Bu günlerde, ABD’nin cici demokrat başkanı Joe Biden, kendini, insanların kişisel trajedilerinin üstesinden gelmelerine yardımcı olmaya istekli olan, empatik bir adam olarak tanıtıyor. Ancak Biden’in, “dünyaya demokrasi getirme” kariyeri boyunca, milyonlarca insan için sayısız kişisel trajediye neden olan politikaları onayladığı çabuk unutuldu. Unutanlar, ABD’nin 2003’teki Irak işgalini hatırlasınlar.

Bu savaş, binlerce ABD askerinin ölümüne ve yaralanmasına, tahminen bir milyon Iraklı’nın öldürülmesine ve Ortadoğu’nun geniş bir kesiminin istikrarsızlaşmasına yol açtı. 2002’de Biden, Senato’daki 30. yılında “Senato Dış İlişkiler Komitesi Başkanı” olarak zirvedeydi.

Ronald Reagan’ın, 1983’te Granada’yı işgali ve 1986’da Libya’yı bombalaması, George H.W. Bush’un 1991’de Panama’yı işgali ve Bill Clinton’ın 1999’da Kosova’yı bombalaması olaylarında kibar ve sempatik başkanımız, ülkesi için kritik hizmetlerde bulunmuştu.

Irak lideri Saddam Hüseyin (1979-2003), 1991’de Kuveyt’i işgal ettiğinde Biden, Hüseyin’in uluslararası bir ambargo ile kontrol altına alınabileceğine inandığını söyleyerek Irak’ı işgal etmeye karşı oy kullandı. Ancak Bush, savaşa girdiğinde Biden, Bush’a tam destek verdiğini açıkladı; Bush’u, gerçek bir “liderlik” sergilediği için övdü ve ölen 110.000 sivilden hiç bahsetmedi.

11 Eylül saldırılarının ardından Biden, Afganistan’ın işgalini destekledi ve ülkenin yeniden inşasını finanse etmek için Marshall Planı tipi bir program için para toplamaya çalıştı. Biden, bu dönemde Başkan George W. Bush ile o kadar iyi bağlantı kurdu ki, evinden Beyaz Saray’a güvenli bir telefon hattı kuruldu ve Afgan Savaşı planlarını Bush ile özel olarak görüştü.

The New Republic gazetesi, Biden’i “Demokrat Parti’nin terörizme karşı savaşta fiili sözcüsü” olarak adlandırdı. Ekim 2001’de Dış İlişkiler Konseyi önünde bir konuşmasında Biden, “Teröre Karşı Savaşı”, medeniyet ile dünyaya düzensizlik ve kaos getirecek olan ulus ötesi bir terörist varlık arasındaki kıyamet mücadelesi olarak tanımladı. Ayrıca Biden, El Kaide’yi yenmek ve “ılımlı Müslümanları” güçlendirmeye yardımcı olmak için Orta Doğu’ya güçlü bir ABD bağlılığı çağrısında bulundu.

Irak hakkında sorulduğunda Biden, acil işgalden yana olmadığını, daha çok “daha akıllıca yaptırımlar” politikası uygulamaktan ve Saddam Hüseyin’in devrilmesini destekleyecek çok taraflı bir koalisyon için, fikir birliği oluşturmaktan yana olduğunu söyledi. Birkaç ay sonra Biden, 400 Delaware Ulusal Muhafız subayından oluşan bir kalabalığa şunları söyledi: “Saddam Hüseyin, şu andan itibaren beş yıl sonra yine görevde olmaya devam ederse, başımız büyük belada”.

Biden’ın Irak’ta rejim değişikliğine verdiği destek, 1990’ların sonlarına kadar sürdü. Birinci Körfez Savaşı’ndan sonra Saddam, Irak’ın kimyasal silah stoklarını imha etmeyi ve silah müfettişlerinin ülkeye girmesine izin vermeyi kabul etmişti. Senatör Biden, Saddam’ın işbirliğini büyük olasılıkla sona erdireceği konusunda uyarılmasına rağmen, Başkan Clinton’ın 1998’de dört günlük bir bombalama başlatmak için silah müfettişlerini görevden alma kararını destekledi. Daha sonra Biden, “Müfettişleri, Saddam’ın kovduğu” konusunda ısrar etti.

Biden’ın popüler olmamasına ve Irak’ın imhasında suç ortaklığına rağmen Obama, onu, oradaki en önemli adam olarak atadı ve ona, “Joe, sen Irak’ı halledersin” dedi. Geçmişe bakıldığında bu, çok akıllıca bir hareket değildi. Bağdat’taki ABD Büyükelçiliği’nde bir zamanlar diplomat olan Robert Ford, mezhepçi Şii siyasetçi Nuri el-Maliki’nin 2010’da Başbakan olarak geri dönmesini desteklemeye karar verdiğinde, DAEŞ’in yükselişini körüklemeye yardım ettiği için Biden’ı suçlamaktadır.

2016 yılında, El-Abadi hükümetine duyulan hayal kırıklığı, 2018’de parlamento seçimlerini kazanan Şii din adamı Mukteda el-Sadr’ın önderliğinde bir isyanla sonuçlandı. El-Sadr, Saddam Hüseyin’in devrilmesinden sonra ABD’nin Irak işgaline direnmek için Mehdi ordusunu seferber etmiş ve Irak’ı, İran’a yaklaştırmıştı. Onun yükselişi, Biden’ın ayrılmaz bir parçası olduğu ABD politikasının başarısızlıklarını yansıtıyordu.

2011’de ABD askerlerinin geri çekilmelerinden sonra Biden, Irak İslam Devleti ve Levant’ın eski Saddamist generaller, El Kaide ve küskün Sünniler tarafından desteklenmesiyle başlayan ikinci Irak Savaşı’nda, önemli bir rol oynadı. Haziran 2014’te Obama yönetimi, askerlerin danışma görevi göreceğini ve DAEŞ’in ABD’nin hâlihazırda savaş ilan etmiş olduğu El Kaide’ye eşdeğer olduğunu iddia ederek, Kongre’den izin almadan binlerce askerin Irak’a geri dönmesini emretti.

Biden’ın kişisel stratejisinden kaynaklanan hava saldırılarına yoğunlaşma, yakın tarihte görülmemiş sivil kayıplara neden oldu. New York Times Magazine’de yayınlanan bir araştırma, Irak’a yönelik 27.500 koalisyon hava saldırısı yapıldığını bildirmişti. Yazarlar, Irak’taki ikinci savaşın, “yakın Amerikan tarihindeki en acımasız ve açıktan yapılan savaş olabileceğini” belirttiler. Irak’taki ABD kuvvetleri, Başkan seçilen Biden’in ilk Afrikalı Amerikan Savunma Bakanı olarak atadığı General Lloyd Austin tarafından komuta edildi. Austin, roket destekli mühimmat ve patlamayla bağlantılı yaralanmalara neden olan güçlü patlayıcı silahlar kullanan ABD ve Irak güçleri tarafından Musul’un yağmalanması sırasında görevdeydi.

New York Times, Judida mahallesindeki bir yıkım panoramasını şöyle anlattı: “Öylesine büyük bir facia yaşandı ki bölge sakinleri, yıkımı Hiroşima’nınkiyle benzetmişlerdi. Enkazın arasından çıkan kırmızı bir kumaş parçasına sarılmış halde kömürleşmiş bir kol vardı; kırmızı tulumlarla gelen kurtarma görevlileri, kokuya maruz kalmamak için yüz maskeleri takıyorlardı”.

Biden’ın kendisi de bu kararlarından dolayı acı çekti -oğlu Beau, Bağdat’ın kuzeyindeki Balad Hava Üssü’ndeki zehirli gaz maruziyetinden kaynaklanmış olacağından şüphelenilen beyin kanserinden öldü- ve burada ABD ordusu, açık hava yanma çukurlarında günde yaklaşık 140 ton atığı yakıyordu.

Bugün itibariyle, önümüzdeki dört yıl içinde Iraklıları, Orta Doğuluları, kısacası dünyayı pek de iyi günlerin beklediğini söyleyemeyiz. Kısacası, “Batı cephesinde yeni bir şey yok”.

Jeremy Kuzmarov

Global Research, 20 Ocak 2021

Çeviren: İsmail Ceylan