Yeryüzünde seyahat, bir şehrin kalbine yolculuk etmek, suyuna, toprağına dokunmak, havasını solumak… İnsan, adım atığı mekânın ruhunu yakalamak için yorulur. Bir yere gidildiğinde sadece taşa-toprağa, yapıya-kapıya bakarak o yeri tanıyamaz, anlayamaz insan. Anlamak için insanla karşılaşmak gerekli. İnsana bakmak, insan yüzlerinde soluklanmak, insan gönüllerinde gezinmek gerekir. Kudüs’e seyahat etmeli insan. Hani demişti ya Aliya İzzetbegoviç, “Ve her şey bittiğinde, hatırlayacağımız şey; düşmanlarımızın sözleri değil, dostlarımızın sessizliği olacaktır.” Müminliğinin farkında olan insan, Kudüslü kardeşi bunca acıya katlanırken onu yalnız bırakmamalı, yaşadıklarına sessiz kalmamalı… Siyonist Yahudiler, ABD’liler, İslam açısından kutsal bulunan topraklar hakkında bunca kahpe planlar yaparken; bizler, sadece televizyonda şehit haberlerini duyunca kısa bir müddet üzülüyoruz. Bizler, Müminiz! Nasıl bununla yetinebiliyoruz? Kudüs davası, sadece Filistinlilerin, Arapların, Acemlerin değil, tüm Müslümanların hatta tüm insanlığın davasıdır. Bunun için tüm Müslümanlar, İslam Dünyası, Hristiyan Dünyası, erdemliliğini yitirmemiş tüm Yahudiler, tıpkı 2008 Gazze saldırılarında Gazze’yi bombalamayı reddeden 27 İsrailli pilotlar gibi ve yine Amerikalı Rochel Corrie gibi sorumluluk bilinci içerisinde, Siyonist Yahudilerin ve onların destekçilerinin karşısına dikilmelilerdir. Gerekirse ekonomik, kültürel, enformatik, siyasi-askeri mücadeleyi başlatmalıdırlar. Bugün, eğer iki Yahudi gencinin hazırlamış olduğu ve tüm tarihi inkâr eden, Filistin ve Filistinlileri yok sayan, bu yok saymaya da çeşitli gerekçeler üreten “yüzyılın yüzkarası” antlaşma metni, dünya kamuoyu önünde paylaşılıyorsa bunun vebali sadece ABD’nin, Yahudilerin, AB’nin değil, bizlerin, tüm İslam dünyasının omuzlarındadır.

Barışa hiçbir katkı sunmayacak olan Oslo anlaşmasından sonra oluşan yeni haritayı Filistinlilere dayatmakta olan “Yüzyılın Anlaşması” planının mimarlarının, iki Yahudi genci olduğunu belirttik. Birincisi, Damat Kushner; ikincisi, onun arkadaşı 30 yaşında olan Avi Berkowitz’dir. Onların bu planı, tarihe “yüz karası” bir plan olarak geçmeye mahkûmdur. Her iki Yahudi genci de “Tarihi unutalım” derken, diğer yandan da Kudüs’ün üç dinin de (Hıristiyanlık, Yahudilik ve İslam) kutsallarının olduğu bir yer olmasının altını çizmeyi unutmuyorlar! Aslında bu yaklaşımları ile tıpkı büyükanneleri, İsrail’in eski başbakanlarından Golda Meir gibi Filistin halkını yok saymaktadırlar. Zira Golda Meir de 1969’da kendisine yöneltilen bir soru üzerine, “Siz hangi Filistinliden bahsediyorsunuz? ‘Filistin’ ve ‘Filistinli’ diye bir halk yok ki ‘Filistin topluluğu’ olsun, ‘Filistin’ diye bir devlet olsun” şeklinde beyanda bulunmuştur.

Kudüs halkı, Siyonist İsraillilerin çeşitli saldırılarına karşı, şehitlik mertebesinin, ayet ve hadislerde de belirtildiği üzere ehemmiyetinin farkında olduklarından ve boyun eğmeye niyetli olmadıklarından mütevellit asla “İlk Kıblemiz”in bulunduğu bu toprakları teslim etmemişlerdir. Siyonist İsrail’in, ciddi düzeyde saldırıda bulunması sonucunda Filistinliler, Filistin topraklarının ele geçirilmesine karşı Filistinlilerin ayaklanması anlamına gelen birtakım intifadalar gerçekleştirmişlerdir. Bu intifadalar, silah ve sayıca ciddi farklarla üstün olan İsrail askerlerinin korkmasına sebep olmuştur. Rabbimizin Kur’an’da belirttiği ve Peygamberimizin hadislerinde görüldüğü üzere insanlığın geçmişi, yenilgiyle sonuçlanmış İslam düşmanları ve bozguncularla doludur. Buradan yola çıkarak Kudüs’te bulunan Siyonist İsrailliler ve İslam topraklarına acı çektiren nice milletler helak olacaktır. Dönemimizde cezalarını çekmeyecek olsalar da muhakkak kaçamayacakları ve inkâr edemeyecekleri yer, ahirettir. Yüce Rabbimiz, Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmuştur: “Rabbin, kıyamet gününe kadar onlara en ağır cezayı verecek kimseleri üzerlerine göndereceğini bildirmişti. Şüphesiz Rabbinin ceza vermesi çabuktur; yine O, çok bağışlayıcı, çok esirgeyicidir” (A’râf, 167).

Bizlerin; insani ve İslami duyarlılığını yitirmemiş özel ve tüzel kişilikler olarak, Trump ve Netenyahu ikilisinin almış olduğu “Yüzyılın Anlaşması” kararını yok hükmünde görmemiz, adı geçen anlaşma metnini ve o metni hazırlayan, destekleyen, alkışlayan tüm oluşumları “Tarihin Yüzkarası” olarak nitelendirmemiz ve insani-İslami mücadelenin ehemmiyetine inanmamız gerekiyor. Bu nedenledir ki sonuna kadar Kudüs’ün, Filistin’in, Filistinlinin yanında olduğumuzu bir kere daha ifade ediyoruz.

Ey Kudüs!

İsmi, “temiz ve kutsanmış” anlamına gelen Kudüs, bugün yeniden adaleti ve iyilik seferberliğini bekliyor dört gözle… Hz. Ömer’in adaletini, Selahaddin’in kararlılığını, Yavuz’un şefkatini, Abdülhamid’in dikkatini özlüyor… Kudüs, insanlığın boynunda bir borç olarak, kendisine yeniden sahip çıkacak kahramanların yolunu gözlüyor. Kalplerin akıllarla, duaların samimiyetle, kararlılığın sabırla birleştiği günler için dua ediyor ve gözyaşı döküyor Kudüs. Tarihte zaferle ve adaletle buluştuğu zamanların, ancak böyle zamanlar olduğunu çok iyi biliyor çünkü. Ve bize de “Siz de bunu bilirseniz, kavuşma vaktimiz yaklaşır” diye fısıldıyor.

Yusuf KELEŞ