• Harun Akça

    Ayete’l-Kursi’nin Fazileti

    - 08 Mayıs 2022

“O, Allah’tır. Ondan başka ilah yoktur. O, Hayy ve Kayyum’dur. Onu, ne uyuklama (gaflet) ne de uyku tutar. Göklerde ve yerdekilerin hepsi O’nundur. O’nun izni olmadan huzurunda şefaat edecek kimmiş? O, kullarının önlerinde ve arkalarında ne varsa hepsini bilir. Onlar ise O’nun ilminden ancak O’nun dilediğinden başka bir şey kavrayamazlar. O’nun kürsüsü gökleri ve yeri kuşatmıştır. Onların korunması O’na ağır gelmez. O, yücedir, büyüktür.” (Ayete’l-Kursi/Bakara Suresi 255. ayet)

Bakara Suresi 255. ayetin, diğer adıyla Ayete’l-Kursi’nin, faziletine dair birçok hadis Peygamber Efendimiz (s.a.v) tarafından bizlere bildirilmiştir. Bu hadisler, Bakara Suresi 255. ayetin, diğer ayetlerden biraz daha farklı olduğunu bizlere öğretiyor.

Allah Rasulü bir hadislerinde: “Kur’an-ı Kerim’de en büyük ayet, ayete’l-Kursidir.” buyurarak bu ayetin önemine dikkat çekmiştir. Ulemanın ifadesiyle “İsm-i Azamı” ihtiva eden uzunca bir ayettir ve bundan dolayı, bu ayeti ihtiva ettiği için bu sureye “Kursi suresi” de denmiştir.

Allah Rasulü (s.a.v.), bir gün sahabeden Ubey İbn Kab’a (r.a.) sordu: “Allah’ın kitabında senin yanında olanlardan hangisi en büyüktür?” Ubey İbn Kab (r.a.), “Allah ve Rasulü daha iyi bilir”, dedi. Bunun üzerine Allah Rasulü soruyu tekrar sorunca; Ubey ibn Kab (r.a.); “Allah’u la ilahe illa huvel hayyul gayyum” suresidir, dedi. Bunun üzerine Peygamberimiz (s.a.v), bu sözüne karşı onun göğsüne vurdu ve “ilim sana mübarek olsun ey Ebu Münzir” dedi.

Yine başka bir hadiste Peygamber Efendimiz (s.a.v.): “Kim, her namazın akabinde Ayete’l-Kursi’yi okur ise onun cennete girmesindeki tek engel, ölümdür.” (İmam Nesai) buyurmuştur.

Tabi ki Ayete’l-Kursi’yi diğer ayetlerden üstün tutan, içerdiği anlam derinliğidir. Bu ayette; tevhidi, Rabbimizin sıfatlarını, yaratılışı, yaratıkların yönetimini, ulûhiyeti ve rububiyeti, Rab karşısında kulların konumunu ve şefaati en güzel anlatan ayet, Ayete’l-Kursi’dir.

Tevhid, her şeyin başıdır. Yaratılış gayemiz, tevhiddir. Bir olan Allah’a ibadet etmek, O’na ortak koşmamak, kulluğu ve ibadeti yalnızca O’na yapmaktır. İlah, kendisine kulluk edilen varlık demektir. Allah, her insanı doğuştan kul olmaya müsait yaratmıştır. Bunun içindir ki bir Müslümanın Allah’tan başkasına kul, köle olması da asla düşünülemez.

Rabbimiz, Furkan suresi 43. ayette şöyle bildiriyor: “Kendi hevasını ilah edinen kimseyi gördün mü?” Bir başka ayette: “Ki o, Allah’ın yanında, Allah’la beraber başka ilâh tutmuştur” (Kâf, 26) buyurmuştur.

Bir olan Allah’a ibadet etmek ve O’ndan başka ilah tanımamak… Bu, kesin sözlü ve katıksız tek Allah inancı, İslam düşüncesinin dayandığı ve hayatın tümüne ilişkin, İslam’ın kaynağını oluşturan temel esastır. Kulluğu ve ibadet eylemlerini, sırf Allah’a yöneltme ilkesi, bu düşünceden doğar. Buna göre hiçbir insan Allah’tan başka bir kimseye kul olamaz, Allah’tan başka hiçbir merciye ibadete yönelmez, kendisini Allah’tan ve Allah’ın uygun görüp emre bağladığı mercilerden başka hiç kimseye itaat etmekle kendini yükümlü sayamaz.

Gerçekten yücelik ve ululuk sıfatları, sadece Allah’a özgüdür, bu sıfatlarda O’ndan başka O’nun hiçbir ortağı yoktur. Eğer kullardan biri kendisini dev aynasında görerek bu dereceye yükseldiği saplantısına kapılırsa, Allah, onu, dünyada horluğa, aşağılığa ve rezilliğe; ahiret de ise azaba ve perişanlığa mahkûm eder.

Hayy ve Kayyum Allah’u Teala’ınn iki ayrı ismidir. Rasulullah’ın (s.a.s) bu isimlerle Allah’a dua ettiği nakledilir. Bir hadiste, şu duayı yatağa girerken üç defa okuyan kimsenin günahlarının, denizin köpüğü kadar çok olsa bile, af edilebileceği bildirilmiştir: “Ben, kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayan, ‘Hayy’, ezeli ve ebedi diri ‘Kayyum’, her şeyin mutlak hâkimi olan Allah’tan bağışlanmamı diliyor ve O’na tevbe ediyorum” (Ahmed b. Hanbel) buyurmuştur.

Enes b. Malik (r.a.), bir adamın namazdan sonra “Hayy ve Kayyum” isimleriyle Allah’a dua ettiğini duyan Hz. Peygamber’in şöyle buyurduğunu nakleder: “Siz, Allah’a ne ile dua ettiğini biliyor musun?” Hazırda bulananlar: “Allah ve Rasulü daha iyi bilir” dediler. Rasûlullah (s.a.s) şöyle buyurdu: “Nefsimi kudret elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, O, Allah’a ism-i azamı ile dua etti. Allah, bununla dua edilince kabul eder ve bununla bir şey istenince verir” (Ahmed b. Hanbel ) buyurmuştur.

Allah’u Teâlâ’yı ne uyuklama basar ne de uyku tutar. Yani Allah için ne uyuklama ne de uyuma söz konusudur. Allah’u Teâlâ, yarattıklarından asla gafil değildir. Bir an bile onlardan habersiz değildir. Her şeyi gören ve hiçbir şey kendisinden gizli olmayandır. Uyku; gözlerin, kulakların ve duyuların fonksiyonlarının bitmesi demektir. Rabbimizi ne uyuklama ne de uyku tutar.

Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nun kuludur. Göklerde ve yerde görünür görünmez, bilinir bilinmez ne varsa hepsi O’nun mülkü ve kuludur. Her şey, O’nun mülküdür. Herkes ve her şey, O’nun hükümranlığı altındadır, O’nun hâkimiyeti altındadır. O Allah, Maliktir ve her şey O’nun mülküdür. Gerçek Malik, gerçek sahip O’dur.

“Mülk, Allah’ındır” demek, “o mülkte söz sahibi Allah’tır” demektir. Eğer mülk olarak biz, kendimiz ve sahip olduğumuz her şeyin Allah’a ait olduğuna iman ediyorsak o zaman kendimiz ve sahip olduğumuz şeyler konusunda söz sahibinin Allah olduğuna iman etmek zorundayız. “O’nun izni olmadan huzurunda şefaat edecek kimmiş?”

Rabbimizin kerim kitabı Kur’an-ı Kerim ve Peygamberimizin hadisleri, şefaat konusunu etraflı bir biçimde ele alıp anlatmışlardır. Biz biliyor ve inanıyoruz ki peygamberler, Allah’ın yeryüzünde en değerli ve en şerefli kullarıdır. Ama unutmayalım ki bunlar da bir kuldurlar. Elbette ki peygamberler, yeryüzünde dualarına icabet edilme yönünden en önde olan kullardır. Allah’ın bu sevgili kulları, Allah’a dua ettiklerinde, ya istedikleri şeyler dünyada veya burada verilmeyip ahirette kendilerine verilir.

Peygamberlerin dünyada yaptıkları duaların tamamı kabul edilmiş değildir. Bu dua, Allah’ın kendilerinden razı olmadığı kişiler hakkında dua ettikleri için reddedilmiştir. Nuh (a.s.), İbrahim (a.s.) ve sevgili Peygamberimiz, bunun en net örnekleridirler. Kimisi babası için, kimisi oğlu için, kimisi amcası için dua etmişlerdir, şefaat etmek istemişlerdir ama Allah buna izin vermemiştir. Öyleyse şunu kesinlikle söyleyebiliriz ki, Allah’ın razı olmadığı kişiler için yapılacak şefaat, asla kabul edilmeyecektir. Bir kere azaba layık olanlar için kesinlikle şefaat yoktur. Yani kesinlikle, ne kâfirler için, ne ehli kitap için, ne yahudiler, ne hristiyanlar ve ne de müşrikler için şefaat asla söz konusu değildir. Şefaat edene de, edilene de Allah’ın izin vermesi, şefaat yetkisi vermesi gerekmektedir. Allah’ın Rasulü (s.a.v.), Buhari ve Müslim’de geçen bir hadislerinde kendisinin şefaatiyle ilgili şöyle buyurur: “Ben, kıyamet gününde ilk şefaat edici ve ilk şefaat ettirilenim” buyurur.

Allah, insanların yukarılarını, aşağılarını, önlerindekileri, arkalarındakileri, bildiklerini, bilmediklerini, her şeyi bilendir. İnsanların öncesini ve sonrasını bilendir. Yani varlıklardan önce ne vardı? Varlıkların varlığından önce ne vardı? Onların yokluğundan sonra ne olacak? Bunu bilen, ancak Allah’tır. O’nun bilgisinin dışında kalan hiçbir şey yoktur. Ve hiçbir kimse Allah’ın bildiklerinden hiçbir şeye dair bilgiyi Allah, onu kendisine öğretmeksizin elde edemez. Allah izin vermedikçe hiçbir kimse, Allah’ın bilgisinden hiçbir bilgiye sahip olamaz. Öyleyse insanlar ne bilmişlerse, neyi biliyorlarsa, ne tür bir bilgiye sahiplerse, ister gayb âleminden, isterse şehadet âleminden olsun fark etmez. Kullar, Allah’ın bildiklerinin hiçbirini bilemezler ancak Allah’ın kendilerine öğrettiklerini bilebilirler.

“O’nun kürsüsü gökleri ve yeri kuşatmıştır.” Kürsi, ilim demektir. Öyleyse şöyle diyeceğiz: Allah’ın ilmi, gökleri ve yeri tamamen kuşatmıştır.

Kürsi, saltanat demektir. Kürsi, egemenlik ve hakimiyet demektir. Allah’ın saltanatı, Allah’ın egemenliği, Allah’ın hâkimiyeti gökleri ve yeryüzünü tamamen kuşatmıştır. Semalar, ay, güneş, yıldızlar, bulutlar, gece, gündüz, hayvanlar, bitkiler, canlılar, cansızlar her şey Allah’ın egemenliğine boyun bükmüştür. Tüm varlıklar yaratıcılarının yaratış gayesi istikametinde hareket etmektedirler.

Kürsi, kudret ve mülk demektir. Allah’ın gücü ve kudreti gökleri ve yeri tamamen kuşatmıştır. Allah’ın hükmü, Allah’ın kudreti, hâkimiyeti ve egemenliği göklerde ve yerde ne varsa hepsini kuşatmıştır. Kâinatta sadece insan değil, tüm varlıklar Allah’ın egemenliği altındadır.

Kürsi, mülk demektir. Allah’ın mülkü göktekileri ve yeryüzündekileri tamamen kuşatmıştır. Göklerin ve yerin mülkü tamamen Allah’ındır. Gökte ve yerde ne varsa hepsi Allah’ındır, Allah’ın mülküdür ve Allah’ın mülkünde yaşamaktadırlar. Tüm varlıklar Allah’ın egemenliğine, Allah’ın hükmüne teslim olmuş, boyun bükmüştür.

O halde Ayete’l-Kursi’yi bol bol okuyalım, okutalım. Farz namazlarının akabinde, yatmadan önce, bir işe başlamadan önce, bir işi bitirdikten sonra her zaman okuyalım. Ama anlamını düşünerek, tefekkür ederek, içerdiği anlamları, anlayarak ve hayatımıza aktararak okuyalım. Selam ve dua ile…

 

Faydalanılan Eserler:

  1. Seyyid Kutub, Fî zilali’l-Kur’an tefsiri.
  2. Ali Küçük, Besairu’l-Kur’an tefsiri.