Ar-Ge

İÇ-DIŞ

İnsanın iç alemi yani ruhi durumu ile dış dünya arasındaki bağı iyice kavramanız gerekir. Dış elem iç elemi kuşatır. Dış dünyadan kendini soyutlayarak kişiliğini inşa etmek sufi geleneğinde varsa da doğru bir davranış addedilemez. Belki de iç alemle dış alem arasında denge kurmak daha hayırlı olacak.

Varoluş sürecinde olan kişi, grup, çevre, topluluk, tarikat, parti, devlet, medeniyet vs. kendi içine dönüp "ben neyim, nasıl isbat-ı vücud edebilirim. Çevrede ve dünyada nasıl yer edinebilirim" sorularını sorarak kişiliklerini oluşturabilirler.

İnsanın, sadece kendi iç alemine bakarak ne olduğunu anlayabilmesi mümkün mü? Kendini çevreden soyutlayarak oluşturulan şahsiyet o kişi ve topluluğu ne kadar koruyabilir? Oluşturulan ortam bir gün dış çevre ile başka toplumla yüz yüze gelirse o şahsiyet ne kadar direnç gösterebilir?

Herhangi bir insan, diyetlim kendi iç dünyasında Allah'ın varlığını, kudret ve kuvvetinin devamlı tefekkür etse, ama Allah'ın insan için dış davranış olan amel işlemeyi sonraya bıraksa acaba nasıl bir kişilik olarak karşımıza çıkar? O kişi kelami ve tevhidi problemlerle çokça uğraşsa ve fakat namaz kılmayı daha hazır olmadığı için ertelese hali ne olur? Aynı kişi hem namazı kılar, hem ibadetleri yerine getirir ve kelami meselelerle de uğraşsa daha iyi olmaz mı? Aynı adam namazını kılar, Allah'ın kuvvet ve kudretini tefekküre devam eder, haksızlığa karşı da mücadele ederse daha da iyi olmaz mı? Bu akıl yürütmeyi çoğaltabiliriz.

Bir grup, çevre, topluluk vs. sadece kendi tarikatının, topluluğunun, çevresinin iç işleyişini dış alemden soyutlayarak merkeze koyar ve var olmaya kolektif kişiliğini oluşturmaya çalışırsa ve böyle bir kimlik edinirse acaba ne denli sahici olur. Kolektif oluşumlarını inşa ederlerken kendilerini çevrelerini içinde yaşadıkları toplumu hesaba katarak oluşumlarını tamamlamaya çalışırlarsa daha iyi olmaz mı?

Diyelim aynı topluluk içinde yaşadığı dar toplumu -şehir, ırk vb.- hesaba katarak isbat-ı vücud ederde içinde yaşadığı ülkeyi hesaba katmazsa bir kopukluk bir boşluk yaşanmaz mı? Yine bu topluluk içinde yaşadığı ülkeyi, şehri, çevreyi hesaba katar da var olmaya çalışırsa diğerlerine göre daha şanslı sayılmaz mı?

Bu topluluk sayılanlarla birlikte tüm dünyayı dünya durum alışını hesaba katarak var olmaya çalışırsa o zaman var oluşu daha gerçekçi olur.

Ülkeler ve medeniyetler de böyledir. Onların da iç ve dış alemleri vardır. Ülkelerin bağlı bulundukları din, dil, tarih, gelenek değerleri onların kendi iç varlıklarıdır. Bir ülke bunlaırn hepsini hesaba katarak aralarındaki dengeyi de kurarak var olmaya çalışırsa içi alemini dengeli tutuyor demektir. Eğer bunlar arasında bir ayrımcılık yaparsa kendi iç varlığını parçalamış demektir.

Dinin, tarihin, dilin, geleneğin ilişkisini de iyi kavramamız lazım. Burada asıl belirleyici olan inançtır, imandır, yani dindir. Tarih, dil, anane, coğrafi avantajlar dini anlayışın mihveri etrafında şekillenirler. Bir ülke dininden, tarihinden, dilinden, coğrafyasından koparılarak dünyada yer edinemez. Aynı ülke üzerinde yaşadığı coğrafyayı da hesaba katmalıdır. Yani kendi çevresini, komşularını, komşuları ile olan münasebetlerini ikinci halka olarak görmelidir. Bundan kendini soyutlayarak kıtalar ötesi kanat açarak başka ülkelerle irtibata geçerek onlarla iş tutması çok makul değildir. Belki çevresiyle iyi bir diyaloga girerek başka ülkelerle diyaloga geçebilir, ittifak kurabilir. Aksi halde komşuları ile ve kendi iç dinamikleri ile problemli olup bunun telafisi için başka büyük ülkelere sığınarak ayakta kalmaya çalışmak bir ülke için büyük bir hatadır. T.C. şu anda bu hatanın bedelini ödüyor.

Müslüman olarak bugün içine sürüklendiğimiz durum kendi iç alemimize fazlaca dalıp dış dünyayı ihmal etmemizden kaynaklanan bir durumdur. Yani biz İslam dairesindeki herhangi bir ekole mensup olabiliriz. Şafii olabiliriz, Hanefi olabiliriz, Caferi olabiliriz, Eşari olabiliriz, Maturidi olabiliriz, Selefi olabiliriz, hatta bunların hepsini ötesinde hepsini de hesaba katarak başka bir anlayış sahibi de olabiliriz. Belki de bunlardan birisine mensup olmak zorunluluk da olabilir. Ama birinci meselemizin bu olduğu anlamına gelmemelidir. İslam bütün bunların hepsini kapsayan bir dindir. Din adına bunlardan birini başkasına dayatma hakkımız yoktur. Eğer böyle bir yola girersek çevresini görmeyen bir insan durumuna düşeriz.