektir.

Selef-i Salihin dediğimiz o kutlu nesillerin, ilk üç asrın o örnek simalarının ve onları takip eden ulemanın, bu konuda alabildiğine hassasiyet göstermiş olmaları da, hem tehdidin hissettirmeden gelmesinde ifadesini bulan sinsilikle hem de insanların bu tür dayanaksız uygulamaları bir ibadet neşvesiyle hayata geçirmeleri ile ilgilidir.

Mesele, üzerinde durulacak birçok yön içerse de, biz bu yazıda münhasıran, bid’at konusundaki yaygın bir değerlendirme hatasından söz etmek istiyoruz.

Herhangi bir ‘asılsız’ uygulamanın tedavüle sokulmasına, dolaşıma girmesine itiraz ettiğiniz zaman karşınıza çıkan en önemli savunma biçimlerinden biri şu şekilde işletilmeye başlanıyor: “Bunlar her ne kadar bid’at işler olsa da bu bid’atler sayesinde insanlar Din’le ilişki tesis ediyorlar ya da var olan ilişkilerini derinleştiriyorlar.”

“Hayatların bu ölçüde dünyevîleştiği ve algıların bu kertede sekülerleştiği bir vasatta, Din’de döndürülebileceği bir aslı olmasa da, ortaya koymuş oldukları katkı hatırına bid’atlere sessiz kalmamızı talep eden” bildik bakış açısından söz ediyorum.

Mecbur bırakıldığımız ve içine hapsedildiğimiz bu cendere o kadar baskın ki, Din’de mesnedi, dayanağı olmayan işlere itiraz ettiğiniz takdirde, ‘insanların dindarlaşmasına vesile olan tasarruflara karşı çıkan biri’ pozisyonuna düşüyorsunuz!

Karşınıza dikilen algı/mantık o ölçüde etkili ve bir o kadar da kamuoyu oluşturma gücüne sahip ki, “Yahu kardeşim, insanların Din’le daha sahih yollardan ilişki kurabilecekleri kanalların suyu mu çıktı ki, bu tarz nevzuhur yollara tevessül ediyorsunuz!?” diyecek olduğunuzda, sesiniz daha tam çıkmadan boğulma riski ile karşı karşıya kalıyor, yaptığınıza yapacağınıza pişman ediliyorsunuz!

Şöyle bir sual tevcih etmenin bile bir cür’et haline gelmiş olması, durumun vehametini ortaya koyuyor: “Sizin bu mantığınıza göre, bir insan gidip bir türbeye çaput bağlasa ya da bir havuza dilek dilemek için para falan atsa, sonuçta hurafe olduğu herkes tarafından kabul edilen bu iş de, kişinin Din’le irtibatını sağlayan bir iş olmuyor mu!?”

Evet, Din’den eksiltme yapmak kadar, Din’e bir şey eklemek de yanlıştır, meşru ve masum addedilebilir bir tarafı yoktur.

Hiçbir bid’at, şahısları ve/veya ümmeti hakikate götürmez. Bilakis bu süreç, göz önündeki bazı zahirî faydaları uğruna normalleştirilirse, önü alınamaz zihnî ve itikadî inhiraflar, sapmalar sökün eder.

Tebliğ dilimizi bu tür bâtıl yollara prim vermeye müsait hale getirmek demek, zımnen, “Aslı ve hakikati ile anlatılırsa insanlar bu Din’in mesajına iltifat etmezler, dolayısıyla bu tür asılsız işlere muhtacız” demektir ki, bu mantığın ne ölçüde mahzurlu olduğu izahtan varestedir.

Din, Allah Resulü (sav) hayattayken itmam olunmuştur ve hakikatin, bizim gibi her yönüyle eksiklikle malûl fanilerin ‘katkılarına’ hiç mi hiç ihtiyacı yoktur.

Murat TÜRKER/ Darulhikme